Hukuk sistemimizde süreler, adaletin gecikmesini önleyen birer emniyet supabı olduğu kadar, hak arayanlar için de bazen aşılması zor barikatlara dönüşebilir. Bu durumun en somut ve ticari hayatı doğrudan etkileyen örneklerinden biri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 34. maddesinde karşımıza çıkıyor: Ticaret sicili memurluğunun kararlarına karşı itiraz süresi.
Bir şirketin kuruluşu, unvan değişikliği, sermaye artırımı ya da tasfiyesi... Ticari hayatın her dönüm noktası, ticaret sicili memurluğunun tescil, tadil (değişiklik) veya terkin (silme) kararlarından geçer. Ancak sicil memurluğu her zaman tacirin beklediği ya da hukuka uygun bulduğu kararları vermez. Bazen bir evrak eksikliği, bazen hukuki bir yorum farkı nedeniyle talepler reddedilebilir.
İşte bu noktada kanun koyucu, ilgililere sicilin bulunduğu yerdeki ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesine itiraz hakkı tanımıştır. Ancak bu hakkın kullanımı için biçilen ömür sadece ve sadece 8 gündür.
Neden 15 gün değil de 8 gün?
Ticaret hukuku, doğası gereği sürat ve güven unsurları üzerine kuruludur. Ticari hayatın duraksamaması, şirketlerin askıda kalmaması ve üçüncü kişilerin haklarının korunması için bu süre bilinçli olarak kısa tutulmuştur. Kanun koyucu adeta tacire, "Eğer bir haksızlığa uğradığını düşünüyorsan, hızlı hareket etmek zorundasın" demektedir.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. 8 günlük süre, kararın ilgilisine tebliğ edilmesiyle başlar. Tebligat zarfının açıldığı o andan itibaren saat işlemeye başlar. Hafta sonları ve resmi tatiller de bu sürenin içindedir (eğer sürenin son günü tatile denk gelmiyorsa). Bir tacirin veya şirket vekilinin bu kadar kısa bir sürede kararın hukuki gerekçelerini analiz etmesi, itiraz dilekçesini hazırlaması ve harçlarını yatırarak mahkemeye başvurması ciddi bir operasyonel hız gerektirir.
Bu süre kaçırıldığı an, sicil memurluğunun kararı kesinleşir. Haklı olsanız bile, usulün esastan önce geldiği hukuk sistemimizde kapı yüzünüze kapanır.
Sonuç olarak; Türk Ticaret Kanunu’nun öngördüğü bu 8 günlük itiraz süresi, ticari hayatın hız ihtiyacı ile hak arama özgürlüğü arasında hassas bir dengedir. Tacirler ve şirket yöneticileri için altın kural nettir: Ticaret sicilinden gelen her evrak, pimi çekilmiş bir bomba gibi muamele görmeli ve saat tebliği gösterdiği an, o 8 günlük dar koridora girmek için derhal hukuki mekanizmalar harekete geçirilmelidir. Aksi takdirde, geciken reflekslerin faturası ticari hayatta çok ağır olabilir.

