Bu hafta Gözne'nin serin bir sabahında, yaylanın kadim sakinlerinden Aydın Sevim arkadaşımla geçmişin izlerini taşıyan o eski sokakların arasında buluştuk. Birlikte dar sokakları adımlayarak mazinin seçkin konuklarını, şairlerini ve yaylacılarını ağırlamış o eski Gözne’nin taş ve ahşap hafızasını konuştuk. Yol üstünde gözümüze takılan konut; alt katı yörenin kaba yonu taşlarıyla örülmüş, üst katı ise çatlak ahşap çitlerle çevrili, yılların yorgunluğunu sırtlamış geleneksel bir çardak eviydi. Çatısını taşıyan ahşap dikmelerin arasından sarmaşıklar fışkırmış; terk edilmişliğin hüznü ile tabiatın vefakâr kucağı birbirine karışmıştı. Aydın Bey’le bu evlerin vaktiyle Göksu vadisinden Torosların doruklarına uzanan kervan yolunun yolcularına ve yayla serinliğinde nefeslenen Yörük obalarına nasıl yurt olduğunu konuştuk.
Sohbetin ardından, yaz aylarını burada geçiren dostumla vedalaşıp onu hanesinin ve o ahşap saçakların huzurlu sessizliğinde bıraktım. Artık rotamı tek başıma gün doğusuna, yani doğrudan "güne doğru" çevirdim.
Torosların sabah ayazı henüz çekilmemişken, Akdeniz’den süzülen tül inceliğindeki sis bulutları vadinin dik kanyon yamaçlarına usulca yaslanıyordu. Burada rüzgâr, asırlardır kuru meşe yapraklarının, yabani kekiklerin ve taş yarıklarının arasından geçerek kadim bir masal fısıldıyordu. Karşıma hem doğan güneşi hem de sarp kayalığın tepesindeki kaleyi alarak, vadinin 50-60 metrelik dik kalker kornişlerini yaran patikalardan yukarıya doğru tırmanmaya başladım.
Adımlarım beni deniz seviyesinden yaklaşık 1085 metre yükseklikteki o sarp kartal yuvasına, Gözne Kalesi’nin eteklerine ulaştırdı. Sırtımı kalker ana kayaya verip güneye baktığımda; sislerin arasından sıyrılan bereketli Kazanlı-Karaduvar toprakları, sabah pırıltısıyla parlayan uçsuz bucaksız seralar ve ta ufukta Akdeniz’in gümüşi çizgisi uzanıyordu. Fakat asıl efsun, gün doğusundan kopup gelen ilk ışık huzmelerinin sarp kalker kayalıkları aşarak kalenin burçlarına vurduğu anda gerçekleşti.
Güneş, binlerce yıllık randevusuna sadık bir âşık gibiydi. Sabahın ilk kızıllığı; kalenin altıgen kulesine, mazgal pencerelerine ve bosajlı kireçtaşı bloklarına değdiği anda taş birdenbire alev almış gibi oldu; soğuk kireçtaşı ışığın dokunuşuyla dirildi. İki birimden oluşan bu savunma yapısının kilit taşlarında bitkisel motifler barındıran altıgen kulesi; 13. yüzyılda Paperon baronlarına ve yüksek rütbeli yöneticilere karakol olurken de güneşle tam bu açıyla selamlaşıyordu. Bana göre bu manzara kuru bir gün doğumundan ziyade, ışığın taşla sevişmesi, tarihin günün ilk ışığıyla yeniden vuslata ermesiydi.
Zira Gözne Kalesi, bizim gördüğümüz taş ve harçtan ibaret bir hisar değil; Gülek Boğazı’ndan Çandır’a, Sinap’tan Belenkeşlik’e uzanan o kadim kervan yolunun ve askeri haberleşme ağının uyanık gözü, Torosların Akdeniz’e bakan penceresidir. Öyle ki taşın ve tarihin bu azametli uykusu, sabahın ilk nefesinde insanı fani hırslarından arındıran derin bir tefekküre çağırmaktadır.
Ve tam bu tefekkürün ortasında, uçurum kayalıklarının koynundan kapkara kanatlar havalandı. Yöre halkının "kuzgun" dediği, zifiri siyah tüyleri sabah güneşinde madenî pırıltılar saçan o asil kuşlar süzüldü boşluğa... Her sabah bıkıp usanmadan icra ettikleri o ilahî ritüele başladılar. Sarp kanyonun derin yarıkları boyunca rüzgârı göğüsleyip girdaplar çiziyor, birbirlerine değercesine yaklaşıp kavislerle göğe yükselerek kayalıkların üzerinde semah dönüyorlardı. Bu alelade bir kanat çırpış sanılmasın; taşın hafızasına, kalenin yalnızlığına ve sabahın sessizliğine çekilen ebedî bir nöbet dansıydı.
Kuşlar göğü tavaf ederken, güneş kaleyle sevişirken zaman bir anlığına durdu. Ve şunu derinden hissettim: İnsan fani, hırslar geçici; fakat tabiatın bağrında her sabah "güne doğru" dönen bu kuzgunların semahı kadar ebedi ve sahici hiçbir şey yok...
•
İleri Okuma İçin Kaynaklar:
Çelik, M. Ö., Yakar, İ., Hamal, S. N. G., Oğuz, G. M. ve Kanun, E. (2020). Sfm Tekniği ile Oluşturulan 3B Modellerin Kültürel Mirasın Belgelenmesi Çalışmalarında Kullanılması: Gözne Kalesi Örneği. Türkiye İnsansız Hava Araçları Dergisi, 2(1).
Koca, H. (1995). Gözne'de Yayla Turizmi. Doğu Coğrafya Dergisi, 1(1), 281-304.
Yılmaz, L. (2022). Mersin’de Kale ve Gözetleme Kuleleri’nin Kültür Rotaları Kapsamında Değerlendirilmesi. Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi (ODÜSOBİAD), 12(2).

