Zamanın ruhu, her şeyi hızla tüketmeyi ve her sırrı bir vitrin malzemesi yapmayı emrediyor. "Görün, tüketin, paylaşın" çılgınlığının tam ortasındayız. Tam da bu kargaşanın içinde, eski bir babanın evladının kulağına fısıldadığı o kadim nasihatler, adeta bir can kurtaran simidi gibi çarpıyor yüzümüze:
"Sevildiğin yere sık gidip gelme, bal olsan tadına doyarlar oğul..."
Ne kadar doğru, değil mi? Mesafe, saygının koruyucusudur. Bugün en büyük hatayı, sınırları yok etmekte yapıyoruz. Sevginin de, dostluğun da, hatta varlığımızın da dozunu kaçırıyoruz. İnsan oğlu böyledir; her gün önünde duran ne varsa, dünyanın en tatlı balı bile olsa, bir süre sonra kanıksar, sıradanlaştırır ve sonunda tadından bıkar. Değerini korumak istiyorsan, biraz özleteceksin.
Sırrın Duvarları ve Gücün Yanılsaması
Yazının devamında baba, insan sarraflığının kitabını okuyor adeta. "Sırrını kimseye verme, tutamaz dilini yayarlar oğul" derken, bugünkü sosyal medya itirafçılığına, "içini dökme" adı altındaki zayıflık teşhirciliğine yüzyıl öncesinden bir şerh düşüyor. Kendi içine sığdıramadığın bir yükü, başkasının sırtında taşımasını beklemek en büyük saflıktır.
Daha da önemlisi, hayata karşı dik durabilme sanatı:
-
Doğru ol, eğilme: Her gün darbe yesen de omurgandan ödün verme.
-
Güçlüyüm diyenler yorulur: Bugün sana yukardan bakanlar, günü geldiğinde düşmemek için senin sırtına dayanmak isteyecekler.
Çünkü dünya döner, roller değişir. Değişmeyen tek şey, senin fırtınada nasıl durduğundur.
Çaput, Çul ve Gözü Açlar
Babanın belki de en sert uyarısı, modern dünyanın en büyük hastalığına: Maddiyata ve yanlış yoldaşlara. Çaputa, çula, cebe giren paraya güvenerek adam olduğunu sananların ülkesindeyiz. Oysa paranın satın alabildiği her şey, paranın bittiği yerde anlamını yitirir.
Hele ki o uyanış cümlesi: "Gözü aç olanla çıkarsan yola, sonunda seni de soyarlar oğul." İhtiyacı olanla değil, ihtirası olanla yola çıkmanın bedeli her zaman ağırdır. Gözü aç insanı doyurmaya senin ömrün de, varlığın da yetmez.
Ya Sonra?
Bu nasihatlerin hiçbiri modası geçmiş köylü lafları değil; aksine, hayatın en çıplak, en acımasız gerçekleridir. Baba son noktayı koyarken adeta geleceği görüyor:
"Boşunaysa bunca nasihat eğer, iki elin durmaz dizini döver..."
Eğer bu sözleri kulağına küpe yapmaz, hayatı sadece "yaşayarak öğrenilecek bir eğlence" sanırsan, günün sonunda seni hiç yerine koyarlar. Akılsız bir kafanın taşıdığı bedene bu dünyada kimse değer vermez.
Gelin, balın tadını kaçırmadan, sırrımızı kendimize saklayarak, dik ama kibirsiz yürümeyi yeniden öğrenelim. Yoksa dizlerimizi dövecek çok günümüz olacak.

