KAPAĞI AÇILAN KİTAP | Tarih: 22 Ağustos 2026 | Sayı: XXXVI | Adı: Bir Türk Köyü | Yazar: Mary Gough -Victor Amburs | Tür: Akademik İnceleme ve Araştırma / Alt Disiplin: Etnografya, Sosyoloji (Kırsal Sosyoloji) ve Sosyal Antropoloji | S.S.: 20 | Yıl: 1982 | Tanıtım: Hilmi Dulkadir |
•
Bir Yabancı Gezginin Gözüyle Toroslarda Yerel Hafıza: "Bir Türk Köyü"
•
Yerel tarih ve kültür araştırmalarında bölge insanının kendi iç tanıklıkları ne kadar kıymetliyse; dışarıdan bir gözün, bir gezginin tarafsız ve detaycı merceğinden yansıyan gözlemler de o kadar paha biçilmezdir. Büyük tarihi olayların gölgesinde kalan gündelik yaşam, sosyal doku, mimari estetik ve doğa-insan ilişkisi çoğu zaman seyyahların not defterlerinde ölümsüzleşir.
İşte kütüphanemin raflarında rastladığım, karton kapaklı, sarı 3. hamur kâğıda teksir baskıyla hazırlanmış 20 sayfalık mütevazı bir kitapçık tam da böyle bir yerel kültür hazinesini barındırıyor (Gough, 1982): (Dünya İnsanları) serisinin 24. kitabı olarak Mary Gough tarafından kaleme alınan (A Turkish Village, 1965) ve Victor Ambrus’un çizimleriyle zenginleştirilen bu değerli çalışma; 1982 yılında yakın dostum, Hatay Depreminde kaybettiğimiz merhum araştırmacı-yazar Mehmet Tekin’in çevirisiyle Afyon Kocatepe Gazetesi’nde tefrika edildikten sonra Aydoğmuş Kitapları yayın dizisinden küçük bir kitapçık halinde basılmıştır.
Kitapçıkta her ne kadar sembolik olarak "Alahan" ismi kullanılsa da metnin sunduğu coğrafi ve topografik detaylar; yani Ankara-Akdeniz güzergâhı, sarp dağ geçitleri, çam ormanları, meşhur Alahan Manastırı civarı ve Karaman-Mut hattı, anlatılan yerin Mut ilçesine bağlı eski Alahan (Kocaköy) ve çevresindeki Akdeniz-Toros köyleri olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sayfaları çevirmeye başladığınızda, yüz yüze olunan metnin sıradan bir gezi yazısı olmadığı, 1950-60'lı yılların Akdeniz kırsalına ait derin bir etnografik alan çalışması olduğunu hissedersiniz. Mary Gough, bu coğrafyayı mekân olarak görmez, insanı biçimlendiren canlı bir unsur olarak ele alır. Bu canlılık ilk olarak köyün mimari dokusunda göze çarpar. Taş yapı evler, ahşap mertekler ve bunların üzerine samanlı çamur sıvanarak hazırlanan düz çatılar ayrıntısıyla anlatılırken; araştırmacının dikkatinden kaçmayan en özgün detay, dam üstlerinde bulunan "merdane" (yuvgu) taşıdır. Yapıyı üstten sıkılaştırıp su geçirmez hale getirmek için kullanılan yuvgu taşı, geleneksel Akdeniz/Anadolu mimarisinin unutulmaya yüz tutmuş en pratik unsurlarından biridir.
Sadece mimari değil, gündelik yaşamın en temel parçası olan su kültürü ve hijyen anlayışı da seyyahın gözünden kaçmaz. Dağ kaynaklarından künklerle getirilen soğuk sular, ağaç gövdelerinden oyulmuş yalaklar ve çeşme başının kadınlar için bir sosyalleşme mekânı olması ince ayrıntılarla işlenmiştir. Evlerde misafir karşılanırken uygulanan ayakkabı çıkarma geleneği, ellerin, durağan suda değil leğen-ibrik ile akarsu halinde yıkanması ve ardından kolonya ikram edilmesi, Türk misafirperverliğinin ve temizlik kültürünün yabancı bir göz tarafından tespit edilmiş son derece samimi detaylarıdır.
Bu samimiyet ve özgünlük, köyün giyim-kuşam kültürüne geçildiğinde daha da belirginleşir. Kadınların çiçekli pazen entarileri, diz altı donları ve kenarları boncuklu beyaz eşarpları tasvir edilirken; Muhtarın şalvar-ceket birleşimi olan "yarı doğulu yarı batılı" giyimi ile gençlerin yavaş yavaş modern pantolonlara geçişi, Türkiye'deki toplumsal dönüşümün kırsala yansıyan somut birer belgesi gibi durur. Hele ki ormanlarda ağaç kesimi yapan “Tahtacı ailelerin” kadınlarına ait giyim tasvirleri; alnında para dizileri olan beyaz tülbentler, küçük yuvarlak fesler, fırfırlı elbiseler ve uzun konçlu kırmızı deri çizmelerle adeta görsel bir şölene dönüşür.
Etnografik zenginlik kendisini muhtarın evinde kurulan yer sofrasında da sürdürür. Açık ateşte sac üzerinde pişirilen kâğıt inceliğindeki “yufka ekmek”, yoğurt, tereyağında pişmiş yumurta, biber salçalı piliç yahnisi ve bulgur pilavı dönemin Akdeniz köy mutfağını sergilerken; yufkanın aynı zamanda bir kaşık veya kürek gibi kullanılarak yenilmesi, köylünün pratik zekasını ortaya koyar.
Tabii Toroslarda yaşam köy içiyle sınırlı değildir; hayatın ritmini belirleyen asıl unsur “yayla göçüdür”. Ürünlerin farklı kotlarda iki kez olgunlaşması nedeniyle yapılan çift hasat, harman yerindeki “döven” kullanımı, su değirmenleri ve keçinin kılının dokumacılıkta (kara çadır, heybe, kilim) değerlendirilmesi hayatın doğal akışı içinde aktarılır. Tam da bu noktada metin, günümüz çevre bilincine ışık tutan çok önemli bir düğüm noktasına temas eder: “Ormancı- Keçi – Köylü” üçgenindeki ekolojik denge... Seyyah, keçinin köylü için hayati bir besin ve dokuma kaynağı olduğunu belirtirken, orman memurlarının keçiyi ve orman yangınlarını neden "en büyük düşman" olarak gördüklerini aktarır. Çam ağaçlarının reçine için çentiklenmesi, fidanların korunması ve dik yamaçlardaki toprak erozyonu tehlikesi, çevre bilincinin yıllar öncesindeki somut örnekleridir.
Esasen seyyah notları, resmî arşiv belgelerinin sormadığı "O gün insanlar ne yerdi ne giyerdi, doğayla nasıl iletişim kurardı?" gibi insani sorulara yanıt vermesi bakımından son derece kıymetlidir. Nitekim Cumhuriyet dönemiyle birlikte halkbilimcilerin ve gezginlerin kırsal alanı belgeleme çabaları hız kazanmıştır. Bu konuda benzer nitelikteki diğer alan çalışmalarına ve seyahatname derlemelerine göz atmak isteyen okuyucularımız; Türk Tarih Kurumu ve DergiPark veritabanlarında yer alan [Cumhuriyet Dönemi Seyahatnamelerinde Kırsal Hayat] (https://dergipark.org.tr) ve [Toroslar’da Etnografik Araştırmalar] (https://ttk.gov.tr) makalelerini inceleyebilirler.
Sonuç olarak; Rahmetli Mehmet Tekin kardeşimizin Afyon’da teksir kâğıtlarına bastırıp kültür dünyamıza kazandırdığı bu küçük kitapçık; bize bir kez daha göstermektedir ki, “kültürel verilerin azı çoğu olmaz”. Torosların bir yamacına kurulmuş adsız bir köyün gündelik yaşamı, doğru bir gözlemle birleştiğinde insanlık hafızasına kazınan devasa bir çevre ve kültür belgeseline dönüşebilir. Elinde böyle mütevazı ama içi dolu eserleri tutan araştırmacıların görevi de o sararmış yapraklar arasında kalan cevherleri gün yüzüne çıkarmak ve geleceğe taşımaktır…
•
29.08.2026: Yeni bir KAPAĞI AÇILAN KİTAP’la buluşmak üzere…
•
Kaynakça
Gough, M. (1982). Bir Türk Köyü (Ambrus, V. Çiz.;) (Sarıkaya Matbaası b.). (M. Tekin, Çev.) Dinar: Aydoğmuş Kitapları No 4.
Anasayfa
Yazarlar
Hilmi Dulkadir
Yazı Detayı
Bu yazı 20 kez okundu.
KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP | Tarih: 22 Ağustos 2026 | Sayı: XXXVI | Adı: Bir Türk Köyü | Yazar: Mary Gough -Victor Amburs
KAPAĞI AÇILAN KİTAP | Tarih: 22 Ağustos 2026 | Sayı: XXXVI | Adı: Bir Türk Köyü | Yazar: Mary Gough -Victor Amburs | Tür: Akademik İnceleme ve Araştırma / Alt Disiplin: Etnografya, Sosyoloji (Kırsal Sosyoloji) ve Sosyal Antropoloji | S.S.: 20 | Yıl: 1982 | Tanıtım: Hilmi Dulkadir |
•
Bir Yabancı Gezginin Gözüyle Toroslarda Yerel Hafıza: "Bir Türk Köyü"
•
Yerel tarih ve kültür araştırmalarında bölge insanının kendi iç tanıklıkları ne kadar kıymetliyse; dışarıdan bir gözün, bir gezginin tarafsız ve detaycı merceğinden yansıyan gözlemler de o kadar paha biçilmezdir. Büyük tarihi olayların gölgesinde kalan gündelik yaşam, sosyal doku, mimari estetik ve doğa-insan ilişkisi çoğu zaman seyyahların not defterlerinde ölümsüzleşir.
İşte kütüphanemin raflarında rastladığım, karton kapaklı, sarı 3. hamur kâğıda teksir baskıyla hazırlanmış 20 sayfalık mütevazı bir kitapçık tam da böyle bir yerel kültür hazinesini barındırıyor (Gough, 1982): (Dünya İnsanları) serisinin 24. kitabı olarak Mary Gough tarafından kaleme alınan (A Turkish Village, 1965) ve Victor Ambrus’un çizimleriyle zenginleştirilen bu değerli çalışma; 1982 yılında yakın dostum, Hatay Depreminde kaybettiğimiz merhum araştırmacı-yazar Mehmet Tekin’in çevirisiyle Afyon Kocatepe Gazetesi’nde tefrika edildikten sonra Aydoğmuş Kitapları yayın dizisinden küçük bir kitapçık halinde basılmıştır.
Kitapçıkta her ne kadar sembolik olarak "Alahan" ismi kullanılsa da metnin sunduğu coğrafi ve topografik detaylar; yani Ankara-Akdeniz güzergâhı, sarp dağ geçitleri, çam ormanları, meşhur Alahan Manastırı civarı ve Karaman-Mut hattı, anlatılan yerin Mut ilçesine bağlı eski Alahan (Kocaköy) ve çevresindeki Akdeniz-Toros köyleri olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sayfaları çevirmeye başladığınızda, yüz yüze olunan metnin sıradan bir gezi yazısı olmadığı, 1950-60'lı yılların Akdeniz kırsalına ait derin bir etnografik alan çalışması olduğunu hissedersiniz. Mary Gough, bu coğrafyayı mekân olarak görmez, insanı biçimlendiren canlı bir unsur olarak ele alır. Bu canlılık ilk olarak köyün mimari dokusunda göze çarpar. Taş yapı evler, ahşap mertekler ve bunların üzerine samanlı çamur sıvanarak hazırlanan düz çatılar ayrıntısıyla anlatılırken; araştırmacının dikkatinden kaçmayan en özgün detay, dam üstlerinde bulunan "merdane" (yuvgu) taşıdır. Yapıyı üstten sıkılaştırıp su geçirmez hale getirmek için kullanılan yuvgu taşı, geleneksel Akdeniz/Anadolu mimarisinin unutulmaya yüz tutmuş en pratik unsurlarından biridir.
Sadece mimari değil, gündelik yaşamın en temel parçası olan su kültürü ve hijyen anlayışı da seyyahın gözünden kaçmaz. Dağ kaynaklarından künklerle getirilen soğuk sular, ağaç gövdelerinden oyulmuş yalaklar ve çeşme başının kadınlar için bir sosyalleşme mekânı olması ince ayrıntılarla işlenmiştir. Evlerde misafir karşılanırken uygulanan ayakkabı çıkarma geleneği, ellerin, durağan suda değil leğen-ibrik ile akarsu halinde yıkanması ve ardından kolonya ikram edilmesi, Türk misafirperverliğinin ve temizlik kültürünün yabancı bir göz tarafından tespit edilmiş son derece samimi detaylarıdır.
Bu samimiyet ve özgünlük, köyün giyim-kuşam kültürüne geçildiğinde daha da belirginleşir. Kadınların çiçekli pazen entarileri, diz altı donları ve kenarları boncuklu beyaz eşarpları tasvir edilirken; Muhtarın şalvar-ceket birleşimi olan "yarı doğulu yarı batılı" giyimi ile gençlerin yavaş yavaş modern pantolonlara geçişi, Türkiye'deki toplumsal dönüşümün kırsala yansıyan somut birer belgesi gibi durur. Hele ki ormanlarda ağaç kesimi yapan “Tahtacı ailelerin” kadınlarına ait giyim tasvirleri; alnında para dizileri olan beyaz tülbentler, küçük yuvarlak fesler, fırfırlı elbiseler ve uzun konçlu kırmızı deri çizmelerle adeta görsel bir şölene dönüşür.
Etnografik zenginlik kendisini muhtarın evinde kurulan yer sofrasında da sürdürür. Açık ateşte sac üzerinde pişirilen kâğıt inceliğindeki “yufka ekmek”, yoğurt, tereyağında pişmiş yumurta, biber salçalı piliç yahnisi ve bulgur pilavı dönemin Akdeniz köy mutfağını sergilerken; yufkanın aynı zamanda bir kaşık veya kürek gibi kullanılarak yenilmesi, köylünün pratik zekasını ortaya koyar.
Tabii Toroslarda yaşam köy içiyle sınırlı değildir; hayatın ritmini belirleyen asıl unsur “yayla göçüdür”. Ürünlerin farklı kotlarda iki kez olgunlaşması nedeniyle yapılan çift hasat, harman yerindeki “döven” kullanımı, su değirmenleri ve keçinin kılının dokumacılıkta (kara çadır, heybe, kilim) değerlendirilmesi hayatın doğal akışı içinde aktarılır. Tam da bu noktada metin, günümüz çevre bilincine ışık tutan çok önemli bir düğüm noktasına temas eder: “Ormancı- Keçi – Köylü” üçgenindeki ekolojik denge... Seyyah, keçinin köylü için hayati bir besin ve dokuma kaynağı olduğunu belirtirken, orman memurlarının keçiyi ve orman yangınlarını neden "en büyük düşman" olarak gördüklerini aktarır. Çam ağaçlarının reçine için çentiklenmesi, fidanların korunması ve dik yamaçlardaki toprak erozyonu tehlikesi, çevre bilincinin yıllar öncesindeki somut örnekleridir.
Esasen seyyah notları, resmî arşiv belgelerinin sormadığı "O gün insanlar ne yerdi ne giyerdi, doğayla nasıl iletişim kurardı?" gibi insani sorulara yanıt vermesi bakımından son derece kıymetlidir. Nitekim Cumhuriyet dönemiyle birlikte halkbilimcilerin ve gezginlerin kırsal alanı belgeleme çabaları hız kazanmıştır. Bu konuda benzer nitelikteki diğer alan çalışmalarına ve seyahatname derlemelerine göz atmak isteyen okuyucularımız; Türk Tarih Kurumu ve DergiPark veritabanlarında yer alan [Cumhuriyet Dönemi Seyahatnamelerinde Kırsal Hayat] (https://dergipark.org.tr) ve [Toroslar’da Etnografik Araştırmalar] (https://ttk.gov.tr) makalelerini inceleyebilirler.
Sonuç olarak; Rahmetli Mehmet Tekin kardeşimizin Afyon’da teksir kâğıtlarına bastırıp kültür dünyamıza kazandırdığı bu küçük kitapçık; bize bir kez daha göstermektedir ki, “kültürel verilerin azı çoğu olmaz”. Torosların bir yamacına kurulmuş adsız bir köyün gündelik yaşamı, doğru bir gözlemle birleştiğinde insanlık hafızasına kazınan devasa bir çevre ve kültür belgeseline dönüşebilir. Elinde böyle mütevazı ama içi dolu eserleri tutan araştırmacıların görevi de o sararmış yapraklar arasında kalan cevherleri gün yüzüne çıkarmak ve geleceğe taşımaktır…
•
29.08.2026: Yeni bir KAPAĞI AÇILAN KİTAP’la buluşmak üzere…
•
Kaynakça
Gough, M. (1982). Bir Türk Köyü (Ambrus, V. Çiz.;) (Sarıkaya Matbaası b.). (M. Tekin, Çev.) Dinar: Aydoğmuş Kitapları No 4.
Ekleme
Tarihi: 22 Ağustos 2026 -Cumartesi
KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP | Tarih: 22 Ağustos 2026 | Sayı: XXXVI | Adı: Bir Türk Köyü | Yazar: Mary Gough -Victor Amburs
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

