Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... ÇEVREYE DAİR YAZILAR -IV-| Gündelik Pratikler ve Kadim Bilgelik -II | Hilmi DULKADİR | 24.03.2026

•       Annemin her sabah ilk işi, evin önündeki yolu sulayıp çalı süpürgeyle süpürmekti. Bu iş o kadar olağandı ki, sabahın erken saatlerinde mahalledeki diğer evlerin önünde de benzer bir hareketlilik başlardı. Komşular da aynı işi yapardı. Örneğin, büyük mahallelerde yaşayan büyükbaş hayvan sahipleri, sabah sığır çobanına otlatmak üzere teslim ettikleri hayvanların sokağa bıraktığı dışkıyı (halk arasında “mayıs” olarak adlandırılırdı) toplayan kişiler vardı. Bu mayıs toplayıcıları, topladıkları dışkıyı elle yoğurur, yassı bir şekil verir ve kuruması için taşların üzerine bırakırdı. Böylece, evlerin önünden geçen yollar pırıl pırıl kalırdı Herkes kendi kapısının önünü temizler, bu sayede bütün sokaklar temizlenmiş olurdu. Bu pratiğe “yol süpürme” denirdi ve zamanla herkesin uyduğu bir toplumsal norma dönüşmüştü.       Bu basit gündelik pratik, aslında derin bir toplumsal sözleşmeyi ifade etmektedir. Herkesin kendi evinin önünü temizlemesi, ortak kullanım alanı olan sokağın herkes tarafından sahiplenilmesi anlamına gelir. Bu uygulama, çevreye duyarlılığın yanı sıra, komşuya saygı, mahalleli olma bilinci ve aidiyet duygusunun da somut bir tezahürüdür. Günümüzde sıkça kullanılan "temizlik imandandır" anlayışının sokaktaki tezahürü olarak da okunabilecek bu davranış kalıbı, modern belediyecilik hizmetlerinin henüz yaygınlaşmadığı bir dönemde, toplumsal dayanışmanın ve çevreye karşı müşterek sorumluluğun en önemli örneklerinden birini oluşturmaktadır.        Sokak temizliğinin bu şekilde ortaklaşa yapılması, aynı zamanda suyun ve emeğin de ortaklaşa kullanımı anlamına gelirdi. Sabahın serinliğinde yolun sulanması, gün boyu toz kalkmasını önler hem evin önünü serinletir hem de yoldan geçenlerin rahat ve sağlıklı hareket etmesini sağlardı.       Gündelik hayatın bir başka bilgelik örneği de evin içinde, mutfakta karşımıza çıkardı. Örneğin, evimizde söğüt ağacının sürgünlerinden örülmüş seleler vardı. Yaş iken örülür, kuruduktan sonra araları hava sızdıracak biçimde açılırdı. Bu selelerin tabanı dar, huni gibi genişleyerek bir -bir buçuk metrelik bir alanı kaplardı. İşte bu selelerin altına süt, yoğurt, peynir, hatta bazen yemek konurdu. Örgü aralarından hava aldığı için bozulma olmaz, günlerce taze kalırdı. Günümüzün buzdolabı ne iş görüyorsa, seleler de aynı işi görürdü.       Bu anlattığım, aslında basit bir fizik kuralına dayanmaktadır: Hava akışı olan ortamlarda buharlaşma hızlanır, buharlaşma ise soğutma etkisi yaratır. Söğüt sürgünlerinden örülmüş selenin aralıklı yapısı, havanın sürekli dolaşmasını sağlayarak içindeki ürünlerin serin kalmasına yardımcı olurdu. Atalarımız bu prensibi bilimsel olarak bilmezdi belki ama yüzyılların deneyimiyle keşfetmişti. Bu yöntem, günümüzde hala bazı kırsal bölgelerde kullanılan toprak küplerin çalışma prensibiyle aynıdır.       Sakarya'da geleneksel mutfak kültürü üzerine yapılan bir araştırmada, geçmişte yaygın olarak kullanılan ancak günümüzde unutulmaya yüz tutmuş pek çok saklama kabı ve yöntemi belgelenmiştir (Akgül ve Önçel, 2024). Bu araştırmada, "sele" ve benzeri örgü kapların, özellikle süt ürünlerinin muhafazasında oynadığı kritik role dikkat çekilmektedir.        Bugün buzdolaplarına, derin donduruculara milyonlar öderken, aslında çocukluğumuzun seleleri bize doğanın kucağında, enerji harcamadan, doğayla uyum içinde nasıl yaşanacağını öğretmişti. Yol temizliğinden selelere, bu gündelik pratiklerin ortak noktası, doğayla kavga etmeden, onun dilini anlayarak yaşamayı bilmekti. O selelerin altında serinleyen süt gibi, biz de o kültürün içinde serinlemiş, büyümüştük.       Sonuç:       Bu anlattıklarım, eski günlere duyulan özlemim değildir. Akan suyun peşine düşüp onu izleyen, toprağı kerpiç yapıp evini ondan inşa eden, sabahın erken saatinde eline süpürge alıp yolunu temizleyen, söğüt dallarını örüp sele yapan ailem ve atalarımız, aslında bize çok önemli bir şey öğretmiş bulunuyor: Doğayla uyum içinde yaşamayı...       Bugün iklim kriziyle, enerji darboğazıyla, çevre kirliliğiyle uğraşırken belki de yapmamız gereken, o selelerin altında serinleyen süt gibi, geleneksel bilgiyi modern dünyanın sıcaklığından koruyacak yeni seleler örmektir. Çünkü o bilgelik, toprağın, suyun ve emeğin tutanaklarında hâlâ duruyor… • |31.03.2026|ÇEVREYE DAİR YAZILAR -V-| Torosların Eteğinde, Akdeniz'in Koynunda: Mersin'de Doğayla Uyumlu Yaşamın Kadim İzleri | • Kaynakça Akgül, Z., ve Önçel, S. (2024). Yöresel Mutfakların Sürdürülebilirliği Kapsamında Sivas Yemek Kültürü ve Değişimi Üzerine Bir Araştırma. Anadolu Üniversitesi Mesleki Eğitim ve Uygulama Dergisi, 3(2), s. 151-173.
Ekleme Tarihi: 24 Mart 2026 -Salı

KÜLTÜR YAZILARI... ÇEVREYE DAİR YAZILAR -IV-| Gündelik Pratikler ve Kadim Bilgelik -II | Hilmi DULKADİR | 24.03.2026



      Annemin her sabah ilk işi, evin önündeki yolu sulayıp çalı süpürgeyle süpürmekti. Bu iş o kadar olağandı ki, sabahın erken saatlerinde mahalledeki diğer evlerin önünde de benzer bir hareketlilik başlardı. Komşular da aynı işi yapardı. Örneğin, büyük mahallelerde yaşayan büyükbaş hayvan sahipleri, sabah sığır çobanına otlatmak üzere teslim ettikleri hayvanların sokağa bıraktığı dışkıyı (halk arasında “mayıs” olarak adlandırılırdı) toplayan kişiler vardı. Bu mayıs toplayıcıları, topladıkları dışkıyı elle yoğurur, yassı bir şekil verir ve kuruması için taşların üzerine bırakırdı. Böylece, evlerin önünden geçen yollar pırıl pırıl kalırdı Herkes kendi kapısının önünü temizler, bu sayede bütün sokaklar temizlenmiş olurdu. Bu pratiğe “yol süpürme” denirdi ve zamanla herkesin uyduğu bir toplumsal norma dönüşmüştü.
      Bu basit gündelik pratik, aslında derin bir toplumsal sözleşmeyi ifade etmektedir. Herkesin kendi evinin önünü temizlemesi, ortak kullanım alanı olan sokağın herkes tarafından sahiplenilmesi anlamına gelir. Bu uygulama, çevreye duyarlılığın yanı sıra, komşuya saygı, mahalleli olma bilinci ve aidiyet duygusunun da somut bir tezahürüdür. Günümüzde sıkça kullanılan "temizlik imandandır" anlayışının sokaktaki tezahürü olarak da okunabilecek bu davranış kalıbı, modern belediyecilik hizmetlerinin henüz yaygınlaşmadığı bir dönemde, toplumsal dayanışmanın ve çevreye karşı müşterek sorumluluğun en önemli örneklerinden birini oluşturmaktadır. 
      Sokak temizliğinin bu şekilde ortaklaşa yapılması, aynı zamanda suyun ve emeğin de ortaklaşa kullanımı anlamına gelirdi. Sabahın serinliğinde yolun sulanması, gün boyu toz kalkmasını önler hem evin önünü serinletir hem de yoldan geçenlerin rahat ve sağlıklı hareket etmesini sağlardı.
      Gündelik hayatın bir başka bilgelik örneği de evin içinde, mutfakta karşımıza çıkardı. Örneğin, evimizde söğüt ağacının sürgünlerinden örülmüş seleler vardı. Yaş iken örülür, kuruduktan sonra araları hava sızdıracak biçimde açılırdı. Bu selelerin tabanı dar, huni gibi genişleyerek bir -bir buçuk metrelik bir alanı kaplardı. İşte bu selelerin altına süt, yoğurt, peynir, hatta bazen yemek konurdu. Örgü aralarından hava aldığı için bozulma olmaz, günlerce taze kalırdı. Günümüzün buzdolabı ne iş görüyorsa, seleler de aynı işi görürdü.
      Bu anlattığım, aslında basit bir fizik kuralına dayanmaktadır: Hava akışı olan ortamlarda buharlaşma hızlanır, buharlaşma ise soğutma etkisi yaratır. Söğüt sürgünlerinden örülmüş selenin aralıklı yapısı, havanın sürekli dolaşmasını sağlayarak içindeki ürünlerin serin kalmasına yardımcı olurdu. Atalarımız bu prensibi bilimsel olarak bilmezdi belki ama yüzyılların deneyimiyle keşfetmişti. Bu yöntem, günümüzde hala bazı kırsal bölgelerde kullanılan toprak küplerin çalışma prensibiyle aynıdır.
      Sakarya'da geleneksel mutfak kültürü üzerine yapılan bir araştırmada, geçmişte yaygın olarak kullanılan ancak günümüzde unutulmaya yüz tutmuş pek çok saklama kabı ve yöntemi belgelenmiştir (Akgül ve Önçel, 2024). Bu araştırmada, "sele" ve benzeri örgü kapların, özellikle süt ürünlerinin muhafazasında oynadığı kritik role dikkat çekilmektedir. 
      Bugün buzdolaplarına, derin donduruculara milyonlar öderken, aslında çocukluğumuzun seleleri bize doğanın kucağında, enerji harcamadan, doğayla uyum içinde nasıl yaşanacağını öğretmişti. Yol temizliğinden selelere, bu gündelik pratiklerin ortak noktası, doğayla kavga etmeden, onun dilini anlayarak yaşamayı bilmekti. O selelerin altında serinleyen süt gibi, biz de o kültürün içinde serinlemiş, büyümüştük.
      Sonuç:
      Bu anlattıklarım, eski günlere duyulan özlemim değildir. Akan suyun peşine düşüp onu izleyen, toprağı kerpiç yapıp evini ondan inşa eden, sabahın erken saatinde eline süpürge alıp yolunu temizleyen, söğüt dallarını örüp sele yapan ailem ve atalarımız, aslında bize çok önemli bir şey öğretmiş bulunuyor: Doğayla uyum içinde yaşamayı...
      Bugün iklim kriziyle, enerji darboğazıyla, çevre kirliliğiyle uğraşırken belki de yapmamız gereken, o selelerin altında serinleyen süt gibi, geleneksel bilgiyi modern dünyanın sıcaklığından koruyacak yeni seleler örmektir. Çünkü o bilgelik, toprağın, suyun ve emeğin tutanaklarında hâlâ duruyor…

|31.03.2026|ÇEVREYE DAİR YAZILAR -V-| Torosların Eteğinde, Akdeniz'in Koynunda: Mersin'de Doğayla Uyumlu Yaşamın Kadim İzleri |

Kaynakça
Akgül, Z., ve Önçel, S. (2024). Yöresel Mutfakların Sürdürülebilirliği Kapsamında Sivas Yemek Kültürü ve Değişimi Üzerine Bir Araştırma. Anadolu Üniversitesi Mesleki Eğitim ve Uygulama Dergisi, 3(2), s. 151-173.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.