Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP | 16 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV-I | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- 1. Mevlüt Demirci | Yazar: Mehmet Ali Cengiz

| KAPAĞI AÇILAN KİTAP | 16 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV-I | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- 1. Mevlüt Demirci | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi| Sayfa S. 99 | Yıl: 1989 | Basım: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri | Tanıtım: Hilmi Dulkadir| •      Bir Hafıza Mucizesi: Bu Kitap ve Bu Yazılar Üzerine      Kütüphanenizin tozlu rafları arasında küçük bir kitap mahzun bir mucize olarak sizi bekliyor olabilir. Benim için böyle oldu. Elime aldığım 99 sayfalık, 1989 Malatya basımı mütevazı bir kitap (Cengiz, 1989); sayfalarını açtığımda yüzümü kızartan bir mahcubiyete dönüştü. Çünkü, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş kahraman gazilerimizi anlatan bu kıymetli kayıtlar, bunca zaman yanı başımda sessizce saklı kalmıştı da kapağını açıp okuyamamıştım.       Kitabın yazarı Mehmet Ali Cengiz; Darende’nin Karadiğin köyünde doğmuş, iki amcasını Van Cephesi’nde şehit vermiş, ömrünü eğitime adamış bir Köy Enstitüsü öğretmeni. Bu vatansever öğretmen, yıllarca Malatya’nın köylerini adım adım dolaşmış; yaşayan son gazileri bulup tarihi bizzat onların ağzından, o yorgun ama vakur seslerinden kayda geçirmiş.       Bu kitap, ayrıca başka bir önem arz ediyor... Sayfaları çevirirken çocukluğumun geçtiği Malatya Doğanşehir Sürgü beldesinden de bir isim yer almış: “Mevlüt Demirci.” Biz ona "Topal Mevlüt" derdik. İlkokul çağlarındayken onu Malatya- Doğanşehir İlçesi, Sürgü Kasabası Sivrice Dağı’nın eteğindeki evine giderken görürdüm; sağ ayağı içe dönüktü. Yürümekte zorlanırdı. Ne acı ki o zamanlar dizinin dibine oturup "Amca, sen neler yaşadın?" diye sormayı akıl edememişim. Kimse anlatmadı, ya da ben o çocukluk haliyle fark edemedim.       Onun hikâyesini yıllar sonra bugün size tanıtacağım bu kitaptan öğrendim: Dört kardeşini savaşta kaybetmiş bir şehit ailesinin hayatta kalan tek ferdi olduğunu, soyunun Dulkadiroğulları’na dayandığını kitabın satırlarında okudum. Şimdi içimde bir hayıflanma olsa da aynı zamanda bir şükür var. Onun ve onun gibi nice unutulmuş gazinin hikâyesini, ilk derleyicisinin emeğine saygı duyarak yeniden yorumlayarak yazmak; hüzünle karışık derin bir mutluluk veriyor bana...       Ayrı bir hüzün, kitabın 85. sayfasında, 1923 yılında Malatya Askerlik Şubesi önünde çekilmiş bir fotoğraf… Yirmi dört genç; kimi ayakta, kimi yerde oturmuş, askere gitmek için bekliyorlar. O fotoğraftakilerden biri de benim rahmetli babam... O kareye her baktığımda, "İşte bu toprağın etten kemikten tarihi" diyorum ve bu satırları da o tarihin bir parçası olsun diye kaleme alıyorum… *       Bir Hayalim Oluştu:       Kitabın içerdiği hikâyeleri okurken kendime, daha doğrusu sizlere sormadan edemiyorum: Gazilerimizin ve şehitlerimizin sesi neden suskun? Ya da yeterince semamızda yankılanıyor mu? Onların bu dünyadan göçüp gittikleri akıllara hemen gelmemeli. Hayır, onlar suskun değil; sadece biz toplum olarak onların yankısını duyacak o sessizliği, o derin dikkati yitirdik. Toprak altında yatanların sesi kesilmez; asıl sükût, o sesleri geleceğe taşıyacak olan bizim vefamız sustuğunda başlar, değil mi?              Öyle ise, bu kahramanların yankısı neden sadece tozlu raflarda, kütüphane köşelerinde kalsın? Neden yetkili mercilerimiz, TRT gibi kurumlarımız ve yerel yönetimlerimiz bu eşsiz mirası çocuklarımızın dünyasına taşımasın?               Hayalim odur ki; bu hatıralar gazi yakınlarından yeniden derlensin, evlatlarımızın elinden düşürmeyeceği çizgili küçük kitapçıklara, her yaşa hitap eden animasyonlara ve çizgi filmlere dönüştürülsün.       Dünya, kendi hafızasını "Yaşayan Hazineler" diyerek korurken; biz neden kendi öz kahramanlarımızı birer çizgi film karakteri kadar yakın kılmayalım çocuklarımıza? Bir çocuk "Örümcek Adam" yerine, o sakat ayağıyla vatanı sırtlayan Topal Mevlüt’ün gerçek gücüne hayranlık duymasın?        Bu metin, işte bu büyük hayalin bir ilk adımı, kolektif hafızamıza bir vefa çağrısıdır. Çünkü unutulursa, tarih toprağın altında kalır. *       Aşağıda, gazilerimizin o sarsıcı hikâyeleri yer alıyor. Mehmet Ali Cengiz’in özenli kayıtlarına sadık kalıyor, yeniden yorumluyor ama yeri geldiğinde kendi duygularımızı da bir "evlat sesi" olarak ekliyoruz. Ayrıca, sizleri savaşın ortasında hissettirmek amacıyla geniş zaman ve geçmiş zaman iç içe kullanılarak metinleri oluşturduğumu belirtmek isterim. Yazarının emeğine saygıyla sizleri bu serinin bütün bölümlerini okumaya davet ediyorum: Gelin, o tozlu yollardan geçip Mevlüt Amca’nın ve onun gazi ile şehit düşmüş arkadaşlarının dünyasına birlikte bir yolculuk yapalım... •           İlk Sıradaki Kahraman Gazi: Mevlüt Demirci:        Malatya Doğanşehir’in Sürgü Kasabası’ndan, Dulkadiroğulları’ndandır. Dedeleri Maraş’tan gelip buraya yerleşmiş. Beş erkek, iki kız kardeşi vardır. Evin direği, beş kardeş. Ama seferberlik patlayınca, birer birer cepheye giderler.       Önce Mustafa ile Ahmet’i alırlar. Mustafa, Erkenek’te bir düşman keşif kolunu imha eder, ayağından yaralanır. İzin verip memlekete gönderirler. Mevlüt, kardeşini Yeşilyurt’un Gözene Köyü’nde bulur. Hali haraptır. Ayağından ayakkabısını çıkarmaya çalışır, derisi sıyrılıp çıkar. O acıyı anlatırken sesi titrer. Bir katıra yükleyip eve getirir. Bir hafta sonra kardeşi Mustafa ölür.       Hemen arkasından öteki kardeşinin şehit haberi gelir.       Sonra Hasan ile Küçük Ahmet’i çağırırlar. Onlar da Rus cephesine gider. Bir yıl dolmadan, onların da şehit haberi gelir.       Beş kardeşin dördü gitmiştir. Geriye yalnızca Mevlüt kalır. Topal ayağıyla, ama iman dolu bir yürekle…       “Beni de Gönderin, Dört Kardeşimin Kanı Yerde Kalmasın”       Her gün asker toplanır. Mevlüt de çağrılanların arasına katılır. Onu Besni Askerlik Şubesi’ne götürürler. Elbise ve ayakkabı dağıtırlar. Ama sağ ayağı dönük olduğu için potin olmaz. Başlarındaki yüzbaşı, acıyarak mı, yoksa kural gereği mi bilinmez, şöyle der: “Sen köyüne, evine dön…”       O anda Mevlüt’ün dünyası başına yıkılır. Yalvarır:       “Beni geri göndermeyin. Çarık giyerim, yalınayak giderim. Dört kardeşimin kanı yerde kalmasın…”       Ve katılır sevkiyata.       Yazar Cengiz, Mevlüt Demirci’yi ziyaretini şöyle anlatır: Torunu Yasin’le birlikte dağ eteğindeki eve tırmanırlar. Yaşlı gazi yatağındadır. Amacını anlatınca, yüzünü bir gülümseme kaplar. “Ne eyi etmişsin efendi. Böyle de olsa hatırlanmak güzel bir şeydir…” der, gözyaşları arasında.       Antep, Urfa, Mardin, Kemah…       Mevlüt Demirci, sevkiyatla Antep, Urfa üzerinden Mardin’e gider. Orada İngilizlerle savaşır. Sonra 36. Alay’la Kemah’a gönderilir. Ruslar çekilmiştir, Kemah’ı Ermenilere teslim etmişlerdir. Günlerce savaşırlar. Çok şehit verirler, ama sonunda Ermenileri bozup kovalamaya başlarlar. Erzurum, Kars… Derken Karabekir Kâzım Paşa gelir, üzgündür. “Silahlarınızı toplayın, memleketlerinize dönün” der.       Savaş biter. Mevlüt Demirci, dört kardeşini şehit vermiş bir ocaktan, hayatta kalan tek evlat olarak köyüne döner.       Cengiz’in notlarına göre, Mevlüt Demirci’nin hayatta bir oğlu, üç kızı ve yedi torunu vardır. O günlerin türküsünü de söyler: * “Horumun düzünü geceden geçtik, Ecel şerbetini Moskof’tan içtik, Vurun arkadaşlar candan vaz geçtik.” * Ve bir başka türküsü: * “İstanbul’un her tarafı iskele, Ne aylık var ne yıllık var askere, Yeller koku getirdi sıladan, Padişahım gönder bize tezkere…” *       Sivrice Dağı’nın Eteğinde Bir Ev       Bu yazıyı yazarken, hep o evi gözümün önüne getirdim. Sürgü’de Sivrice Dağı’nın eteği. Yapılmakta olan TOKİ konutlarının doğusu. Küçük bir ev. Önünde belki bir dut ağacı ve birkaç daha ağaç. İçinde, ayağı dönük bir ihtiyar. Ama öyle bir ihtiyar ki, vatan için dört kardeşini feda etmiş, beşincisi olarak da yalınayak, çarıkla, topallayarak savaşa koşmuş.       Ben onu tanıdım, gördüm, yanından geçtim. Ama onu gerçek anlamda bu kitapta tanıdım. Ne yazık bana… Öte yandan ne mutlu bana ki, bu yazı vesilesiyle onun adını bir kere daha anabiliyorum.       Mevlüt Demirci, 1980’li yılların sonunda vefat eder. Arkasında bir avuç torun, bir türkü ve bir lakap bırakır: “Topal Mevlüt” Ama onu tanıyan bilir: O topallıkla bu toprakların, bu milletin unutulmaz destan yazıcılarından biridir. Ruhu Şad Olsun… • Kaynakça Cengiz, M. A. (1989). İstiklalimize Kan Veren Malatyalılar "Pala Çavuş". Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri. • Görülecek Diğer Kaynaklar: Dulkadiroğulları Beyliği hakkında: Prof. Dr. Refet Yinanç, “Dulkadir Beyliği”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1989. Doğu Cephesi ve Ermeni çetelerle mücadele hakkında: Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu, “Doğu Cephesi ve Ermeni Meselesi”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, İstanbul, 2010. * |KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 23 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV- II |Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- 2.Pala Çavuş | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi| Sayfa Sayısı: 99 | Yıl: 1989 | Basım: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri.
Ekleme Tarihi: 16 Mayıs 2026 -Cumartesi

KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP | 16 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV-I | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- 1. Mevlüt Demirci | Yazar: Mehmet Ali Cengiz

| KAPAĞI AÇILAN KİTAP | 16 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV-I | Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- 1. Mevlüt Demirci | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi| Sayfa S. 99 | Yıl: 1989 | Basım: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri | Tanıtım: Hilmi Dulkadir|

     Bir Hafıza Mucizesi: Bu Kitap ve Bu Yazılar Üzerine
     Kütüphanenizin tozlu rafları arasında küçük bir kitap mahzun bir mucize olarak sizi bekliyor olabilir. Benim için böyle oldu. Elime aldığım 99 sayfalık, 1989 Malatya basımı mütevazı bir kitap (Cengiz, 1989); sayfalarını açtığımda yüzümü kızartan bir mahcubiyete dönüştü. Çünkü, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş kahraman gazilerimizi anlatan bu kıymetli kayıtlar, bunca zaman yanı başımda sessizce saklı kalmıştı da kapağını açıp okuyamamıştım.

      Kitabın yazarı Mehmet Ali Cengiz; Darende’nin Karadiğin köyünde doğmuş, iki amcasını Van Cephesi’nde şehit vermiş, ömrünü eğitime adamış bir Köy Enstitüsü öğretmeni. Bu vatansever öğretmen, yıllarca Malatya’nın köylerini adım adım dolaşmış; yaşayan son gazileri bulup tarihi bizzat onların ağzından, o yorgun ama vakur seslerinden kayda geçirmiş.

      Bu kitap, ayrıca başka bir önem arz ediyor... Sayfaları çevirirken çocukluğumun geçtiği Malatya Doğanşehir Sürgü beldesinden de bir isim yer almış: “Mevlüt Demirci.” Biz ona "Topal Mevlüt" derdik. İlkokul çağlarındayken onu Malatya- Doğanşehir İlçesi, Sürgü Kasabası Sivrice Dağı’nın eteğindeki evine giderken görürdüm; sağ ayağı içe dönüktü. Yürümekte zorlanırdı. Ne acı ki o zamanlar dizinin dibine oturup "Amca, sen neler yaşadın?" diye sormayı akıl edememişim. Kimse anlatmadı, ya da ben o çocukluk haliyle fark edemedim.

      Onun hikâyesini yıllar sonra bugün size tanıtacağım bu kitaptan öğrendim: Dört kardeşini savaşta kaybetmiş bir şehit ailesinin hayatta kalan tek ferdi olduğunu, soyunun Dulkadiroğulları’na dayandığını kitabın satırlarında okudum. Şimdi içimde bir hayıflanma olsa da aynı zamanda bir şükür var. Onun ve onun gibi nice unutulmuş gazinin hikâyesini, ilk derleyicisinin emeğine saygı duyarak yeniden yorumlayarak yazmak; hüzünle karışık derin bir mutluluk veriyor bana...

      Ayrı bir hüzün, kitabın 85. sayfasında, 1923 yılında Malatya Askerlik Şubesi önünde çekilmiş bir fotoğraf… Yirmi dört genç; kimi ayakta, kimi yerde oturmuş, askere gitmek için bekliyorlar. O fotoğraftakilerden biri de benim rahmetli babam... O kareye her baktığımda, "İşte bu toprağın etten kemikten tarihi" diyorum ve bu satırları da o tarihin bir parçası olsun diye kaleme alıyorum…
*
      Bir Hayalim Oluştu:
      Kitabın içerdiği hikâyeleri okurken kendime, daha doğrusu sizlere sormadan edemiyorum: Gazilerimizin ve şehitlerimizin sesi neden suskun? Ya da yeterince semamızda yankılanıyor mu? Onların bu dünyadan göçüp gittikleri akıllara hemen gelmemeli. Hayır, onlar suskun değil; sadece biz toplum olarak onların yankısını duyacak o sessizliği, o derin dikkati yitirdik. Toprak altında yatanların sesi kesilmez; asıl sükût, o sesleri geleceğe taşıyacak olan bizim vefamız sustuğunda başlar, değil mi?
      
      Öyle ise, bu kahramanların yankısı neden sadece tozlu raflarda, kütüphane köşelerinde kalsın? Neden yetkili mercilerimiz, TRT gibi kurumlarımız ve yerel yönetimlerimiz bu eşsiz mirası çocuklarımızın dünyasına taşımasın? 
      
      Hayalim odur ki; bu hatıralar gazi yakınlarından yeniden derlensin, evlatlarımızın elinden düşürmeyeceği çizgili küçük kitapçıklara, her yaşa hitap eden animasyonlara ve çizgi filmlere dönüştürülsün.

      Dünya, kendi hafızasını "Yaşayan Hazineler" diyerek korurken; biz neden kendi öz kahramanlarımızı birer çizgi film karakteri kadar yakın kılmayalım çocuklarımıza? Bir çocuk "Örümcek Adam" yerine, o sakat ayağıyla vatanı sırtlayan Topal Mevlüt’ün gerçek gücüne hayranlık duymasın? 

      Bu metin, işte bu büyük hayalin bir ilk adımı, kolektif hafızamıza bir vefa çağrısıdır. Çünkü unutulursa, tarih toprağın altında kalır.
*
      Aşağıda, gazilerimizin o sarsıcı hikâyeleri yer alıyor. Mehmet Ali Cengiz’in özenli kayıtlarına sadık kalıyor, yeniden yorumluyor ama yeri geldiğinde kendi duygularımızı da bir "evlat sesi" olarak ekliyoruz. Ayrıca, sizleri savaşın ortasında hissettirmek amacıyla geniş zaman ve geçmiş zaman iç içe kullanılarak metinleri oluşturduğumu belirtmek isterim. Yazarının emeğine saygıyla sizleri bu serinin bütün bölümlerini okumaya davet ediyorum: Gelin, o tozlu yollardan geçip Mevlüt Amca’nın ve onun gazi ile şehit düşmüş arkadaşlarının dünyasına birlikte bir yolculuk yapalım...
•    
      İlk Sıradaki Kahraman Gazi: Mevlüt Demirci: 
      Malatya Doğanşehir’in Sürgü Kasabası’ndan, Dulkadiroğulları’ndandır. Dedeleri Maraş’tan gelip buraya yerleşmiş. Beş erkek, iki kız kardeşi vardır. Evin direği, beş kardeş. Ama seferberlik patlayınca, birer birer cepheye giderler.
      Önce Mustafa ile Ahmet’i alırlar. Mustafa, Erkenek’te bir düşman keşif kolunu imha eder, ayağından yaralanır. İzin verip memlekete gönderirler. Mevlüt, kardeşini Yeşilyurt’un Gözene Köyü’nde bulur. Hali haraptır. Ayağından ayakkabısını çıkarmaya çalışır, derisi sıyrılıp çıkar. O acıyı anlatırken sesi titrer. Bir katıra yükleyip eve getirir. Bir hafta sonra kardeşi Mustafa ölür.
      Hemen arkasından öteki kardeşinin şehit haberi gelir.
      Sonra Hasan ile Küçük Ahmet’i çağırırlar. Onlar da Rus cephesine gider. Bir yıl dolmadan, onların da şehit haberi gelir.
      Beş kardeşin dördü gitmiştir. Geriye yalnızca Mevlüt kalır. Topal ayağıyla, ama iman dolu bir yürekle…
      “Beni de Gönderin, Dört Kardeşimin Kanı Yerde Kalmasın”
      Her gün asker toplanır. Mevlüt de çağrılanların arasına katılır. Onu Besni Askerlik Şubesi’ne götürürler. Elbise ve ayakkabı dağıtırlar. Ama sağ ayağı dönük olduğu için potin olmaz. Başlarındaki yüzbaşı, acıyarak mı, yoksa kural gereği mi bilinmez, şöyle der: “Sen köyüne, evine dön…”
      O anda Mevlüt’ün dünyası başına yıkılır. Yalvarır:
      “Beni geri göndermeyin. Çarık giyerim, yalınayak giderim. Dört kardeşimin kanı yerde kalmasın…”
      Ve katılır sevkiyata.
      Yazar Cengiz, Mevlüt Demirci’yi ziyaretini şöyle anlatır: Torunu Yasin’le birlikte dağ eteğindeki eve tırmanırlar. Yaşlı gazi yatağındadır. Amacını anlatınca, yüzünü bir gülümseme kaplar. “Ne eyi etmişsin efendi. Böyle de olsa hatırlanmak güzel bir şeydir…” der, gözyaşları arasında.

      Antep, Urfa, Mardin, Kemah…
      Mevlüt Demirci, sevkiyatla Antep, Urfa üzerinden Mardin’e gider. Orada İngilizlerle savaşır. Sonra 36. Alay’la Kemah’a gönderilir. Ruslar çekilmiştir, Kemah’ı Ermenilere teslim etmişlerdir. Günlerce savaşırlar. Çok şehit verirler, ama sonunda Ermenileri bozup kovalamaya başlarlar. Erzurum, Kars… Derken Karabekir Kâzım Paşa gelir, üzgündür. “Silahlarınızı toplayın, memleketlerinize dönün” der.
      Savaş biter. Mevlüt Demirci, dört kardeşini şehit vermiş bir ocaktan, hayatta kalan tek evlat olarak köyüne döner.
      Cengiz’in notlarına göre, Mevlüt Demirci’nin hayatta bir oğlu, üç kızı ve yedi torunu vardır. O günlerin türküsünü de söyler:
*
“Horumun düzünü geceden geçtik,
Ecel şerbetini Moskof’tan içtik,
Vurun arkadaşlar candan vaz geçtik.”
*
Ve bir başka türküsü:
*
“İstanbul’un her tarafı iskele,
Ne aylık var ne yıllık var askere,
Yeller koku getirdi sıladan,
Padişahım gönder bize tezkere…”
*
      Sivrice Dağı’nın Eteğinde Bir Ev
      Bu yazıyı yazarken, hep o evi gözümün önüne getirdim. Sürgü’de Sivrice Dağı’nın eteği. Yapılmakta olan TOKİ konutlarının doğusu. Küçük bir ev. Önünde belki bir dut ağacı ve birkaç daha ağaç. İçinde, ayağı dönük bir ihtiyar. Ama öyle bir ihtiyar ki, vatan için dört kardeşini feda etmiş, beşincisi olarak da yalınayak, çarıkla, topallayarak savaşa koşmuş.
      Ben onu tanıdım, gördüm, yanından geçtim. Ama onu gerçek anlamda bu kitapta tanıdım. Ne yazık bana… Öte yandan ne mutlu bana ki, bu yazı vesilesiyle onun adını bir kere daha anabiliyorum.
      Mevlüt Demirci, 1980’li yılların sonunda vefat eder. Arkasında bir avuç torun, bir türkü ve bir lakap bırakır: “Topal Mevlüt” Ama onu tanıyan bilir: O topallıkla bu toprakların, bu milletin unutulmaz destan yazıcılarından biridir. Ruhu Şad Olsun…

Kaynakça
Cengiz, M. A. (1989). İstiklalimize Kan Veren Malatyalılar "Pala Çavuş". Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri.

Görülecek Diğer Kaynaklar:
Dulkadiroğulları Beyliği hakkında: Prof. Dr. Refet Yinanç, “Dulkadir Beyliği”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1989.
Doğu Cephesi ve Ermeni çetelerle mücadele hakkında: Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu, “Doğu Cephesi ve Ermeni Meselesi”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, İstanbul, 2010.
*
|KAPAĞI AÇILAN KİTAP| 23 Mayıs 2026 | Sayı: XXXIV- II |Adı: İstiklâlimize Kan Veren Malatyalılar- 2.Pala Çavuş | Yazar: Mehmet Ali Cengiz | Tür: Kültürel Bellek ve Sözlü Tarih Derlemesi| Sayfa Sayısı: 99 | Yıl: 1989 | Basım: Yeni Malatya Gazetesi Tesisleri.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.