Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... Bir Valinin İzinde: Sabahattin ÇAKMAKOĞLU’nu Anmak- XXVI | Dünde Kalan Sözler- I- | Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 23 Ocak 2026

  •       Sözün İzinde Bir Ömür:       Kıymetli okuyucular,       Bugün sizleri, Mersin’de Vali olarak görev yapmış, devlet ve millet hayatımızda derin izler bırakmış olan Sabahattin Çakmakoğlu’nun “Dünde Kalan Sözler”inden (Çakmakoğlu, 2014) hareketle yeni bir yolculuğa davet ediyorum. Bu yolculukta onun fikir dünyasından zamanımıza yansıyan ışığını görmeye çalışacağız.       Öncelikle, sözün neden “dünde kalmaması” gerektiğini, tam tersine bugünü inşa etmede nasıl bir mihenk taşı olduğunu irdeleyeceğiz. Çükü orada sözün bir ebediyet arayışı dikkat çekmektedir.       Sabahattin Çakmakoğlu, esasen samimi bir itirafta bulunuyor: Konuşmalarını çoğunlukla yazılı metne bağlı kalmadan, “içinden geldiği gibi”, yani irticalen yapmaktadır. Bu durum, kendilerinin hitabet gücünü ve konuya hâkimiyetini gösterirken, bir kaygıyı da beraberinde getirmiştir: Bu, sözün uçup gitmesi, kayda geçmemesi endişesidir... Özellikle teknolojinin yaygın olmadığı, yerel basının bile bulunmadığı yörelerde görev yaptığı dönemlerde, bu sözlerin dinleyicilerin hafızasında kalmasını bir sınırlılık olarak görmektedir.       Ancak burada önemli bir incelik vardır: Çakmakoğlu, konuşmalarını “o an”a hitap eden, sıradan nutuklar olarak görmez. Her konuşmasında, “halin icapları”na uygun bir çerçevede, geçmişten aldığı dersleri geleceğe aktaran, milletinin doğrularını anlatan bir mesaj taşıma kaygısı güder. Amacı, “milletin geleceğinin daha sağlıklı olması” için düşüncelerini aktarmaktır. İşte bu niyet, onun sözlerini günlük siyasi söylemlerin ötesine taşıyarak, stratejik bir öngörü ve milli bir şuur aşısı haline getirmektedir.       Önsözde altını çizdiğimiz bir diğer nokta, “dünde kalan” sözlerin aslında bugüne ışık tuttuğudur. Çakmakoğlu, yakın geçmişte yaşanan ve tedavisi geciken toplumsal rahatsızlıkların (ki bunları “malum olaylar” olarak tanımlar) izlerinin o yıllarda görüldüğünü hatırlatır. Bu, onun konuşmalarının birer resmî tören metni olmakla birlikte, aynı zamanda sosyolojik teşhis ve uyarı metinleri olduğunun da kanıtıdır. Kitabı derleyenlere teşekkürü de bu kayıt altına alma çabasının ne derece hayati olduğunu vurgulamak için yapmaktadır.       Çakmakoğlu’nun özgeçmişine bakınca, teşkilatçı bir devlet adamı portresi görürüz. Başka bir ifadeyle, tipik bir bürokrat kariyerinden çok daha fazlasını buluruz.       Kayseri’nin mütevazı bir memur ailesinden gelen Çakmakoğlu, Siyasal Bilgiler ve Hukuk fakültelerini bitirerek “Mülkiye” geleneğinin sağlam temsilcilerinden biri olmuştur. Kaymakamlıktan valiliğe, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Başbakanlık Müsteşarlığı’na uzanan bir idarecilik kariyeri, onun devlet mekanizmasını her kademede tanıdığını göstermektedir.       Ancak onu özel kılan, bu rutin kariyer basamaklarını aşan duruşudur. Bağımsız İçişleri Bakanı olması, ardından Milliyetçi Hareket Partisi’ne katılarak siyasi hayata atılması, iki kez Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilmesi ve nihayetinde Milli Savunma Bakanı olması, onun 'bürokrat' oluşu yanında, bir 'dava adamı' ve 'fikir insanı' kimliğini de ortaya koymaktadır.       2004’teki Mersin’e doğru gelirken geçirdiği ağır trafik kazası ve uzun tedavi süreci, onun mücadelesinin fikri- fiziki boyutunu ayrıca bizlere hatırlatmaktadır.       Bütün bu zengin ve çok yönlü hayat tecrübesi, konuşmalarına derinlik, otorite ve samimiyet katmıştır.       Nitekim, Çakmakoğlu’nun 1984 yılında Mersin Valisi iken yaptığı 19 Mayıs konuşması, onun hitabet tarzının ve temel kaygılarının mükemmel bir örneğidir; kutlamayı sıradan bir resmiyetten öteye taşıyarak adeta bir 'istikbal dersi'ne dönüştürmüştür.       Bu konuşmanın temel ekseni, “kültür emperyalizmi” tehlikesidir. Çakmakoğlu, sıcak savaş tehlikesinin ertelenebileceğini, ancak “değişmeyen bir husumet”in milletleri içten çökertmek için şekil değiştirdiğini vurgular. Bu yeni tehdit, “kültür beraberliği” gibi masum görünen kavramlar altında, milletlerin öz değerlerini aşındırmaktır. Ona göre, bir milleti ayakta tutan şey, diğerlerinden farklı oluşudur. Bu farklılık yok edilmek istendiğinde, o milletin içten yıkılması mümkün hale gelir.       Bu noktada gençlere seslenirken kullandığı ifadeler dikkat çekicidir: “Batının, sadece Batı değil dünyanın gelişmiş teknolojisi içerisinde geliştiriniz, fakat özünüzü, kendinizi değiştirmeyiniz”. Bu söz, körü körüne bir dışlanmayı değil, bilinçli bir sentez arayışını işaret ediyor. İlerlemenin yolu ilim ve fendedir, ancak varlığın özünü kaybetmek, ilerlemek değil, kimliksizleşmektir. Çakmakoğlu’nun “jeopolitik durumumuzun daima bize musallat ettiği düşmanlıkları yenme” vurgusu ise konuşmaya realist bir jeopolitik derinlik katmaktadır.       Bu yeni serinin ilk bölümde gördük ki, Sabahattin Çakmakoğlu’nun sözleri, geçmişin tozlu raflarına kaldırılacak belgeler değildir. Onun önsözdeki kaygısı, biyografisindeki tecrübe birikimi ve 19 Mayıs’taki uyarıları, aslında bugünün Türkiye’sini anlamak için hâlâ geçerli bir anahtar sunmaktadır.       Dünde kalan” her söz, eğer doğru okunursa, bugün için bir pusula, yarın için bir istikamet olabilir. Ruhu şad olsun… • Kaynakça Çakmakoğlu, S. (2014). Dünde Kalan Sözler. (A. Çakmakoğlu Kuru & D. Çakmakoğlu, Eds.). Kültür Ajans Yayınları. • Not: Bu değerlendirme, yukarıda kaynakçası verilen kitabın 11-23. sayfaları esas alınarak hazırlanmıştır. Bir sonraki bölümde, Çakmakoğlu’nun öğretmenlere hitaben yaptığı, “eğitimin milliliği” kavramını merkeze alan çarpıcı konuşmasını ve bu iki konuşmanın bugün bize nasıl bir bütünlüklü düşünce sistemi sunduğunu ele alacağız. • 25.01.2026 | Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXVII-| Dünde Kalan Sözler- II- Millî Eğitimin Mimarları: Öğretmenlere Bir Hitabenin Tahlili.
Ekleme Tarihi: 23 Ocak 2026 -Cuma

KÜLTÜR YAZILARI... Bir Valinin İzinde: Sabahattin ÇAKMAKOĞLU’nu Anmak- XXVI | Dünde Kalan Sözler- I- | Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 23 Ocak 2026

 
      Sözün İzinde Bir Ömür:
      Kıymetli okuyucular,
      Bugün sizleri, Mersin’de Vali olarak görev yapmış, devlet ve millet hayatımızda derin izler bırakmış olan Sabahattin Çakmakoğlu’nun “Dünde Kalan Sözler”inden (Çakmakoğlu, 2014) hareketle yeni bir yolculuğa davet ediyorum. Bu yolculukta onun fikir dünyasından zamanımıza yansıyan ışığını görmeye çalışacağız.
      Öncelikle, sözün neden “dünde kalmaması” gerektiğini, tam tersine bugünü inşa etmede nasıl bir mihenk taşı olduğunu irdeleyeceğiz. Çükü orada sözün bir ebediyet arayışı dikkat çekmektedir.
      Sabahattin Çakmakoğlu, esasen samimi bir itirafta bulunuyor: Konuşmalarını çoğunlukla yazılı metne bağlı kalmadan, “içinden geldiği gibi”, yani irticalen yapmaktadır. Bu durum, kendilerinin hitabet gücünü ve konuya hâkimiyetini gösterirken, bir kaygıyı da beraberinde getirmiştir: Bu, sözün uçup gitmesi, kayda geçmemesi endişesidir... Özellikle teknolojinin yaygın olmadığı, yerel basının bile bulunmadığı yörelerde görev yaptığı dönemlerde, bu sözlerin dinleyicilerin hafızasında kalmasını bir sınırlılık olarak görmektedir.
      Ancak burada önemli bir incelik vardır: Çakmakoğlu, konuşmalarını “o an”a hitap eden, sıradan nutuklar olarak görmez. Her konuşmasında, “halin icapları”na uygun bir çerçevede, geçmişten aldığı dersleri geleceğe aktaran, milletinin doğrularını anlatan bir mesaj taşıma kaygısı güder. Amacı, “milletin geleceğinin daha sağlıklı olması” için düşüncelerini aktarmaktır. İşte bu niyet, onun sözlerini günlük siyasi söylemlerin ötesine taşıyarak, stratejik bir öngörü ve milli bir şuur aşısı haline getirmektedir.
      Önsözde altını çizdiğimiz bir diğer nokta, “dünde kalan” sözlerin aslında bugüne ışık tuttuğudur. Çakmakoğlu, yakın geçmişte yaşanan ve tedavisi geciken toplumsal rahatsızlıkların (ki bunları “malum olaylar” olarak tanımlar) izlerinin o yıllarda görüldüğünü hatırlatır. Bu, onun konuşmalarının birer resmî tören metni olmakla birlikte, aynı zamanda sosyolojik teşhis ve uyarı metinleri olduğunun da kanıtıdır. Kitabı derleyenlere teşekkürü de bu kayıt altına alma çabasının ne derece hayati olduğunu vurgulamak için yapmaktadır.
      Çakmakoğlu’nun özgeçmişine bakınca, teşkilatçı bir devlet adamı portresi görürüz. Başka bir ifadeyle, tipik bir bürokrat kariyerinden çok daha fazlasını buluruz.
      Kayseri’nin mütevazı bir memur ailesinden gelen Çakmakoğlu, Siyasal Bilgiler ve Hukuk fakültelerini bitirerek “Mülkiye” geleneğinin sağlam temsilcilerinden biri olmuştur. Kaymakamlıktan valiliğe, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Başbakanlık Müsteşarlığı’na uzanan bir idarecilik kariyeri, onun devlet mekanizmasını her kademede tanıdığını göstermektedir.
      Ancak onu özel kılan, bu rutin kariyer basamaklarını aşan duruşudur. Bağımsız İçişleri Bakanı olması, ardından Milliyetçi Hareket Partisi’ne katılarak siyasi hayata atılması, iki kez Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilmesi ve nihayetinde Milli Savunma Bakanı olması, onun 'bürokrat' oluşu yanında, bir 'dava adamı' ve 'fikir insanı' kimliğini de ortaya koymaktadır.
      2004’teki Mersin’e doğru gelirken geçirdiği ağır trafik kazası ve uzun tedavi süreci, onun mücadelesinin fikri- fiziki boyutunu ayrıca bizlere hatırlatmaktadır.
      Bütün bu zengin ve çok yönlü hayat tecrübesi, konuşmalarına derinlik, otorite ve samimiyet katmıştır.
      Nitekim, Çakmakoğlu’nun 1984 yılında Mersin Valisi iken yaptığı 19 Mayıs konuşması, onun hitabet tarzının ve temel kaygılarının mükemmel bir örneğidir; kutlamayı sıradan bir resmiyetten öteye taşıyarak adeta bir 'istikbal dersi'ne dönüştürmüştür.
      Bu konuşmanın temel ekseni, “kültür emperyalizmi” tehlikesidir. Çakmakoğlu, sıcak savaş tehlikesinin ertelenebileceğini, ancak “değişmeyen bir husumet”in milletleri içten çökertmek için şekil değiştirdiğini vurgular. Bu yeni tehdit, “kültür beraberliği” gibi masum görünen kavramlar altında, milletlerin öz değerlerini aşındırmaktır. Ona göre, bir milleti ayakta tutan şey, diğerlerinden farklı oluşudur. Bu farklılık yok edilmek istendiğinde, o milletin içten yıkılması mümkün hale gelir.
      Bu noktada gençlere seslenirken kullandığı ifadeler dikkat çekicidir: “Batının, sadece Batı değil dünyanın gelişmiş teknolojisi içerisinde geliştiriniz, fakat özünüzü, kendinizi değiştirmeyiniz”. Bu söz, körü körüne bir dışlanmayı değil, bilinçli bir sentez arayışını işaret ediyor. İlerlemenin yolu ilim ve fendedir, ancak varlığın özünü kaybetmek, ilerlemek değil, kimliksizleşmektir. Çakmakoğlu’nun “jeopolitik durumumuzun daima bize musallat ettiği düşmanlıkları yenme” vurgusu ise konuşmaya realist bir jeopolitik derinlik katmaktadır.
      Bu yeni serinin ilk bölümde gördük ki, Sabahattin Çakmakoğlu’nun sözleri, geçmişin tozlu raflarına kaldırılacak belgeler değildir. Onun önsözdeki kaygısı, biyografisindeki tecrübe birikimi ve 19 Mayıs’taki uyarıları, aslında bugünün Türkiye’sini anlamak için hâlâ geçerli bir anahtar sunmaktadır.
      Dünde kalan” her söz, eğer doğru okunursa, bugün için bir pusula, yarın için bir istikamet olabilir. Ruhu şad olsun…
Kaynakça
Çakmakoğlu, S. (2014). Dünde Kalan Sözler. (A. Çakmakoğlu Kuru & D. Çakmakoğlu, Eds.). Kültür Ajans Yayınları.
Not: Bu değerlendirme, yukarıda kaynakçası verilen kitabın 11-23. sayfaları esas alınarak hazırlanmıştır. Bir sonraki bölümde, Çakmakoğlu’nun öğretmenlere hitaben yaptığı, “eğitimin milliliği” kavramını merkeze alan çarpıcı konuşmasını ve bu iki konuşmanın bugün bize nasıl bir bütünlüklü düşünce sistemi sunduğunu ele alacağız.
25.01.2026 | Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXVII-| Dünde Kalan Sözler- II- Millî Eğitimin Mimarları: Öğretmenlere Bir Hitabenin Tahlili.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.