•
İnsan, ömrü boyunca hep uzakları, hep büyük dağların arkasına saklanmış gizemleri arar. Oysa asıl mucize, bir evin taş merdiveninin hemen dibinde, sessizce toprağa tutunmuş bir zambağın kadehinde saklı olabilir. Çoğu insan yanından geçer, "bir çiçek" der ve yürür gider. Ama görmek, bakmaktan başkadır. Görmek; bir eğitimci hassasiyeti, bir yazar kalbi ve hayatı satır satır inceleyen müfettiş bir dikkat gerektirir.
*
Geçen gün, adımlarım beni o toprağın ve taşın sıcaklığına bıraktığında, bahçenin o mağrur köşesinde yan yana duran aynı cinsten dört zambak çiçeğiyle karşılaştım. Torosların o kadim, bembeyaz Ak Zambağıydı (Lilium candidum) bu. Ak zambak, tarih boyunca saflığın, temizliğin ve mukaddesatın simgesi olmuş; Anadolu kültüründe ve inanç ritüellerinde her zaman kendine has bir yer edinmiştir (Baytop, 1994). Tek bir kökten beslenen, aynı yaprak nizamına sahip dört beyaz kadeh... Fakat aralarında öyle bir nizam, öyle bir duruş vardı ki, insanı merdivenin basamağına oturtup dakikalarca düşündürüyordu.
Botanik biliminde bitkilerin ışığa ve çevreye olan bu fiziksel tepkisine Fototropizma denir; yani yönünü güneşe dönme sanatı (Raven ve ark., 2013). Fakat bu dört ak zambak, bilimin o soğuk formüllerini aşmış, adeta o evin, o bahçenin dört bir köşesini gözleyen resmî birer nöbetçi, gizli birer muhafız gibi konuşlanmışlardı.
Birincisi, yüzünü tam batıya, dağların arkasında saklanmaya hazırlanan güneşe dönmüştü. Günün tüm yorgunluğunu, o kızıl huzmesini beyaz yapraklarında eritiyordu. O, geçmişin ve biten günün muhasebesini tutan bir bilge gibiydi.
İkincisi, hemen onun arkasında, başını sola doğru eğmişti. Sanki taş merdivenlerden yankılanacak ayak seslerini, hayata dair fısıltıları dinliyor, yapraklarını bir kulak gibi kabartmış, tabiatın gizli seslerini topluyordu.
Üçüncüsü, sağa bakıyordu; yukarılara, merdivenin çıkışına doğru... Hayatın yukarılara doğru tırmanan o azimli enerjisini, geleceğin getireceği umutları süzüyordu.
Dördüncüsü ise aralarında en mağrur, en asil duranıydı; kadehini tam manasıyla göğe, semaya açmıştı. Bu duruş, güneşe bir yöneliş olduğu kadar; topraktan fışkıran beyaz bir elin yüce Tanrı’ya yönelişi, yaratıcıya olan o dilsiz yakarışı ve şükrüydü.
Kadim inançlarda zambağın dik ve göğe bakan bu yapısı, yeryüzü ile gökyüzü, kul ile yaradan arasındaki o gizli bağın ve teslimiyetin bir nişanesi olarak kabul edilirdi (Eliade, 2003). O beyaz kadeh, semadan inecek rahmeti bekleyen bir dua avucuydu adeta.
Ne muazzam bir farkındalıktı bu! Aynı kökten çıkıp, farklı yönlere bakarak bütünü tamamlamak... İnsanoğlu çoğu zaman tek bir fikre, tek bir yöne körü körüne bakıp, hayatın sadece o dar açıdan ibaret olduğunu sanırken; bu ak zambaklar, etrafı dört koldan kuşatan bir idrak tablosu sunuyordu.
Biri güneşi selamlıyor, biri rüzgârı dinliyor, biri merdiveni gözlüyor, göğe bakanı ise insana ilahi aşkı ve tevazuu fısıldıyordu.
Modern zamanın insanı, başını önündeki o küçük dijital ekranlardan kaldırmadan, basacağı toprağı, yanı başındaki insanı bile fark etmeden hızla akıp gidiyor hayatın içinden. Oysa hayat, o dört zambağın oluşturduğu divangâhta saklı. Sağımıza bakıp dostu, solumuza bakıp muhtacı, batıya bakıp tecrübeyi, yukarılara ve göğe bakıp Tanrı’ya olan şükrümüzü mühürlemek zorundayız.
Doğanın bu beyaz muhafızları, o ikindi vaktinde bana ve menzilinden geçecek tüm insanlığa sessiz bir ders verdi: Bakmak gözün eğitimidir, oysa görmek ruhun uyanışıdır.
Başımızı kaldırmalı, etrafımızda dönen o muazzam dünyayı tıpkı o dört zambak gibi her yönüyle dinlemeliyiz. Çünkü ancak o zaman gerçek manada "yaşıyorum" diyebiliriz.
Sizce de böyle değil midir?..
*
Divangâh, kökeni itibarıyla Farsça “dīvān” (meclis, devlet işlerinin görüşüldüğü yer) ve “-gāh” (mekân, yer) kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Klasik Türk edebiyatında ve mimarisinde "divan yapılan yer, büyük meclis salonu, asil bir duruşla bir araya gelinen yüksek huzur" anlamlarına gelir. Metnimizde bu kelime, alelade bir bahçe köşesini veya merdiven dibini ifade etmek için değil; o dört asil ak zambağın bir araya gelerek adeta doğanın gizli bir divanını, kainatın sessizce sorgulandığı ve ilahi hakikatin konuşulduğu muazzam bir "idrak ve huzur meclisini"*kurduğunu vurgulamak için edebi bir istiare olarak seçilmiştir.
•
KAYNAKÇA
Baytop, T. (1994). Türkçe bitki adları sözlüğü. Türk Dil Kurumu Yayınları.
Eliade, M. (2003). Kutsal ve dindışı (M. Ali Kılıçbay, Çev.). Kabalcı Yayınevi.
Raven, P. H., Evert, R. F. ve Eichhorn, S. E. (2013). Bitki biyolojisi (C. Özen, Dü.). Akademik Yayıncılık.


