SİTESOL1
TOLGAGÖKÇELİ

ORMAN YANGINLARINI NASIL AZALTABİLİRİZ? ÜNLÜ AKADEMİSYENDEN EZBERLERİ BOZACAK AÇIKLAMA: KOPYALAYIN!

Gündem (mersindesonhaber) - mersindesonhaber | 23.08.2026 - 21:53, Güncelleme: 23.08.2026 - 21:53 122 kez okundu.
 

ORMAN YANGINLARINI NASIL AZALTABİLİRİZ? ÜNLÜ AKADEMİSYENDEN EZBERLERİ BOZACAK AÇIKLAMA: KOPYALAYIN!

Türkiye, 38 yılda yaklaşık 635 bin hektardan fazla ormanını yangınlarda kaybetti. Bu alan, İstanbul’dan daha büyük bir alana, Lüksemburg’un yaklaşık 2,5 katına ve 900 bine yakın futbol sahasına denk geliyor. Orman ekolojisi ve iklim değişikliği alanında Türkiye’nin önde gelen akademisyenlerinden Prof. Dr. Doğanay Tolunay, yangınlarla mücadelede atılması gereken, ezberleri bozacak adımları SosyalUp’ın YouTube kanalında yayımlanan Yaşam Hasadı programında açıkladı.

Türkiye’de son yıllarda iklim krizinin derinleşmesi, yüksek sıcaklıklar, kuraklık ve insan ihmallerinin etkisiyle birlikte orman yangınlarının sıklığı ve yıkıcılığı büyük boyutlara ulaştı. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yayımlanan verilere göre, Türkiye genelinde sadece geçen yıl 3 bin 224 orman yangını meydana geldi ve 81 bin 473 hektardan fazla orman alanı yangınlardan etkilendi. Türkiye’nin toplam orman varlığı ise 2025 itibarıyla yaklaşık 23,4 milyon hektar seviyesinde bulunuyor. Aynı verilere göre 1988–2025 yılları arasındaki 38 yıllık dönemde ülkemizde toplam 86 bin 531 adet ormanı yangını meydana geldi ve toplam 634 bin 575 hektar orman alanı bu yangınlardan zarar gördü.[1] Bu alan, İstanbul’dan daha büyük bir alana, Lüksemburg’un yaklaşık 2,5 katına, Van Gölü’nün 1,7 katına, Marmara Denizi’nin yarısından fazlasına ve 900 bine yakın futbol sahasına denk geliyor.   Artan risk karşısında Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadele kapasitesi de güçlendiriliyor. 2026 yangın sezonu için 28 uçak, 119 helikopter ve 14 insansız hava aracından oluşan toplam 161 hava aracı görevlendirildi, hava filosunun toplam su atma kapasitesi 462 tona çıkarıldı.[2] Ancak yangınlarla mücadelede yalnızca müdahale kapasitesinin artırılması yeterli olmuyor. Nitekim Orman Genel Müdürlüğünün 2025 verilerine göre yangınların önemli bölümü insan kaynaklı nedenlerden meydana geldi. Yangınların yüzde 42’si ihmal ve dikkatsizlik, yüzde 13’ü kaza, yüzde 4’ü kasıt, yüzde 9’u yıldırım kaynaklı olurken yüzde 32’sinin nedeni ise belirlenemedi.[3] Bu tablo, yangın çıktıktan sonra yapılan müdahalenin yanı sıra yangını ortaya çıkaran riskleri önceden azaltmanın önemini de ortaya koyuyor.   Orman ekolojisi ve iklim değişikliği alanında Türkiye’nin önde gelen akademisyenlerinden olan, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay orman yangınlarıyla mücadelede alınan önlemleri daha da güçlendirecek dikkat çekici bilgiler paylaştı. Yangınla mücadelenin yalnızca uçak ve helikopter sayısı üzerinden değerlendirilmesine karşı çıkan Tolunay, asıl dönüşümün yangın çıktıktan sonraki “kriz yönetiminden”, yangın öncesindeki “risk yönetimine” geçmek olduğunu vurguladı.   “Sıfır yangın hedefi gerçekçi değil” Sosyal fayda odaklı iletişim platformu SosyalUp’ın YouTube kanalında yayımlanan ve Marjinal Porter Novelli Marka Direktörü ve Doğa Gönüllüsü Eray Çoşan Akkuş’un sunduğu Yaşam Hasadı programına konuk olan Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “sıfır yangın” hedefinin gerçekçi olmadığının altını çizerek, özellikle Ege ve Akdeniz coğrafyasında yangının doğal süreçlerin bir parçası olduğunu, asıl hedefin yangınların sayısını ve etkisini mümkün olduğunca azaltmak olması gerektiğini vurguladı.   “Orman kendi kendine tutuşmaz” Kamuoyunda sıkça tartışılan "Kızılçamlar kolay yanıyor, sökülüp yerine başka türler dikilsin" anlayışının ekolojik açıdan büyük bir hata olduğunun altını çizen Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Kızılçam ve maki örtüsünün Akdeniz iklimiyle evrimleştiğini hatırlattı. Tolunay, Akdeniz bitki örtüsünün yangına uyum sağlamış yapısına dikkat çekerek, “Evet kolay yanarlar. Ama yangın sonrasında da çok kolay şekilde orada tekrardan orman kurmaya başlarlar. Hatta yangından bir hafta, on gün sonra maki bitki örtüsünde yer alan çalılar, ağaççıklar, kökleri yangında zarar görmediği için sürgün vermeye başlarlar.” diye konuştu.   “Doğadan kopya çekmek gerekiyor” Karadeniz’e özgü nemli iklim ağaçlarının Ege ve Akdeniz’e dikilmesi durumunda ilk kurak sezonda tamamen yok olacağını söyleyen Tolunay, bu nedenle yangın sonrasında yapılacak restorasyon çalışmalarında doğal ekosistemin esas alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Mutlaka doğayı temel almak gerekiyor. Doğadan kopya çekmek gerekiyor. Karadeniz’de hiç yangın çıkmıyor, oradaki ağaç türleri yanmıyor, onları buraya Akdeniz’e getirelim deniyor. Karadeniz’de yangın çıkmaması ve oradaki ağaç türlerinin yanmaması tamamen iklimle ilişkili. Onları alıp Ege Akdeniz’de diktiğiniz zaman ertesi yıl hiçbir fidan kalmaz. Dolayısıyla doğayı taklit edip maceraya girmeden o ormanların restorasyonunu yapmamız lazım.”   “Gelecek hesaba katılmalı” Bugün yapılan ormancılık uygulamalarında gelecekteki iklim koşullarının da hesaba katılması gerektiğini söyleyen Tolunay, “Bugün dikilen bir fidan en az orada 50-60 yıl hayatta kalacak. Bazı türler 150-200 yıl kadar kalacak. 150-200 yıl içindeki iklimi de düşünmemiz gerekiyor artık. Bırakın 200 yılı, 50 yıl sonra Türkiye 3-4 derece daha sıcak olabilir. Yağışlar yüzde 20 kadar azalabilir. O koşullarda oraya diktiğiniz bitki nasıl hayatta kalacak? Bütün bunları planlamak gerekiyor.” dedi.       “Günümüzde artık kriz değil, risk yönetimi kavramı var” Yangınla mücadelenin yalnızca söndürme araçları üzerinden tartışılmasına karşı çıktığını belirten Tolunay, asıl önceliğin yangın çıkmadan önce riskleri azaltmak olması gerektiğini vurgulayarak, “Uzun yıllardan beri yangınların sadece uçak helikopter sayısına indirgenmesine şiddetle karşıyım. Yangın çıktığı anda en kısa sürede gidelim, mümkün olan en fazla araç, gerek uçakla yangını bir an önce söndürelim yaklaşımı belki 30 yıl önceki bir yaklaşım. Günümüzde artık kriz değil, risk yönetimi kavramı var.”   Yangının büyümesini sağlayan unsurlardan birinin de yanıcı madde olduğunu belirten Tolunay, özellikle kuru otlara dikkat çekti: “Ormanlarda bir kıvılcımı azaltmak lazım. İkincisi de yanıcı madde yönetimi. Kuru otlar, ağaçlardan dökülmüş yapraklar varsa ufacık bir kıvılcımla bunlar tutuşarak bir de hızlı ilerliyor. Bu otları müdahale edene kadar rüzgâr da varsa çok hızlı ilerliyor ve uçak, helikopter, arazöz, itfaiye neyse gelene kadar yangın metrelerce yayılmış oluyor.”   “Keçi otlatma tek başına bir çözüm değil” Son dönemde sıkça tartışılan keçi otlatma uygulamasının da her orman için geçerli bir formül olmadığını söyleyen Tolunay, genç ormanlarda keçilerin fidanlara ciddi zarar verebileceğini, buna karşılık ağaçların yeterince geliştiği bazı alanlarda ot ve çalıları tüketerek yanıcı madde miktarının azaltılmasına katkı sağlayabileceklerini belirtti. Tolunay’a göre keçi otlatma, ot biçme veya kontrollü yakma gibi yöntemlerin tamamı daha geniş bir “yanıcı madde yönetimi” yaklaşımının parçası olarak, alanın özelliklerine göre değerlendirilmek zorunda.   “Her yangın alanına aynı reçete uygulanamaz” Yangın sonrası yapılacak çalışmaların bölgenin ve yangının özelliklerine göre belirlenmesi gerektiğini söyleyen Tolunay, “Öncelikli olarak yangından hemen sonra bir envanter çıkarılması gerekiyor. Hangi türler yandı? Orman neydi? Ormanın yaşı neydi? Yangının şiddeti neydi? Bütün bunların hepsinin kayıt altına alınması lazım.” dedi.   Fidan dikiminin de her durumda ilk seçenek olmaması gerektiğini belirten Tolunay, “Ağaçlandırma, fidan dikimi yapılabilir mi? Evet yapılabilir. Ama B planı, C planı olarak değerlendirmeli. İlk etapta mümkün olduğunca oradaki ağaçların üzerinde yeterince tohum varsa, o yoksa çevredeki ağaçlardan toplanan tohumlarla ilk önceliğimiz bu şekilde olmalı” şeklinde konuştu.   Yangınların ardından vatandaşların iyi niyetle başlattığı kontrolsüz fidan dikimlerine karşı da uyaran Tolunay, “Vatandaşlar ellerindeki her türlü fidanı buralara dikmek istiyorlar. Bunu kesinlikle tavsiye etmiyoruz. Bahçemizdeki elma ağacıdır, armut ağacıdır, başka ağaçlardır; onları oraya götürdüğünüz zaman doğada zaten bunlar yaşamayacaklar. Aynı zamanda da onlarla birlikte çeşitli hastalıklar ormana taşınabilir.” dedi.   Prof. Dr. Doğanay Tolunay’ın konuk olduğu Yaşam Hasadı’nın son bölümünün tamamını aşağıdaki link üzerinden izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=8FHnpcsI5hE   [1] https://cdniys.tarimorman.gov.tr/api/File/GetGaleriFile/482/DosyaGaleri/9865/2.11_orman_yanginlari_19882025.xls [2] https://www.tarimorman.gov.tr/Sayfalar/GormeEngellilerDetay.aspx?Liste=Haber&OgeId=7111 [3] https://www.ogm.gov.tr/tr/haberler/orman-yanginlarina-karsi-bilinclendirme-seferberligi-milyonlara-ulasti
Türkiye, 38 yılda yaklaşık 635 bin hektardan fazla ormanını yangınlarda kaybetti. Bu alan, İstanbul’dan daha büyük bir alana, Lüksemburg’un yaklaşık 2,5 katına ve 900 bine yakın futbol sahasına denk geliyor. Orman ekolojisi ve iklim değişikliği alanında Türkiye’nin önde gelen akademisyenlerinden Prof. Dr. Doğanay Tolunay, yangınlarla mücadelede atılması gereken, ezberleri bozacak adımları SosyalUp’ın YouTube kanalında yayımlanan Yaşam Hasadı programında açıkladı.

Türkiye’de son yıllarda iklim krizinin derinleşmesi, yüksek sıcaklıklar, kuraklık ve insan ihmallerinin etkisiyle birlikte orman yangınlarının sıklığı ve yıkıcılığı büyük boyutlara ulaştı. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yayımlanan verilere göre, Türkiye genelinde sadece geçen yıl 3 bin 224 orman yangını meydana geldi ve 81 bin 473 hektardan fazla orman alanı yangınlardan etkilendi. Türkiye’nin toplam orman varlığı ise 2025 itibarıyla yaklaşık 23,4 milyon hektar seviyesinde bulunuyor. Aynı verilere göre 1988–2025 yılları arasındaki 38 yıllık dönemde ülkemizde toplam 86 bin 531 adet ormanı yangını meydana geldi ve toplam 634 bin 575 hektar orman alanı bu yangınlardan zarar gördü.[1] Bu alan, İstanbul’dan daha büyük bir alana, Lüksemburg’un yaklaşık 2,5 katına, Van Gölü’nün 1,7 katına, Marmara Denizi’nin yarısından fazlasına ve 900 bine yakın futbol sahasına denk geliyor.

 

Artan risk karşısında Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadele kapasitesi de güçlendiriliyor. 2026 yangın sezonu için 28 uçak, 119 helikopter ve 14 insansız hava aracından oluşan toplam 161 hava aracı görevlendirildi, hava filosunun toplam su atma kapasitesi 462 tona çıkarıldı.[2] Ancak yangınlarla mücadelede yalnızca müdahale kapasitesinin artırılması yeterli olmuyor. Nitekim Orman Genel Müdürlüğünün 2025 verilerine göre yangınların önemli bölümü insan kaynaklı nedenlerden meydana geldi. Yangınların yüzde 42’si ihmal ve dikkatsizlik, yüzde 13’ü kaza, yüzde 4’ü kasıt, yüzde 9’u yıldırım kaynaklı olurken yüzde 32’sinin nedeni ise belirlenemedi.[3] Bu tablo, yangın çıktıktan sonra yapılan müdahalenin yanı sıra yangını ortaya çıkaran riskleri önceden azaltmanın önemini de ortaya koyuyor.

 

Orman ekolojisi ve iklim değişikliği alanında Türkiye’nin önde gelen akademisyenlerinden olan, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay orman yangınlarıyla mücadelede alınan önlemleri daha da güçlendirecek dikkat çekici bilgiler paylaştı. Yangınla mücadelenin yalnızca uçak ve helikopter sayısı üzerinden değerlendirilmesine karşı çıkan Tolunay, asıl dönüşümün yangın çıktıktan sonraki “kriz yönetiminden”, yangın öncesindeki “risk yönetimine” geçmek olduğunu vurguladı.

 

“Sıfır yangın hedefi gerçekçi değil”

Sosyal fayda odaklı iletişim platformu SosyalUp’ın YouTube kanalında yayımlanan ve Marjinal Porter Novelli Marka Direktörü ve Doğa Gönüllüsü Eray Çoşan Akkuş’un sunduğu Yaşam Hasadı programına konuk olan Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “sıfır yangın” hedefinin gerçekçi olmadığının altını çizerek, özellikle Ege ve Akdeniz coğrafyasında yangının doğal süreçlerin bir parçası olduğunu, asıl hedefin yangınların sayısını ve etkisini mümkün olduğunca azaltmak olması gerektiğini vurguladı.

 

Orman kendi kendine tutuşmaz”

Kamuoyunda sıkça tartışılan "Kızılçamlar kolay yanıyor, sökülüp yerine başka türler dikilsin" anlayışının ekolojik açıdan büyük bir hata olduğunun altını çizen Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Kızılçam ve maki örtüsünün Akdeniz iklimiyle evrimleştiğini hatırlattı. Tolunay, Akdeniz bitki örtüsünün yangına uyum sağlamış yapısına dikkat çekerek, “Evet kolay yanarlar. Ama yangın sonrasında da çok kolay şekilde orada tekrardan orman kurmaya başlarlar. Hatta yangından bir hafta, on gün sonra maki bitki örtüsünde yer alan çalılar, ağaççıklar, kökleri yangında zarar görmediği için sürgün vermeye başlarlar.” diye konuştu.

 

“Doğadan kopya çekmek gerekiyor”

Karadeniz’e özgü nemli iklim ağaçlarının Ege ve Akdeniz’e dikilmesi durumunda ilk kurak sezonda tamamen yok olacağını söyleyen Tolunay, bu nedenle yangın sonrasında yapılacak restorasyon çalışmalarında doğal ekosistemin esas alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Mutlaka doğayı temel almak gerekiyor. Doğadan kopya çekmek gerekiyor. Karadeniz’de hiç yangın çıkmıyor, oradaki ağaç türleri yanmıyor, onları buraya Akdeniz’e getirelim deniyor. Karadeniz’de yangın çıkmaması ve oradaki ağaç türlerinin yanmaması tamamen iklimle ilişkili. Onları alıp Ege Akdeniz’de diktiğiniz zaman ertesi yıl hiçbir fidan kalmaz. Dolayısıyla doğayı taklit edip maceraya girmeden o ormanların restorasyonunu yapmamız lazım.”

 

“Gelecek hesaba katılmalı”

Bugün yapılan ormancılık uygulamalarında gelecekteki iklim koşullarının da hesaba katılması gerektiğini söyleyen Tolunay, “Bugün dikilen bir fidan en az orada 50-60 yıl hayatta kalacak. Bazı türler 150-200 yıl kadar kalacak. 150-200 yıl içindeki iklimi de düşünmemiz gerekiyor artık. Bırakın 200 yılı, 50 yıl sonra Türkiye 3-4 derece daha sıcak olabilir. Yağışlar yüzde 20 kadar azalabilir. O koşullarda oraya diktiğiniz bitki nasıl hayatta kalacak? Bütün bunları planlamak gerekiyor.” dedi.

 

 

 

“Günümüzde artık kriz değil, risk yönetimi kavramı var”

Yangınla mücadelenin yalnızca söndürme araçları üzerinden tartışılmasına karşı çıktığını belirten Tolunay, asıl önceliğin yangın çıkmadan önce riskleri azaltmak olması gerektiğini vurgulayarak, “Uzun yıllardan beri yangınların sadece uçak helikopter sayısına indirgenmesine şiddetle karşıyım. Yangın çıktığı anda en kısa sürede gidelim, mümkün olan en fazla araç, gerek uçakla yangını bir an önce söndürelim yaklaşımı belki 30 yıl önceki bir yaklaşım. Günümüzde artık kriz değil, risk yönetimi kavramı var.”

 

Yangının büyümesini sağlayan unsurlardan birinin de yanıcı madde olduğunu belirten Tolunay, özellikle kuru otlara dikkat çekti: “Ormanlarda bir kıvılcımı azaltmak lazım. İkincisi de yanıcı madde yönetimi. Kuru otlar, ağaçlardan dökülmüş yapraklar varsa ufacık bir kıvılcımla bunlar tutuşarak bir de hızlı ilerliyor. Bu otları müdahale edene kadar rüzgâr da varsa çok hızlı ilerliyor ve uçak, helikopter, arazöz, itfaiye neyse gelene kadar yangın metrelerce yayılmış oluyor.”

 

“Keçi otlatma tek başına bir çözüm değil”

Son dönemde sıkça tartışılan keçi otlatma uygulamasının da her orman için geçerli bir formül olmadığını söyleyen Tolunay, genç ormanlarda keçilerin fidanlara ciddi zarar verebileceğini, buna karşılık ağaçların yeterince geliştiği bazı alanlarda ot ve çalıları tüketerek yanıcı madde miktarının azaltılmasına katkı sağlayabileceklerini belirtti. Tolunay’a göre keçi otlatma, ot biçme veya kontrollü yakma gibi yöntemlerin tamamı daha geniş bir “yanıcı madde yönetimi” yaklaşımının parçası olarak, alanın özelliklerine göre değerlendirilmek zorunda.

 

“Her yangın alanına aynı reçete uygulanamaz”

Yangın sonrası yapılacak çalışmaların bölgenin ve yangının özelliklerine göre belirlenmesi gerektiğini söyleyen Tolunay, “Öncelikli olarak yangından hemen sonra bir envanter çıkarılması gerekiyor. Hangi türler yandı? Orman neydi? Ormanın yaşı neydi? Yangının şiddeti neydi? Bütün bunların hepsinin kayıt altına alınması lazım.” dedi.

 

Fidan dikiminin de her durumda ilk seçenek olmaması gerektiğini belirten Tolunay, “Ağaçlandırma, fidan dikimi yapılabilir mi? Evet yapılabilir. Ama B planı, C planı olarak değerlendirmeli. İlk etapta mümkün olduğunca oradaki ağaçların üzerinde yeterince tohum varsa, o yoksa çevredeki ağaçlardan toplanan tohumlarla ilk önceliğimiz bu şekilde olmalı” şeklinde konuştu.

 

Yangınların ardından vatandaşların iyi niyetle başlattığı kontrolsüz fidan dikimlerine karşı da uyaran Tolunay, “Vatandaşlar ellerindeki her türlü fidanı buralara dikmek istiyorlar. Bunu kesinlikle tavsiye etmiyoruz. Bahçemizdeki elma ağacıdır, armut ağacıdır, başka ağaçlardır; onları oraya götürdüğünüz zaman doğada zaten bunlar yaşamayacaklar. Aynı zamanda da onlarla birlikte çeşitli hastalıklar ormana taşınabilir.” dedi.

 

Prof. Dr. Doğanay Tolunay’ın konuk olduğu Yaşam Hasadı’nın son bölümünün tamamını aşağıdaki link üzerinden izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=8FHnpcsI5hE

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.