Avrupa Birliği (AB) ile Güney Amerika Ortak Pazarı (Mercado Común del Sur - MERCOSUR)25 yıldır müzakere edilen serbest ticaret anlaşması (STA) MERCOSUR dönem başkanlığını yürüten Paraguay'da 17 Ocak 2026 günü düzenlenen törenle imzalandı.
Anlaşma; AB ile MERCOSUR üyesi Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay'ı kapsayan ve 700 milyondan fazla nüfusun yaşadığı bölgeleri birbirine bağlayan, dünyanın en büyük serbest ticaret alanlarından birini oluşturmayı hedefliyor. Bolivya da MERCOSUR grubuna dahil olsa da başlangıçta anlaşmanın bir parçası olmayacak.
Anlaşma Fransa ve Polonya gibi bazı ülkelerin itirazlarına rağmen AB üyesi 27 ülkenin 21'inin nitelikli oy çokluğuyla geçen hafta kabul edilmişti.
Bu yeni serbest ticaret bölgesi, ABD Başkanı Trump' ın korumacı gümrük politikasına karşı bir işaret niteliği de taşıyor.
Masada olmadığı halde Türkiye'nin de bu anlaşmanın sonuçlarından etkilenip etkilenmeyeceği tartışma konusu. Uzmanlara göre Türkiye, AB ile Gümrük Birliği ilişkisi nedeniyle anlaşmanın doğrudan tarafı olmasa da özellikle tarım ve sanayi ürünlerinde rekabet dengelerini değiştirebilecek bir tabloyla karşı karşıya kalabilir.
Masada olmasa da denklemde yer alan Türkiye, süreçten neden etkileniyor?
Anlaşma kapsamında AB ile MERCOSUR arasında ticareti yapılan malların yaklaşık yüzde 91'inde gümrük vergilerinin kaldırılması planlanıyor. AB Komisyonu'nun hesaplamalarına göre, AB'nin MERCOSUR ülkelerine yıllık ihracatı bu sayede yüzde 39 oranında, yani yaklaşık 49 milyar euro büyüme kaydedebilir. 2024 itibarıyla iki taraf arasındaki ticaret hacmi 111 milyar euroyu bulmuş durumda.
Türkiye açısından tartışmanın merkezinde ise Gümrük Birliği yer alıyor.
AB'nin serbest ticaret ağının Türkiye ile uyumsuz biçimde genişlediği görüşü hâkim.
AB ve Türkiye'nin STA'ları arasında bir dengesizlik bulunuyor. AB'nin STA'ları 80'e yakınken Türkiye'nin 24 STA'sı yürürlükte bulunuyor…
Bu dengesizlik Türkiye açısından dezavantaj yaratırken, MERCOSUR anlaşması bu sorunu daha görünür hale getiriyor.
Anlaşma, dünyanın en büyük serbest ticaret alanını oluştururken, Türkiye gümrük birliği partneri olarak bundan doğrudan etkilenecek.
AB ülkelerinin MERCOSUR ülkeleri pazarına engelsiz erişimi söz konusu iken, Türkiye bu haklardan yararlanamayacak. Bu durum "hem AB üzerinden dolaylı ticaret baskısı" hem de "AB pazarında özellikle tarım açısından artan rekabet" anlamına gelecek…
Dünyanın en büyük serbest ticaret alanı nasıl şekilleniyor?
Anlaşmanın içeriğine bakıldığında; AB ülkeleri MERCOSUR ülkelerine daha çok otomobil ve kimyasal ürünler ihraç ederken, Güney Amerika'dan ağırlıklı olarak tarım ürünleri ve ham madde ithal ediliyor. Anlaşmanın Avrupa'nın ilaç, makine sanayi ve otomobil endüstrisi için büyük avantajlar sağlayacağı öngörülüyor. Otomobil sektöründe MERCOSUR ülkelerine uygulanan yüzde 35'e varan gümrük vergilerinin kaldırılması bu avantajlardan biri olarak görülüyor. Buna karşılık; sığır ve tavuk eti ve sebze meyve gibi tarım ürünlerinde AB iç pazarını korumak amacıyla kota ve ek güvence mekanizmaları da anlaşmaya dâhil edildi.
Türkiye açısından asıl sorunlu ve kırılgan alan tarım: Özellikle tarım ürünlerinde bu baskının ağır biçimde hissedileceği kaygısı söz konusu.
Türkiye tarım ürünleri Gümrük Birliği'ne dâhil değil ancak işlenmiş tarım ürünleri kapsama alanında ve Ortaklık Konseyi'nin 1998 tarihli kararıyla tarımda serbestleşme zaten uzun süredir hedefleniyordu..
Bu karara göre AB ile Türkiye arasında tarım ürünleri ithalatı ve ihracatında miktar kısıtlamaları ile eş etkili tedbirlerin kaldırılması öngörülmüştü. Ancak Gümrük Birliği'nin güncellenmesi sürecinde tarım ticaretinin serbestleştirilmesi hedef olarak benimsenmesine rağmen, bu süreç fiilen başlatılamadı.
Buna rağmen Türkiye'nin AB'ye önemli bir tarım ihracatı var ve üstelik 2025'ten itibaren kanatlı ihracatı da başlamış bulunuyor.. Oysa Brezilya ve Arjantin gibi tarım ve hayvancılıkta güçlü üreticilerin AB pazarına serbest ticaretle girmesi, Türkiye'nin bu ve benzeri alanlardaki rekabet gücünü kaçınılmaz olarak zayıflatacak…
AB pazarına MERCOSUR ülkelerinden gümrüksüz ya da düşük vergili ürün girişinin Türkiye'ye etkisinin ise kısa vadeden ziyade orta vadede daha da ağır biçimde hissedilecek.
MERCOSUR ülkeleri tahıl ve hayvancılık ürünlerinde önemli bir üretim ve ihracata sahip bu durum doğrudan kısa vadede bir baskı oluşturmasa da orta vadede rekabeti olumsuz anlamda etkileyecek…
Meyve-sebzede ise pestisit oranları nedeniyle başı yeterince dertte olan Türkiye ihracatı Mısır, Tunus, Fas gibi ülkelerle rekabette her gün biraz daha zorlanmakta…
Gelelim AB içinde MERCOSUR anlaşmasından kimlerin kazançlı, kimlerin zararlı çıkacağı sorusuna…
AB içinde anlaşmaya yönelik çekinceler tamamen ortadan kalkmış değil. Fransa başta olmak üzere bazı ülkeler, Güney Amerika'dan gelecek ucuz tarım ürünlerinin kendi çiftçilerini zor durumda bırakacağını tekrarlıyor. Polonya, Macaristan ve İtalya da kendi yerel endüstrileri için benzer endişeleri dile getirmişti. Ancak İtalya'nın Brüksel tarafından tanınan özel imtiyazlarla ikna edilmesi üzerine şerhini çekmesiyle anlaşma, "nitelikli çoğunluk" ile adı geçen ülkelerin itirazlarına rağmen 9 Ocak'ta kabul edildi.
Buna karşılık AB'nin lokomotif ülkesi Almanya ve ülkenin sanayi çevreleri, MERCOSUR anlaşmasını ihracat ve istihdam açısından önemli bir fırsat olarak görüyor. Alman Sanayi ve Ticaret Odası'na (DIHK) göre, 12 bin 500 Alman şirketi bölgeye ihracat yapıyor ve bunların yüzde 72'sini küçük ve orta ölçekli işletmeler oluşturuyor. Alman sanayicileri ayrıca, Avrupa'nın elektrikli otomobiller için ihtiyaç duyduğu lityum ve bakır gibi hammaddeleri de Güney Amerika'dan temin etmeyi hedefliyor.
Türkiye için çıkış yolu ne: Koruma mı, güncelleme mi?
Bu tablo karşısında Türkiye'nin, AB ile yeniden masaya oturup daha kapsamlı ve sürdürülebilir çözüm üretilmesi amacıyla Gümrük Birliği anlaşmalarının güncellenmesi ve lSTA sorunu başta olmak üzere iki taraf için de zorluk yaratan sorunların müzakere yoluyla çözülmesi en akla yakın çözüm gibi duruyor…