SİTESOL1
TOLGAGÖKÇELİ
Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... GÜNE DOĞRU YAZILAR | 29. 07. 2026 | Hilmi DULKADİR | Taşın Sırrı, Kayalığın Kadim Konuğu: Toroslar’da Bir Koçmar ile Sessiz Dostluk

•       Yayla evimin giriş yolu bir parça engindi. Zamanında iş makinesiyle getirttiğim iri, azametli kaya kütlelerini, yüzleri bahçeme bakacak şekilde dizmiş; arkalarını dolgu yaparak yolu üst düzeyle eşitlemiştim. Yaklaşık 1.5 metre yüksekliğinde ve 10 metre uzunluğunda uzanan bu güney kaya duvarı, üstte doğal bir korkuluk gibi dururken; üzerinde yer yer açılan çatlaklar, oymalar ve içinden uzanan yabansı çalılarla adeta kendi ekosistemini kurdu.       Ancak bu kireç taşı kütlelerinin asıl sahibi ben değilmişim; bunu iki yıldır bahçede tanıklık ettiğim gizemli bir yaşamla anladım. Bu sessiz ev sahipleri, bölgenin kadim birer sürüngen türünden başkası değildi (Bostan, 2024).       Kayanın derinliklerinde, iki yıldır süzdüğüm iki sakin yaşıyor. Biri, bir genç kız kadar çekingen, ürkek... Varlığımı hissettiği an başını oyuktan çıkarmayan, gölgesini bile saklayan nazlı bir hatun. Diğeri ise daha iri, muhtemelen bu kayalığın beyi, erkeği...       Onunla ilişkimiz tam bir sabır sınavı. İki çatal ayak ve ön elleri üzerinde yürüyen onlar; ben ise, iri bir başı, çatal ayakları ve gövdesiyle kim bilir onun o küçük penceresinden ne kadar devasa ve ürkütücü görünüyorumdur!        Bana ve alışsınlar diye bıraktığım yiyecekleri ben yokken tüketseler de, yakınlaşmama asla izin vermezler.        Dün yine o kayanın karşısına geçtim. Beni gören birinin kaçıp çatlağa sığınması saniyeler sürdü. Ancak bu kez pes etmedim. Tam 20 dakika boyunca, nefesimi bile kollayarak, güneşin altında heykelleşip bekledim.       Nihayet o mağrur başın biri kaya deliğinden uzandı. İri, kel kafasıyla uzun uzun beni süzdü. Kıpırdamadığımı görünce usulca bütün vücudunu dışarı çıkardı. Uzun parmakları bir el gibi kayanın pürüzlü yüzeyine tutundu; sırtını güneşe verip adeta taşın rengini alarak can bulmuş bir heykele dönüştü.        Yarım saatlik bir "kamuflaj" sabrıyla güneşi sırtına yükler gibi duran o kadim dostumun fotoğrafını çekmeyi başardığımda, içimde çocukça bir bahtiyarlık filizlendi.       Malatya-Sürgü’den Toroslar’a Bir Çocukluk Hafızası: Diş Sayan Keler       Bu canlıyı ben dün tanımadım. Çocukluğumun geçtiği Malatya’nın Sürgü kasabasından bilirim. O yıllarda kocalardan, büyüklerden hep aynı korkutucu telkini duyardık: "Sakın bu hayvanı görünce ağzınızı açmayın, dişlerinizi sayar! Dişlerinizi sayarsa hasta olur, ölürsünüz..."       Yıllar sonra Toroslar’ın Korum Mahallesi’ndeki yayla evimde bu kelerle yeniden karşılaşınca, o eski korkutucu efsanenin arkasındaki zengin halk bilimsel derinliği yeniden sorguladım. Nitekim Taşeli Platosu’nun mitik hayvanlarını inceleyen Dr. Mehmet Alptekin’in araştırmaları, bu canlı etrafında örülen devasa folklorik dokuyu gözler önüne serer (Alptekin, 2020).       Halk arasında "Goçmar / Koçmar", "taş keleri" veya "dikenli keler" olarak bilinen bu canlı; Orta Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesindeki koç (erkek) ve mar (yılan) kelimelerinin birleşimiyle adlandırılmıştır (Gülensoy, 2007; akt. Alptekin, 2020, s. 23). Örme taş duvarlarda, çörtlü kireç taşlarında ve "an" denilen tarla sınırlarında yaşayan koçmarlar, doğanın en süzgün, en zararsız böcek avcılarındandır (Yaka, 2014; akt. Alptekin, 2020, s. 23).       Ancak başlarını sürekli aşağı yukarı sallama hareketleri, yüzyıllar boyunca Anadolu halk inançlarında farklı yorumlanmıştır. Hz. İbrahim’in ateşini üflediğine dair olumsuz efsanelerden ötürü ne yazık ki taşlanan bu garip canlı (Türktaş, 2012; akt. Alptekin, 2020, s. 24); Maraş Göksun ve Mersin Erdemli yöresinde ise başını her sallayışında "Allah’ı zikreden" mübarek bir varlık olarak görülmüştür (Kırmızı, 2015; akt. Alptekin, 2020, s. 24).       Benim Sürgü’de çocukken duyduğum "diş sayma" inancı da aynen bu coğrafyada yaşar: Koçmar gören birinin ağzını sıkıca kapatması gerekir; zira koçmarın insanın dişlerini saydığı an o dişlerin döküleceğine inanılır (Kırmızı, 2015, s. 115; akt. Alptekin, 2020, s. 24). Gazipaşa masallarında "Derbeder Oğlan ile Koçmar Keler" öyküsüne konu olan bu canlı, aslında taşın, toprağın ve kayalığın en sessiz bekleme ustasıdır (Uysal, 2008; akt. Alptekin, 2020, s. 24).       Doğayla Barışmak, Taşla Dost Olmak       Biz insanoğulları, doğanın her köşesini kendi mülkümüz sanma kibrine kapılıyoruz. Oysa Korum Mahallesi’ndeki o kaya duvarı, benden çok o koçmarın yuvasıdır. Büyüklerin dillendirdiği korkutucu efsanelerin aksine; zararsız, sessiz ve doğanın dengesini koruyan bu kadim komşumu korumak benim insanlık borcumdur. Şimdi hedefim basit: Onları ürkütmeden, varlığıma alıştırmak. Bir gün o kaya oyuğunun önünde yan yana oturup güneşe sırtımızı dönebildiğimizde, doğayla barışmanın o muazzam mutluluk yazısını bir kez daha kaleme alacağım.       Yeter ki insanoğlu gölge etmesin; taşın da dili var, kelerin de... Kaynakça Alptekin, M. (2020, Ağustos). Taşeli Platosu’nda Mitik Hayvanlar: Koçmar, Sinkurt Ve Sırtınkılıç. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 13(72), s. 20-28. 07 2026 tarihinde https://www.researchgate.net/.../TASELI-PLATOSUNDA-MITIK... adresinden alındı Bostan, B. P. (2024, Güz). Türk Dillerinde Sürüngen Adları. Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi(41), s. 215-240. 07 2026 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3489522 adresinden alındı
Ekleme Tarihi: 29 Temmuz 2026 -Çarşamba

KÜLTÜR YAZILARI... GÜNE DOĞRU YAZILAR | 29. 07. 2026 | Hilmi DULKADİR | Taşın Sırrı, Kayalığın Kadim Konuğu: Toroslar’da Bir Koçmar ile Sessiz Dostluk



      Yayla evimin giriş yolu bir parça engindi. Zamanında iş makinesiyle getirttiğim iri, azametli kaya kütlelerini, yüzleri bahçeme bakacak şekilde dizmiş; arkalarını dolgu yaparak yolu üst düzeyle eşitlemiştim. Yaklaşık 1.5 metre yüksekliğinde ve 10 metre uzunluğunda uzanan bu güney kaya duvarı, üstte doğal bir korkuluk gibi dururken; üzerinde yer yer açılan çatlaklar, oymalar ve içinden uzanan yabansı çalılarla adeta kendi ekosistemini kurdu.
      Ancak bu kireç taşı kütlelerinin asıl sahibi ben değilmişim; bunu iki yıldır bahçede tanıklık ettiğim gizemli bir yaşamla anladım. Bu sessiz ev sahipleri, bölgenin kadim birer sürüngen türünden başkası değildi (Bostan, 2024).
      Kayanın derinliklerinde, iki yıldır süzdüğüm iki sakin yaşıyor. Biri, bir genç kız kadar çekingen, ürkek... Varlığımı hissettiği an başını oyuktan çıkarmayan, gölgesini bile saklayan nazlı bir hatun. Diğeri ise daha iri, muhtemelen bu kayalığın beyi, erkeği...
      Onunla ilişkimiz tam bir sabır sınavı. İki çatal ayak ve ön elleri üzerinde yürüyen onlar; ben ise, iri bir başı, çatal ayakları ve gövdesiyle kim bilir onun o küçük penceresinden ne kadar devasa ve ürkütücü görünüyorumdur! 
      Bana ve alışsınlar diye bıraktığım yiyecekleri ben yokken tüketseler de, yakınlaşmama asla izin vermezler. 
      Dün yine o kayanın karşısına geçtim. Beni gören birinin kaçıp çatlağa sığınması saniyeler sürdü. Ancak bu kez pes etmedim. Tam 20 dakika boyunca, nefesimi bile kollayarak, güneşin altında heykelleşip bekledim.
      Nihayet o mağrur başın biri kaya deliğinden uzandı. İri, kel kafasıyla uzun uzun beni süzdü. Kıpırdamadığımı görünce usulca bütün vücudunu dışarı çıkardı. Uzun parmakları bir el gibi kayanın pürüzlü yüzeyine tutundu; sırtını güneşe verip adeta taşın rengini alarak can bulmuş bir heykele dönüştü. 
      Yarım saatlik bir "kamuflaj" sabrıyla güneşi sırtına yükler gibi duran o kadim dostumun fotoğrafını çekmeyi başardığımda, içimde çocukça bir bahtiyarlık filizlendi.
      Malatya-Sürgü’den Toroslar’a Bir Çocukluk Hafızası: Diş Sayan Keler
      Bu canlıyı ben dün tanımadım. Çocukluğumun geçtiği Malatya’nın Sürgü kasabasından bilirim. O yıllarda kocalardan, büyüklerden hep aynı korkutucu telkini duyardık: "Sakın bu hayvanı görünce ağzınızı açmayın, dişlerinizi sayar! Dişlerinizi sayarsa hasta olur, ölürsünüz..."
      Yıllar sonra Toroslar’ın Korum Mahallesi’ndeki yayla evimde bu kelerle yeniden karşılaşınca, o eski korkutucu efsanenin arkasındaki zengin halk bilimsel derinliği yeniden sorguladım. Nitekim Taşeli Platosu’nun mitik hayvanlarını inceleyen Dr. Mehmet Alptekin’in araştırmaları, bu canlı etrafında örülen devasa folklorik dokuyu gözler önüne serer (Alptekin, 2020).
      Halk arasında "Goçmar / Koçmar", "taş keleri" veya "dikenli keler" olarak bilinen bu canlı; Orta Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesindeki koç (erkek) ve mar (yılan) kelimelerinin birleşimiyle adlandırılmıştır (Gülensoy, 2007; akt. Alptekin, 2020, s. 23). Örme taş duvarlarda, çörtlü kireç taşlarında ve "an" denilen tarla sınırlarında yaşayan koçmarlar, doğanın en süzgün, en zararsız böcek avcılarındandır (Yaka, 2014; akt. Alptekin, 2020, s. 23).
      Ancak başlarını sürekli aşağı yukarı sallama hareketleri, yüzyıllar boyunca Anadolu halk inançlarında farklı yorumlanmıştır. Hz. İbrahim’in ateşini üflediğine dair olumsuz efsanelerden ötürü ne yazık ki taşlanan bu garip canlı (Türktaş, 2012; akt. Alptekin, 2020, s. 24); Maraş Göksun ve Mersin Erdemli yöresinde ise başını her sallayışında "Allah’ı zikreden" mübarek bir varlık olarak görülmüştür (Kırmızı, 2015; akt. Alptekin, 2020, s. 24).
      Benim Sürgü’de çocukken duyduğum "diş sayma" inancı da aynen bu coğrafyada yaşar: Koçmar gören birinin ağzını sıkıca kapatması gerekir; zira koçmarın insanın dişlerini saydığı an o dişlerin döküleceğine inanılır (Kırmızı, 2015, s. 115; akt. Alptekin, 2020, s. 24). Gazipaşa masallarında "Derbeder Oğlan ile Koçmar Keler" öyküsüne konu olan bu canlı, aslında taşın, toprağın ve kayalığın en sessiz bekleme ustasıdır (Uysal, 2008; akt. Alptekin, 2020, s. 24).
      Doğayla Barışmak, Taşla Dost Olmak
      Biz insanoğulları, doğanın her köşesini kendi mülkümüz sanma kibrine kapılıyoruz. Oysa Korum Mahallesi’ndeki o kaya duvarı, benden çok o koçmarın yuvasıdır. Büyüklerin dillendirdiği korkutucu efsanelerin aksine; zararsız, sessiz ve doğanın dengesini koruyan bu kadim komşumu korumak benim insanlık borcumdur.
Şimdi hedefim basit: Onları ürkütmeden, varlığıma alıştırmak. Bir gün o kaya oyuğunun önünde yan yana oturup güneşe sırtımızı dönebildiğimizde, doğayla barışmanın o muazzam mutluluk yazısını bir kez daha kaleme alacağım.
      Yeter ki insanoğlu gölge etmesin; taşın da dili var, kelerin de...
Kaynakça
Alptekin, M. (2020, Ağustos). Taşeli Platosu’nda Mitik Hayvanlar: Koçmar, Sinkurt Ve Sırtınkılıç. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 13(72), s. 20-28. 07 2026 tarihinde https://www.researchgate.net/.../TASELI-PLATOSUNDA-MITIK... adresinden alındı
Bostan, B. P. (2024, Güz). Türk Dillerinde Sürüngen Adları. Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi(41), s. 215-240. 07 2026 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3489522 adresinden alındı

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.