‘Sahipsiz Mersin, Güçlü M.İ.P. lobisine karşı…’
Mersin’ de liman işleticisi şirketin doğrudan veya dolaylı zamlar yapması karşısında canı yanan iş insanlarının şikâyetleri ve o şikâyetlere bigâne kalamayan bazı kurumların tepkilerini ortaya koyması artık her yıl tekrarlanan milli spor haline geldi…
Gelin görün ki liman işleticisi –ki yüzde 90’ ı yabancı şirketlerin kontrolünde- Doğu Akdeniz’ in en pahalı hizmetini vermekten geri durmuyor ve gösterilen tepkileri ‘vız gelir, tırıs gider’ babından umursamıyor…
Öyle olmasa imzaladığı sözleşmede yer alan ‘fahiş fiyat artışı yapamazsın’ hükmüne karşın geçmiş bir yana yalnızca 2024 yılında üstelik dolar bazında yüzde 65’e varan zam yapabilir miydi?
Dolar üzerinden akla ziyan bu zamlar yetmezmiş gibi, neredeyse tüm konteyner taşıyıcısı şirketlerin ‘erken yanaşma ayrıcalığı’ adı altında normal tarifeye ilaveten konteyner başına 30-40 dolar ilave ücret ödemek zorunda bırakılmasına ne demeli?
Limandan hizmet alan iş insanlarına fazlasıyla yansıtılan ‘garip’ örtülü zam kurbanlık koyun misali sessizce izlenmedi mi yıllardır?
Limanı devraldığı 2007 yılından beri sürekli fiyat arttıran şirkete karşı 18 yıldır sayısını benim bile unuttuğum o kadar makale kaleme alıp, mağdurlardan yetkililere varıncaya kadar herkesin ve her kesimin üzerine düşen sorumlulukları hatırlatmaya, atılması gereken adımlarla ilgili çözüm önerilerini dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım…
Bugünlerde bir kez daha bıçak kemiğe dayanmış olmalı ki, üyelerinden gelen tepkilere karşı MÜSİAD, Ticaret Borsası ve MTSO yönetimleri fiyat tarifeleriyle ilgili tepkileri bir kez daha dillendirmeye çalışıyorlar…
Ne mi yapıyorlar?
Liman işleticisi ile bir araya gelmeye çabalıyor, gerçekleşen buluşmalarda ‘bu son olsun’ babından sözler almaya çalışıyorlar…
Bunca yılın tecrübesiyle son söylenecekleri baştan ifade edeyim; liman işleticisi MİP’ e diyalogla, ricalarla geri adım attıramazsınız…
Yerden göğe haklı olduğunuz bu kavgada MİP’ e ancak hukuk üzerinden ve yargı eliyle dur diyebilirsiniz…
15 yıl önce Ağustos 2010’ da kaleme aldığım ‘Mersin Limanı Değneksiz Köy mü?’ başlıklı makalede resmi belgelere dayalı ortaya koyduğum tablo ve çözüm önerileri bugün de geçerli…
15 yıldır şikâyet eden, ancak haklı olduğu davayı yargıya taşımak yerine ricalarla çözüm bulmaya çalışanların arpa boyu yol alamaması, yöntem değiştirmedikleri sürece bundan sonra da bir yere varamayacaklarını göstermeye yeter…
O makaleden bir özeti yeniden yayınlayarak, bakış açısının ve yöntemin neden değiştirilmesi gerektiğinin anlaşılmasına yardımcı olacağıma inanıyorum…
**
Mersin Limanı Değneksiz Köy mü?*
(…)
Bugün zamlar nedeniyle ağlayan kurumlar, hizmet alanlar adına yapmaları gereken kamusal denetimi tam olarak yerine getirememişler. Getirmek bir yana son tabloyla ortaya çıktı ki bu konuda Mersin olarak limandaki tekelleşme tehlikesine karşı örgütlü hazırlığımız yok.
Örneğin TCDD ile MİP arasında imzalanan ve limanın devredilmesinden işletilmesine, tarifelerde yapılacak artırımın nasıl yapılacağına, hatta gerekirse geri alınmasına kadar her türlü işlemin nasıl yapılacağı sözleşme ile hüküm altına alınmış. Gelin görün ki Deniz Ticaret Odasından, İhracatçı Birliklerine, MTSO’ dan MESİAD’ a tüm kurumlar, bıçak üyelerinin kemiğine dayanınca isyan ediyorlar ama Mersin’ de hiçbir kurumun elinde her gelişmede hakemliğine başvurulması gereken bu mukavelenin örneği yok.
Oysa Devlet sırrı değil bu ve gizlenmesi bir yana, hizmetlerden dolaylı ve doğrudan etkilenen herkesin en ince detayına kadar bilgilenmesi en doğal hakkı.
Liman idaresinden devlet adına halen en önemli yetkilere sahip, ortaya çıkacak her türlü aksaklığı çözmekle birinci dereceden sorumlu Mersin Valiliğinin sözleşmeden habersiz olması ve sözleşmedeki yaptırımlar konusunda duyarsız kalması mümkün mü?
Sorunun tartışılmayacak netlikte cevabı var elbette. Üstelik son günlerde seslendirilen şikâyetler sadece doğrudan hizmet alanları değil, istisnasız Mersin’ de yaşayan herkesi bir biçimde etkiliyor. “Mersin eşittir Liman” yüzyıldır deneyimlerle gerçekliği ispatlanmış bir formül. Gerçekten de Liman iyi çalışırsa tüm kesimler daha fazla iş yapıyor, daha çok kazanıyor, bu kentin refah düzeyi yükseliyor. Tersi durum ise bunalıma sokuyor Mersin’i…
Bu gerçeklerin ışığında ve yeni işletmecisine devrinin 3 yılında Mersin limanının son durumunu, yapılan son zamların yasal ve reel gerekçeleri olup olmadığını tartışmaya açmakta yarar var:
T.C.D.D ile MİP arasında imzalanan sözleşmeyle; tarife değişiklikleri, yapılacak zamlar, işleticinin vereceği hizmetler, iç ve dış denetimler gibi pek çok husus hükümlere bağlanmış durumda. Kısaca kimsenin kafasına estiği biçimde hareket etme olasılığı yok.
Örneğin sözleşmeye göre, 30.12.2006 tarihinde TCDD tarafından uygulanan her türlü hizmet tarifesi 3 yıl boyunca yeni işletici eliyle aynen uygulanacak. Ancak devir tarihinde –ki bu tarih 11.5.2007 dir- TCDD’ nin vermediği hizmetlerin işletici tarafından yapılmaya başlanması ve bu hizmetlerle ilgili tarifenin TCDD tarafından onaylanması kaydıyla işletici bu yeni tarifeyi uygulayabilir.
Yine sözleşme gereği MİP, fiyatlara dokunamayacağı 3 yılın ardından eğer tarifelerde bir fiyat artışı yapacaksa bu artışlarla ilgili haklı ve kabul edilir gerekçeleri ortaya koyarak, yeni tarifeyi TCDD’ ye sunmak ve Ulaştırma Bakanlığı onayından geçirmek zorunda.
Kısaca MİP mevcut tarifeye 3 yıl içinde zam yapamayacak, tarifede yer almayan bir hizmet vermeye başlamışsa da, onunla ilgili maliyet hesaplarını ortaya koyup üzerine makul bir kâr ekleyerek TCDD’ nin yetkili biriminden onaylatacak.
Şimdi gelin tümüyle tanımlanmış, karşılıklı olarak imzalanmış, uyulmaması halinde mukavele feshine kadar gidebilecek hükümlerin geçen zaman içinde nasıl uygulandığına. Daha doğrusu taraflardan birinin neyi nasıl yaptığına:
MİP limanı devralır almaz, TCDD liman işletmesinin, 2004’ ten beri Mersin limanında ücretsiz olarak uyguladığı ISPS olarak adlandırılan Uluslararası güvenlik uygulamasını ücretli hale getiriyor. Dolu konteynerden 9, boş olandan 3 dolar tahsil etmeye başlıyor. Ne olup bittiğinden habersiz İhracat ve ithalatçı -kısaca müşteri diyelim- boynu kıldan ince biçimde istenen parayı ödemeye başlıyor.
Yetmiyor, limanı devralan şirket o güne kadar ücretsiz olan konteynerlerin kilit çözme ücreti olarak tanımlanan bir hizmetten de konteyner başına 4 dolar tahsil etmeye başlıyor. Durum sözleşmeye aykırı ama yazılı, sözlü uyarılar burada da işe yaramıyor.
Gelelim en önemli ve mükellefin canını en çok acıtan uygulamaya: Konteyner doldurma boşaltma ücreti limanın devredildiği gün TCDD Liman işletmesince 85 dolar olarak tahsil ediliyordu. –Bu ücrete temel teşkil eden maliyet ise 20 lik konteyner için 30, 40 feetlik konteyner için 40 doları geçmiyordu- MİP limanı devralmasının ardından 3 yıl boyunca fiyat arttırmama kuralına rağmen 11.5.2007 tarihinde bu hizmetten 143 dolar almaya başladı.
Oysa sözleşme hükümleri sarih: Yapılacak zamların mutlaka haklı, anlaşılır ve kabul edilir gerekçeye dayandırılması şart. Yani zam yapacaksanız, 3 yıl içinde hangi girdinizin dolar bazında –dolar bazında çünkü bütün tahakkuklar dolar üzerinden TL kuruna çevrilerek hesaplanıyor- ne kadar arttığını ortaya koymak zorundasınız. Hiçbir girdide yapılan zammı haklı gösterecek oranda fiyat artışı olmamasına rağmen yeni oranları hayata geçirmeye kalkışmak elbette cesaret işi ama daha da önemlisi bu zamlı tarifenin TCDD tarafından onaylanıp onaylanmadığı sorusuna yanıt bulmak gerekiyor. Kaldı ki, bu soruya cevap araması gereken kurumlar var –en azından olmalı- Mersin’ de.
MTSO- İhracatçı Birlikleri- Deniz Ticaret Odası gibi limandan hizmet alan üyelerin haklarını savunmakla yükümlü olan kurumlar başta olmak üzere hepimiz, son zamlarla ortaya çıkan oldubittilerin bir daha yaşanmaması için üzerimize düşeni yapmak zorundayız.
Aksi takdirde Mersin limanını, dilimizden düşürmediğimiz, uluslararası rekabete açık, doğu Akdeniz’ in en önemli terminal limanı yapma hedefimiz Kaf dağının ardındaki seraba döner.
Yıkım anlamına gelecek böylesi bir hayal kırıklığına dayanma gücümüz yok. Ortaya çıkan son durum ışığında Mersin dinamiklerinin “limanı izleme komitesi” oluşturup, sözleşmeye aykırı her durumla ilgili tüm yasal yolları arama ve gereğini yapma gibi bir tarihi sorumluluğu var. Çok geç kalmadan, bir an önce ve yapılanları şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşarak…”
*A. Ayan (Ağustos 2010 tarihli makale)