Hayatın her zaman pembe panjurlu bir senaryosu yok; burası kesin. Bazen her şey üst üste gelir, işler sarpa sarar ve tam o en kritik, "en zor an" kapıyı çalar. İşte o an, kimileri için derin bir nefes alıp fırtınanın dinmesini bekleme vaktidir; kimileri içinse içindeki bütün sigortaların aynı anda atması anı.
Gelin eğri oturalım, doğru konuşalım: En zor anında bile sabırlı olamayanlar, modern dünyanın en haklı ama en çok yorulan hırçın çocuklarıdır.
Dünyayı Ateşe Verme Arzusu
Sabırsızlık, genelde bir karakter kusuru gibi pazarlanır. "Sabırsız insan bencildir, sabırsız insan fevridir" derler. Oysa en zor anlarda o sabır taşını çatlatıp fırlatan insanların derdi bencillik değil, çaresizliğe tahammülsüzlüktür. Onlar, içinde bulundukları kriz anında bir bilge gibi bağdaş kurup "Bu da geçer yahu" diyemezler. Çünkü o sırada içlerinde bir yangın çıkmıştır ve yangın tüpünü aramak yerine, yangının kendisine bağırmayı seçerler.
Asıl Ironi Şudur: En zor anında sabredemeyen insan, aslında her şeyin bir an önce çözülmesini, o ağır yükün omuzlardan kalkmasını en çok isteyendir. Ancak trajik bir şekilde, gösterdikleri o ani reaksiyon, krizi çözmek yerine genellikle üzerine benzin döker.
Sabır Bir Erdemse, Sabırsızlık Bir Çığlıktır
Bizler sabrı hep bir "iyilik" nişanesi olarak gördük. Peki ya sabredememek? En zor anda verilen o fevri tepkiler, aslında insanın kendi sınırlarına çarpma sesidir.
-
Zaman Algısının Çöküşü: Zor andaki sabırsız insan için "beş dakika" beş asır gibi gelir. Acının, stresin veya belirsizliğin uzamasına katlanamazlar.
-
Kontrol Çabası: Her şeyi kontrol edebileceğine inanan insan, kontrolü kaybettiği o en zor anda sabrı bir acizlik olarak görür. Bir şeyler yapmalıdır, bağırıp çağırmalı, kapıları vurmalıdır ki "Hâlâ buradayım ve bu durumu kabul etmiyorum!" diyebilsin.
Ama ne yazık ki hayat, bağırıp çağırdığımız için bize torpil geçmez. Fırtına, siz ona küfrettiniz diye yönünü değiştirmez.
Kendini Tüketen Bir Döngü
En zor anında sabırlı olamayanların en büyük cezası, yine kendilerinedir. O anlık patlamalar geçip, sular durulduğunda geriye hep aynı manzara kalır: Pişmanlık, daha da büyümüş bir problem ve kırılmış kalpler. Sabırsızlık, zor anların süresini kısaltmaz; sadece o anların ağırlığını ikiye katlar.
Eğer siz de o en zor anda içinizdeki volkanın patlamasına engel olamayanlardansanız, kendinize şu soruyu sorun: "Şu an verdiğim bu tepki, yükümü hafifletiyor mu, yoksa beni bu yükün altında mı bırakıyor?"
Unutmayın; sabır, haksızlığa boyun eğmek veya köşede sessizce ağlamak değildir. Sabır, en zor anda bile aklın ve sağduyunun kontrolünü elden kaçırmama asaletidir. Çünkü fırtınanın ortasında dümenden elini çekip çığlık atanlar değil, o dümene ne pahasına olursa olsun tutunanlar limana ulaşır.
Bir dahaki sefere hayat sizi en zayıf yerinizden sınadığında, derin bir nefes alın. Bırakın dünya bir saniyeliğine dursun. Çünkü bazen en büyük güç, hiçbir şey yapmadan o zor anın geçmesini bekleyebilme cesaretidir.

