Yaz mevsimi, upuzun akşam sohbetleri, açık havada yenilen keyifli akşam yemekleri ve gökyüzünün tadını çıkarmak demek. Ancak ne zaman balkona veya bahçeye çıksak, o ince ve sinir bozucu vızıltıyla gecenin büyüsü bozulur. Sivrisinekler... Çoğumuz bu davetsiz misafirlerden korunmak için hemen market raflarındaki kimyasal içerikli sinek kovucu spreylere veya prize takılan likit tabletlere sarılıyoruz. Peki, cildimize ve ciğerlerimize soluduğumuz bu ağır kimyasallara gerçekten mecbur muyuz?
Aslında doğa, kendi döngüsü içinde bize harika bir savunma mekanizması sunuyor. Sivrisineklerin ve birçok haşerenin koku alma duyuları inanılmaz derecede gelişmiştir. Bizim ferahlatıcı, huzur verici bulduğumuz bazı bitki kokuları, onlar için adeta birer "akıllı füze savar" görevi görür. Kokuyu aldıkları an rotalarını değiştirirler. İşte bu yüzden, son yıllarda bitkisel ve uçucu (esansiyel) yağlar, kimyasal koruyucuların en güçlü ve en sağlıklı alternatifi haline geldi.
Limon otu (citronella), limonlu okaliptüs, lavanta ve nane... Bu bitkilerin özlerinden elde edilen yağlar, doğanın bize sunduğu görünmez kalkanlardır. Yapılan bilimsel araştırmalar, özellikle limonlu okaliptüs yağının doğru oranda kullanıldığında, piyasadaki en agresif kimyasal bileşen olan DEET kadar uzun süreli koruma sağladığını gösteriyor. Hem de cildimizi zehirlemeden, doğaya zarar vermeden.
Ancak "doğal olan her şey zararsızdır" yanılgısına düşmemek gerekiyor. Doğanın şifasını kullanırken de bir bilince ve usule ihtiyacımız var. Örneğin, nane yağı veya çay ağacı yağı gibi keskin uçucu yağlar, bitkinin en konsantre ve güçlü halidir. "Madem sinekleri kaçırıyor, o zaman doğrudan tenime süreyim" demek, kaş yaparken göz çıkarmaya benzer; cildinizde ciddi yanıklara ve alerjilere yol açabilir. Doğanın bu güçlü savaşçılarını cildimize buyur etmeden önce, onları zeytinyağı, hindistan cevizi yağı gibi "taşıyıcı" dostlarla tanıştırmak, yani seyreltmek gerekir. Ya da küçük bir sprey şişesinde suyla buluşturup kendi doğal kalkanımızı üretmeliyiz.
Yaz aylarını kaşıntılarla, şişliklerle ya da ağır kimyasal kokularıyla geçirmek bir kader değil. Evimizin bir köşesine koyacağımız fesleğen, yatak başucumuza damlatacağımız birkaç damla lavanta veya bileklerimize uygulayacağımız seyreltilmiş bir nane yağı karışımı, bize hem aromaterapik bir huzur sunabilir hem de sivrisinekleri yaşam alanımızdan uzak tutabilir.
Bu yaz, kimyasalların gölgesine sığınmak yerine doğanın kendi diline kulak vermeye ne dersiniz? Hem cildiniz hem de doğa size teşekkür edecektir.

