•
Milli Eğitim Bakanlığı’nca, Türkiye genelinden eğitimcilerin katılımıyla Mersin'de tertiplenen 'Milli Eğitim Semineri'nde, dönemin Mersin Valisi Sabahattin Çakmakoğlu'nun yaptığı bu konuşma, millî eğitimin inşasına dair pratik, somut ve seferber edici bir vizyon sunmaktadır.
•
Çakmakoğlu’nun düşünce dünyasında “millî eğitim”, salt bir kavram veya soyut bir ideal olmaktan öte; somut rakamlar, fizikî imkânlar ve toplumsal sorumlulukla örülmüş bir inşa sürecidir. Bu konuşma metni, onu bir teorisyen kimliğinden sahaya indirerek; eğitimin pratik maliyetini, demografik gerçekliğini ve “hayırseverlik” gibi toplumsal mekanizmaları bir çözüm önerisi olarak nasıl analiz ettiğini gözler önüne sermekte; metin, bu yönüyle, bir “alan raporu”nun gerçekçi tespitleri ile bir “sosyal politika” ve seferberlik vizyonunun heyecanını bir araya getirmektedir. Ayrıca Çakmakoğlu, burada bir organizatör ve seferberlik mimarı olarak, devletten topluma uzanan inşa sürecinin somut bir projesini de ortaya koymaktadır.
İşte bu beşinci bölümde, tam da bu nedenle, Çakmakoğlu’nun kurucu ve yönlendirici nitelikteki bu söylevinin ışığında, millî eğitimin inşası sürecini analiz edeceğiz. Zira, millî eğitim sisteminin dönüşümüne dair teorik tartışmalar, ancak böylesine somut adımlar, saha tespitleri ve toplumsal seferberlik çağrılarıyla anlam kazanabilir.
•
Çakmakoğlu, konuşmasına Cumhuriyet’in devraldığı miras ile 1980’lerdeki durumu çarpıcı rakamlarla kıyaslayarak başlamaktadır.
“13 milyonluk” nüfusun ”50 milyona”, “257 ilkokulun” sadece Mersin vilayetinde “800’e” çıktığını belirtmektedir. Bu istatistikler, onun söyleminde hamasi bir gurur malzemesi değil, aksine muazzam bir altyapı ve kaynak ihtiyacının kanıtıdır. Devletin eğitim bütçesine “3. veya 4. sırada” kaynak ayırmasına rağmen, fiziki imkânların “yeterli olamadığını” vurgulamaktadır.
Öğrencilerin “üst üste”, öğretmenlerin “ikili üçlü” eğitim yapmak zorunda kalmasını, sistemin nefes almakta zorlandığının somut göstergesi olarak sunmakta ve bu tespitleri ile gerçekçi ve sorun odaklı bir yönetici kimliği ortaya koymaktadır.
Çakmakoğlu’nun bu konuşmadaki en önemli vurgusu, devletin tek başına omuzlayamadığı bu yükün, “hayırsever vatandaşlar” eliyle nasıl paylaşıldığını anlatmasıdır. Burada “hayırseverlik” bildiğimiz, sıradan bir bağışçılık olayı olmayıp “milli bir sorumluluk ve toplumsal sözleşmenin pratik tezahürü” olarak tanımlanmaktadır.
Çakmakoğlu, Mersin özelinde, hayırseverlerin yaptığı 32 okul, 8 lojman, 247 derslik ve 1 milyar 250 milyon liralık katkıyı kamuoyuna duyururken, bunu bir minnet ifadesinden çok, “örnek bir model ve teşvik” olarak sunmaktadır. “Belki de çok varlıklı olmamalarına rağmen” ifadesi de bu fedakârlığın toplumsal tabanının genişliğine işaret etmektedir.
Ayrıca bu yaklaşım, Çakmakoğlu’nun devlet-toplum ilişkisine dair önemli bir ipucu vermektedir. Ona göre millî eğitim, devletin değil, “hepimizin çocukları” için olduğundan, milletin de ortak sorumluluğudur. Vali kimliğiyle bu sorumluluğu harekete geçirmek, yönlendirmek ve takdir etmekle görevli bir “katalizör” rolü üstlenerek bağış kampanyalarını teşvik etmesi ve devam ettirmesi, onu idareci yönü yanında bir “toplumsal kaynak seferberlikçisi” de yapmaktadır.
Konuşmanın başında, “eğitim-öğretim, evrensel bir bütünlüğü ifade eder” diyerek evrensel çerçeveyi kabul etmektedir. Ancak hemen ardından, bunun Türkiye için “Milli Eğitim” şeklinde tezahür ettiğinin altını çizerek buradaki “millî” vurgusunu, dışlayıcı değil, odaklayıcı ve özgünleştirici bir işleve dönüştürmektedir. Amacı, “dünyanın teknolojik gelişmelerini, medeniyetin müşterek malı olan eserleri, kendi milli bakış açımızla değer vererek … kendi milletimize odaklarını aktarmak”tır. Ona göre, millî eğitim, evrensel bilgiyi özümseme, ancak onu milli kimlik ve ihtiyaçlar perspektifiyle harmanlayarak aktarma sürecidir. Bu, onun daha önce yaptığı konuşmalarındaki “teknolojiyi al, özünü koru” ve “kültür emperyalizmine” karşı direnç temasıyla tamamen uyumludur.
Sonuç:
Bu konuşma, Çakmakoğlu’nun fikir adamı ve devlet adamı kimliklerinin masasındaki dosyalardan birinin içeriğini göstermektedir. Bir yanda Atatürk’ün çizdiği “millî” çerçeve ve çağdaş medeniyet hedefi, diğer yanda “nüfus patlaması, derslik açığı, öğretmen yetersizliği” gibi acil sorunlar… Çakmakoğlu, bu ikisi arasında köprü kurmaktadır. Köprünün ayaklarından biri devletin bütçesi ve planlaması, diğeri ise “hayırsever vatandaşların fedakârlığıdır”. Onun yaptığı, bu iki ayağı bir araya getirmek, teşvik etmek ve takdir etmektir.
Buradan hareketle, Çakmakoğlu’nun “millî eğitim” vizyonunu üçlü bir sacayağı üzerinde düşünebiliriz:
Birincisi, “Felsefi Temel”: Evrenseli millî bir bakışla özümseme (Kimlik).
Diğeri, “Pratik Zorunluluk”: Demografik ve ekonomik gerçekler (Kaynak).
Bir diğeri, “Sosyal Mekanizma”: Devlet-toplum iş birliği ve hayırseverlik (Seferberlik).
Sonuç olarak bu konuşma, ideal ile reel arasında yer alan bir devlet adamının, sorunu tespit edip, mevcut toplumsal dinamikleri harekete geçirerek pratik bir çözüm modeli önerme çabasının somut bir örneğidir.
Ruhu şad olsun…
•
| 8 Şubat 2026 | Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXXI- | Dünde Kalan Sözler- VI-| Ekonominin Simgesi, Millî Hedeflerin Pratiği: Mersin Serbest Bölgesi|
Anasayfa
Yazarlar
Hilmi Dulkadir
Yazı Detayı
Bu yazı 17 kez okundu.
KÜLTÜR YAZILARI... Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXX- | Dünde Kalan Sözler - V- | Milli Eğitimin İnşası: Teoriden Pratiğe, Devletten Topluma | Hilmi DULKADİR | 6 Şubat 2026
•
Milli Eğitim Bakanlığı’nca, Türkiye genelinden eğitimcilerin katılımıyla Mersin'de tertiplenen 'Milli Eğitim Semineri'nde, dönemin Mersin Valisi Sabahattin Çakmakoğlu'nun yaptığı bu konuşma, millî eğitimin inşasına dair pratik, somut ve seferber edici bir vizyon sunmaktadır.
•
Çakmakoğlu’nun düşünce dünyasında “millî eğitim”, salt bir kavram veya soyut bir ideal olmaktan öte; somut rakamlar, fizikî imkânlar ve toplumsal sorumlulukla örülmüş bir inşa sürecidir. Bu konuşma metni, onu bir teorisyen kimliğinden sahaya indirerek; eğitimin pratik maliyetini, demografik gerçekliğini ve “hayırseverlik” gibi toplumsal mekanizmaları bir çözüm önerisi olarak nasıl analiz ettiğini gözler önüne sermekte; metin, bu yönüyle, bir “alan raporu”nun gerçekçi tespitleri ile bir “sosyal politika” ve seferberlik vizyonunun heyecanını bir araya getirmektedir. Ayrıca Çakmakoğlu, burada bir organizatör ve seferberlik mimarı olarak, devletten topluma uzanan inşa sürecinin somut bir projesini de ortaya koymaktadır.
İşte bu beşinci bölümde, tam da bu nedenle, Çakmakoğlu’nun kurucu ve yönlendirici nitelikteki bu söylevinin ışığında, millî eğitimin inşası sürecini analiz edeceğiz. Zira, millî eğitim sisteminin dönüşümüne dair teorik tartışmalar, ancak böylesine somut adımlar, saha tespitleri ve toplumsal seferberlik çağrılarıyla anlam kazanabilir.
•
Çakmakoğlu, konuşmasına Cumhuriyet’in devraldığı miras ile 1980’lerdeki durumu çarpıcı rakamlarla kıyaslayarak başlamaktadır.
“13 milyonluk” nüfusun ”50 milyona”, “257 ilkokulun” sadece Mersin vilayetinde “800’e” çıktığını belirtmektedir. Bu istatistikler, onun söyleminde hamasi bir gurur malzemesi değil, aksine muazzam bir altyapı ve kaynak ihtiyacının kanıtıdır. Devletin eğitim bütçesine “3. veya 4. sırada” kaynak ayırmasına rağmen, fiziki imkânların “yeterli olamadığını” vurgulamaktadır.
Öğrencilerin “üst üste”, öğretmenlerin “ikili üçlü” eğitim yapmak zorunda kalmasını, sistemin nefes almakta zorlandığının somut göstergesi olarak sunmakta ve bu tespitleri ile gerçekçi ve sorun odaklı bir yönetici kimliği ortaya koymaktadır.
Çakmakoğlu’nun bu konuşmadaki en önemli vurgusu, devletin tek başına omuzlayamadığı bu yükün, “hayırsever vatandaşlar” eliyle nasıl paylaşıldığını anlatmasıdır. Burada “hayırseverlik” bildiğimiz, sıradan bir bağışçılık olayı olmayıp “milli bir sorumluluk ve toplumsal sözleşmenin pratik tezahürü” olarak tanımlanmaktadır.
Çakmakoğlu, Mersin özelinde, hayırseverlerin yaptığı 32 okul, 8 lojman, 247 derslik ve 1 milyar 250 milyon liralık katkıyı kamuoyuna duyururken, bunu bir minnet ifadesinden çok, “örnek bir model ve teşvik” olarak sunmaktadır. “Belki de çok varlıklı olmamalarına rağmen” ifadesi de bu fedakârlığın toplumsal tabanının genişliğine işaret etmektedir.
Ayrıca bu yaklaşım, Çakmakoğlu’nun devlet-toplum ilişkisine dair önemli bir ipucu vermektedir. Ona göre millî eğitim, devletin değil, “hepimizin çocukları” için olduğundan, milletin de ortak sorumluluğudur. Vali kimliğiyle bu sorumluluğu harekete geçirmek, yönlendirmek ve takdir etmekle görevli bir “katalizör” rolü üstlenerek bağış kampanyalarını teşvik etmesi ve devam ettirmesi, onu idareci yönü yanında bir “toplumsal kaynak seferberlikçisi” de yapmaktadır.
Konuşmanın başında, “eğitim-öğretim, evrensel bir bütünlüğü ifade eder” diyerek evrensel çerçeveyi kabul etmektedir. Ancak hemen ardından, bunun Türkiye için “Milli Eğitim” şeklinde tezahür ettiğinin altını çizerek buradaki “millî” vurgusunu, dışlayıcı değil, odaklayıcı ve özgünleştirici bir işleve dönüştürmektedir. Amacı, “dünyanın teknolojik gelişmelerini, medeniyetin müşterek malı olan eserleri, kendi milli bakış açımızla değer vererek … kendi milletimize odaklarını aktarmak”tır. Ona göre, millî eğitim, evrensel bilgiyi özümseme, ancak onu milli kimlik ve ihtiyaçlar perspektifiyle harmanlayarak aktarma sürecidir. Bu, onun daha önce yaptığı konuşmalarındaki “teknolojiyi al, özünü koru” ve “kültür emperyalizmine” karşı direnç temasıyla tamamen uyumludur.
Sonuç:
Bu konuşma, Çakmakoğlu’nun fikir adamı ve devlet adamı kimliklerinin masasındaki dosyalardan birinin içeriğini göstermektedir. Bir yanda Atatürk’ün çizdiği “millî” çerçeve ve çağdaş medeniyet hedefi, diğer yanda “nüfus patlaması, derslik açığı, öğretmen yetersizliği” gibi acil sorunlar… Çakmakoğlu, bu ikisi arasında köprü kurmaktadır. Köprünün ayaklarından biri devletin bütçesi ve planlaması, diğeri ise “hayırsever vatandaşların fedakârlığıdır”. Onun yaptığı, bu iki ayağı bir araya getirmek, teşvik etmek ve takdir etmektir.
Buradan hareketle, Çakmakoğlu’nun “millî eğitim” vizyonunu üçlü bir sacayağı üzerinde düşünebiliriz:
Birincisi, “Felsefi Temel”: Evrenseli millî bir bakışla özümseme (Kimlik).
Diğeri, “Pratik Zorunluluk”: Demografik ve ekonomik gerçekler (Kaynak).
Bir diğeri, “Sosyal Mekanizma”: Devlet-toplum iş birliği ve hayırseverlik (Seferberlik).
Sonuç olarak bu konuşma, ideal ile reel arasında yer alan bir devlet adamının, sorunu tespit edip, mevcut toplumsal dinamikleri harekete geçirerek pratik bir çözüm modeli önerme çabasının somut bir örneğidir.
Ruhu şad olsun…
•
| 8 Şubat 2026 | Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXXI- | Dünde Kalan Sözler- VI-| Ekonominin Simgesi, Millî Hedeflerin Pratiği: Mersin Serbest Bölgesi|
Ekleme
Tarihi: 06 Şubat 2026 -Cuma
KÜLTÜR YAZILARI... Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXX- | Dünde Kalan Sözler - V- | Milli Eğitimin İnşası: Teoriden Pratiğe, Devletten Topluma | Hilmi DULKADİR | 6 Şubat 2026
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.