SİTESOL1
TOLGAGÖKÇELİ
Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... MERSİN'DEN ÇEVREYE DAİR YAZILAR: Toprak Deniz İnsan -XVI- | Hilmi DULKADİR | 16.06.2026 |Bereketin Ritüeli: Mersin'de Geleneksel Bayramlaşma, Düğün Gelenekleri ve Mevsimlik Kutlamalar

• Serinin on beşinci bölümünde, Mersin'in türkü kültürünü, bozlakların Toroslarda yankılanan sesini ve Halil Atılgan'ın bu kültürel mirası derleme çalışmalarını ele almıştık. Bu bölümde ise, bu toprakların ritüellerine, insanların bir araya geldiği, sevincini ve kederini paylaştığı, doğanın döngüsüne eşlik ettiği kadim geleneklere odaklanıyoruz. Mersin'de düğünler, bayramlar, yörük göçleri... Her biri, birer kutlama olmaktan öte, aynı zamanda Türk kültürünün, toplumsal hafızasının ve bu coğrafyanın izlerini taşıyan derin, anlamlı ritüellerdir. •       Mersin Düğünleri ve Kına: Bir Ömre Bedel Kutlama       Düğün, iki gencin evliliği olmaktan ziyade köyün, mahallenin, obanın bir araya geldiği, günlerce süren kapsamlı bir sosyal organizasyondur.        Erdemli geleneğine bağlı Koyuncu Mahallesi gibi yerlerde bu sevinç en çok Mevlitli yapılan düğünlerle yerine getirilir. Kur'an ve Mevlit okunup dualar edilen bu meclislerde en çok "Sarı Çiçek" deyişi söylenir. Tören sonunda yapılan duayla gelin ve damat kapalı bir şekilde gelin arabasına bindirilip uzun bir konvoyla oğlan evine uğurlanır. Yardımlaşma amacıyla yapılan atkı merasimi de bu düğünlerin iktisadi nizamıdır (Usta, 1997).       Ancak günümüzde düğünler çoğunlukla "düğün salonlarında" yapılmaya başlanmış, kız alıp vermelerde eski davranışlar değişerek yüzyılın modern geleneklerine ulaşılmıştır. Artık köy odaları ve "Kerem ile Aslı" hikâyeleri yerine köy kahvehaneleri ve televizyon kültürü hakimdir (Çağlar, 1987).       Düğünün en hüzünlü ve ağırlıklı şenlik noktası ise kına gecesidir. Halk hekimliğinde yanık, kesik ve egzama tedavisinde en etkili ilaç olan kına, Türk folklorunun en eski ürünlerindendir. Dedem Korkut hikâyelerinde geçen "elcügezi kınalı kızcağuzları" ve "kızıl kına ağ eline yakmaz oldu" ifadeleri, kına yakma olayının asırlar öncesinden bugüne bağını gösterir. (Soylu, 1987)       Kına gecelerinde okunan metinlerin türü edebi olarak tartışmalı olsa da o andaki ayrılık duygusu ve ruh haline bakarak metnin "ağıt" yönünün daha fazla olduğu görülür (Alptekin, 1988). Silifke ve çevresinde gelin topluluğun ortasına alınır; türkücü (ağıtçı) kadınlar veya kızın arkadaşları "delbek" (deblek) eşliğinde gelin ağlatılıncaya kadar şu yakımları söylerler: "Çatdılar ocak taşını, / Kurdular düğün aşını, Çağırın gelsin kız kardaşını, / Kız anası, naz anası, Yok mu bunun öz anası." (Soylu, 1987; Alptekin, 1988, s. 9) Bu "gelin okşamaları" Erdemli'de İbrahim Usta'nın derlediği şu mısralarla hüzünle yankılanır: "Ak helkeyi susuz koydun, / Büyük evi ıssız koydun, Kız anası, kız anası, / Hani bunun öz anası?" (Usta, 1997, s. 24).       Maddi Kültür, Giyim ve Yöre Mutfağı       Yazın Toros yaylalarında, kışın sahilde yaşayan Varsak Türkmenlerinden oluşan Mersin halkının bir bölümü, giyimde geçmişle tam bir bağlantı kurar. Kadınlarda paralı başlık, üç etek ve Karacaoğlan'ın türkülerinde "Sarı çizme giymiş koncu kısarak" diye bahsettiği konçlu çizmeler bu köklü geçmişi ispatlar. Bölge kadınları geçmişte hiçbir zaman peçe takmamış, yüzlerini kapatmamış; sadece düğünlerde gelinlerin yüzü al (kırmızı) renkli duvakla örtülmüştü). Ev sergisi olarak ise hafifliği sebebiyle "Istar" tezgahlarında dokunan çul ve keçe kullanılmıştır (Çağlar, 1987, s. 14-17)       Yöre mutfağı da bu hareketli hayvancılık yaşamına bağlıdır. Kökü çok eskilere dayanan ve darı, un, yağ ve şekerden yapılan "kavut" yiyeceği, Mersin'in dağ köylerinde düğün öncesi getirilen düğün yemeği malzemelerine "tohum kavut" adı verilerek yaşatılır. Gülnar yöresinde av etiyle yapılan Arabaşı ve hamur parçacıkları ile dağ nanesinden (yarpız) yapılan Övelemeç yemeği bugünün dağ köylerinde halâ sevilerek yenen köklü Türkmen mutfağının asil örnekleridir (Çağlar, 1987, s. 13-14).       Sosyal Hayat ve Kadın Özgürlüğü       Türkmen hayatında "ağalık" kurumu oluşmamış, üç koyunu beş keçisi olan herkes özgür bir "bey" gibi yaşamıştır. Bu ekonomik serbestliğin en güzel neticesi “kadın özgürlüğüdür”. Hayat şartlarının ortak yükünü sırtlayan, iyi silah atan ve ata binen Türkmen kadını her zaman serbestti. Bu davranışın uzantısı olarak Mersin'in Çukurkeşlik, Yarca ve Çağlarca köylerinde, köy kahvehanesine gelip oturan, sohbete karışan ve toplumda büyük saygı duyan bilge yaşlı kadınlar vardır (Çağlar, 1987, s. 15).       Ayrıca bölge insanının dini inançlarında halâ Şamanist tabiat kültlerinin izleri görülür. Kaşgarlı Mahmud'un Dîvânu Lugâti't-Türk'te belirttiği ulu ağaçları ve su kaynaklarını kutsal sayma, evliya mezarlarına gitme (koruyucu ruh) inancıyla devam eder. Dağ başlarındaki cenazelerde taş yığılarak yapılan "makam" yerleri Altaylar'daki taş yığınlarının uzantısıdır. Düğünlerin son gecesinde ateş çevresinde gerisin geri sekerek oynanan "Sinsin" oyunu da Altaylar yöresinde dini törenlerde oynanan oyunların günümüze ulaşan yiğitlik tezahürüdür (Çağlar, 1987, s. 16).       Doğanın Döngüsünde Sarıkeçili Yörükleri       Mersin'de yayla sahil arasında konar-göçer hayatı halâ devam ettiren oymakların başında Sarıkeçililer gelir (Dulkadir, 1987). 1608 tarihli Kanunname'deki yörük maddesiyle gerdek ve tütün vergisinden muaf tutulan bu konar-göçerler, günümüzde orman dikim alanlarının genişlemesi ve tarım sahaları sebebiyle büyük sıkıntı çekmektedir. Kışları Silifke, Gülnar, Anamur sahillerinde; yazları ise Konya’nın Seydişehir ve Beyşehir yaylalarında kiraladıkları yurtlarda kalırlar. Bütün varlıkları deve, davar ve kıl atkılardan dokunmuş 5 direkli çadırlarındaki Ala çuvallarıdır.       Sarıkeçililerde evlenme, ölüm ve dini vecibeler göç nizamına göre yürütülür. Ölülerini dağda bırakmaz, hemen deveye yükleyip en yakın köyün mezarlığına defnederler. Düğünleri ise bir köyde muhtardan izin alıp hoca bularak yapılır; evlenen gençlere sürülerini tamamlamaları için obadakilerce 10-15 davar hediye edilir. Kız tarafı için 500 liradan 1 milyon liraya kadar başlık adeti de mevcuttur        Zaman tayinini güneşe ve yıldızlara bakarak yapan Sarıkeçililer tamamen Urumi (Eski) takvim hesabını kullanırlar. Doğanın dilini ve fırtınaları bu hesaba göre çok iyi bilir ve tedbir alırlar. Nisan ayındaki Guk-guk fırtınası, çocuğunu ve ineğini sel alan kadının hikayesinden mülhem April'ın kışı, mayıs ayındaki Hıdır-Ellez kışı ve güneş ışığı görürse davarın hastalanıp öldüğü kuru fırtınalı Ülker kışı bu kadim doğa takviminin temel taşlarıdır. Ağustos, Eylül ve fırtınada çadır kazıklarının yakılmasından mülhem Karıya kazık yaktıran kışları, Yörüğün doğayla amansız mücadelesini ve köklü atalar mirasını özetler (Dulkadir, 1987).       Sonuç Yerine       Mersin'de bir düğünde mevlide katılmak, bir kına gecesinde "delbek" eşliğinde gelin ağlatmak, bir hıdrellez veya yörük göçü akşamı çadır ateşinin başında saf tutmak... Bunlar, günümüzde çok az görebildiğimiz birer hatıra olmaktan ziyade insanın toplumla, doğayla ve geçmişle kurduğu derin ilişkinin ifadeleridir. Günümüzde hızlı kentleşme ve modern yaşam karşısında bu geleneklerin pek çoğu unutulmaya yüz tutsa da Mersin'in dağ köylerinde (mahallelerinde) ve yaylalarında bu hafızayı yaşatan gerçek saha araştırmaları ve vesikalar, geleceğe uzanan en emniyetli köprülerimiz olarak kalacaktır… • Kaynakça Alptekin, A. B. (1988, Eylül). Silifke ve çevresinde Derlenen Kına Türküsü ve bunun Mukayeseli Örnekleri. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 2(6), s. 9-12. Atılgan, H. (1988, Eylül). İçel'de Türküler. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1-2(6), s. 19-20. Çağlar, T. A. (1987, Mayıs). İçel Folklorundan Çizgiler. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1(2), s. 13-18. Dulkadir, H. (1987, Mayıs). İçel'de Sarıkçililer -I-. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1(2), s. 26 - 28. Dulkadir, H. (1987). İçel'de Sarıkeçililer. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1(2), s. 26-28. Soylu, S. (1987, Mayıs). Türk Folklorunda ve İçel'de Kına ve Kına Yakma. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1(2), s. 8-10. Usta, İ. (1997, Ocak). Erdemli'de Düğünler. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü (Mersin Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğü Yayın Organı), "1(1), s. 24-25. • Not: Bir sonraki bölümde (XVII. Bölüm), Mersin'de geleneksel inanç sistemlerini, ziyaret yerlerini, türbeleri, yatırları ve bunların çevreyle ilişkisini ele alacağız. Kutsalın doğayla buluştuğu, inancın coğrafyayla yoğrulduğu yeni bir yolculuğa çıkıyoruz.
Ekleme Tarihi: 16 Haziran 2026 -Salı

KÜLTÜR YAZILARI... MERSİN'DEN ÇEVREYE DAİR YAZILAR: Toprak Deniz İnsan -XVI- | Hilmi DULKADİR | 16.06.2026 |Bereketin Ritüeli: Mersin'de Geleneksel Bayramlaşma, Düğün Gelenekleri ve Mevsimlik Kutlamalar



Serinin on beşinci bölümünde, Mersin'in türkü kültürünü, bozlakların Toroslarda yankılanan sesini ve Halil Atılgan'ın bu kültürel mirası derleme çalışmalarını ele almıştık. Bu bölümde ise, bu toprakların ritüellerine, insanların bir araya geldiği, sevincini ve kederini paylaştığı, doğanın döngüsüne eşlik ettiği kadim geleneklere odaklanıyoruz. Mersin'de düğünler, bayramlar, yörük göçleri... Her biri, birer kutlama olmaktan öte, aynı zamanda Türk kültürünün, toplumsal hafızasının ve bu coğrafyanın izlerini taşıyan derin, anlamlı ritüellerdir.

      Mersin Düğünleri ve Kına: Bir Ömre Bedel Kutlama
      Düğün, iki gencin evliliği olmaktan ziyade köyün, mahallenin, obanın bir araya geldiği, günlerce süren kapsamlı bir sosyal organizasyondur. 
      Erdemli geleneğine bağlı Koyuncu Mahallesi gibi yerlerde bu sevinç en çok Mevlitli yapılan düğünlerle yerine getirilir. Kur'an ve Mevlit okunup dualar edilen bu meclislerde en çok "Sarı Çiçek" deyişi söylenir. Tören sonunda yapılan duayla gelin ve damat kapalı bir şekilde gelin arabasına bindirilip uzun bir konvoyla oğlan evine uğurlanır. Yardımlaşma amacıyla yapılan atkı merasimi de bu düğünlerin iktisadi nizamıdır (Usta, 1997).
      Ancak günümüzde düğünler çoğunlukla "düğün salonlarında" yapılmaya başlanmış, kız alıp vermelerde eski davranışlar değişerek yüzyılın modern geleneklerine ulaşılmıştır. Artık köy odaları ve "Kerem ile Aslı" hikâyeleri yerine köy kahvehaneleri ve televizyon kültürü hakimdir (Çağlar, 1987).
      Düğünün en hüzünlü ve ağırlıklı şenlik noktası ise kına gecesidir. Halk hekimliğinde yanık, kesik ve egzama tedavisinde en etkili ilaç olan kına, Türk folklorunun en eski ürünlerindendir. Dedem Korkut hikâyelerinde geçen "elcügezi kınalı kızcağuzları" ve "kızıl kına ağ eline yakmaz oldu" ifadeleri, kına yakma olayının asırlar öncesinden bugüne bağını gösterir. (Soylu, 1987)
      Kına gecelerinde okunan metinlerin türü edebi olarak tartışmalı olsa da o andaki ayrılık duygusu ve ruh haline bakarak metnin "ağıt" yönünün daha fazla olduğu görülür (Alptekin, 1988). Silifke ve çevresinde gelin topluluğun ortasına alınır; türkücü (ağıtçı) kadınlar veya kızın arkadaşları "delbek" (deblek) eşliğinde gelin ağlatılıncaya kadar şu yakımları söylerler:

"Çatdılar ocak taşını, / Kurdular düğün aşını,
Çağırın gelsin kız kardaşını, / Kız anası, naz anası,
Yok mu bunun öz anası." (Soylu, 1987; Alptekin, 1988, s. 9)

Bu "gelin okşamaları" Erdemli'de İbrahim Usta'nın derlediği şu mısralarla hüzünle yankılanır:

"Ak helkeyi susuz koydun, / Büyük evi ıssız koydun,
Kız anası, kız anası, / Hani bunun öz anası?" (Usta, 1997, s. 24).

      Maddi Kültür, Giyim ve Yöre Mutfağı
      Yazın Toros yaylalarında, kışın sahilde yaşayan Varsak Türkmenlerinden oluşan Mersin halkının bir bölümü, giyimde geçmişle tam bir bağlantı kurar. Kadınlarda paralı başlık, üç etek ve Karacaoğlan'ın türkülerinde "Sarı çizme giymiş koncu kısarak" diye bahsettiği konçlu çizmeler bu köklü geçmişi ispatlar. Bölge kadınları geçmişte hiçbir zaman peçe takmamış, yüzlerini kapatmamış; sadece düğünlerde gelinlerin yüzü al (kırmızı) renkli duvakla örtülmüştü). Ev sergisi olarak ise hafifliği sebebiyle "Istar" tezgahlarında dokunan çul ve keçe kullanılmıştır (Çağlar, 1987, s. 14-17)
      Yöre mutfağı da bu hareketli hayvancılık yaşamına bağlıdır. Kökü çok eskilere dayanan ve darı, un, yağ ve şekerden yapılan "kavut" yiyeceği, Mersin'in dağ köylerinde düğün öncesi getirilen düğün yemeği malzemelerine "tohum kavut" adı verilerek yaşatılır. Gülnar yöresinde av etiyle yapılan Arabaşı ve hamur parçacıkları ile dağ nanesinden (yarpız) yapılan Övelemeç yemeği bugünün dağ köylerinde halâ sevilerek yenen köklü Türkmen mutfağının asil örnekleridir (Çağlar, 1987, s. 13-14).

      Sosyal Hayat ve Kadın Özgürlüğü
      Türkmen hayatında "ağalık" kurumu oluşmamış, üç koyunu beş keçisi olan herkes özgür bir "bey" gibi yaşamıştır. Bu ekonomik serbestliğin en güzel neticesi “kadın özgürlüğüdür”. Hayat şartlarının ortak yükünü sırtlayan, iyi silah atan ve ata binen Türkmen kadını her zaman serbestti. Bu davranışın uzantısı olarak Mersin'in Çukurkeşlik, Yarca ve Çağlarca köylerinde, köy kahvehanesine gelip oturan, sohbete karışan ve toplumda büyük saygı duyan bilge yaşlı kadınlar vardır (Çağlar, 1987, s. 15).
      Ayrıca bölge insanının dini inançlarında halâ Şamanist tabiat kültlerinin izleri görülür. Kaşgarlı Mahmud'un Dîvânu Lugâti't-Türk'te belirttiği ulu ağaçları ve su kaynaklarını kutsal sayma, evliya mezarlarına gitme (koruyucu ruh) inancıyla devam eder. Dağ başlarındaki cenazelerde taş yığılarak yapılan "makam" yerleri Altaylar'daki taş yığınlarının uzantısıdır. Düğünlerin son gecesinde ateş çevresinde gerisin geri sekerek oynanan "Sinsin" oyunu da Altaylar yöresinde dini törenlerde oynanan oyunların günümüze ulaşan yiğitlik tezahürüdür (Çağlar, 1987, s. 16).

      Doğanın Döngüsünde Sarıkeçili Yörükleri
      Mersin'de yayla sahil arasında konar-göçer hayatı halâ devam ettiren oymakların başında Sarıkeçililer gelir (Dulkadir, 1987). 1608 tarihli Kanunname'deki yörük maddesiyle gerdek ve tütün vergisinden muaf tutulan bu konar-göçerler, günümüzde orman dikim alanlarının genişlemesi ve tarım sahaları sebebiyle büyük sıkıntı çekmektedir. Kışları Silifke, Gülnar, Anamur sahillerinde; yazları ise Konya’nın Seydişehir ve Beyşehir yaylalarında kiraladıkları yurtlarda kalırlar. Bütün varlıkları deve, davar ve kıl atkılardan dokunmuş 5 direkli çadırlarındaki Ala çuvallarıdır.
      Sarıkeçililerde evlenme, ölüm ve dini vecibeler göç nizamına göre yürütülür. Ölülerini dağda bırakmaz, hemen deveye yükleyip en yakın köyün mezarlığına defnederler. Düğünleri ise bir köyde muhtardan izin alıp hoca bularak yapılır; evlenen gençlere sürülerini tamamlamaları için obadakilerce 10-15 davar hediye edilir. Kız tarafı için 500 liradan 1 milyon liraya kadar başlık adeti de mevcuttur 
      Zaman tayinini güneşe ve yıldızlara bakarak yapan Sarıkeçililer tamamen Urumi (Eski) takvim hesabını kullanırlar. Doğanın dilini ve fırtınaları bu hesaba göre çok iyi bilir ve tedbir alırlar. Nisan ayındaki Guk-guk fırtınası, çocuğunu ve ineğini sel alan kadının hikayesinden mülhem April'ın kışı, mayıs ayındaki Hıdır-Ellez kışı ve güneş ışığı görürse davarın hastalanıp öldüğü kuru fırtınalı Ülker kışı bu kadim doğa takviminin temel taşlarıdır. Ağustos, Eylül ve fırtınada çadır kazıklarının yakılmasından mülhem Karıya kazık yaktıran kışları, Yörüğün doğayla amansız mücadelesini ve köklü atalar mirasını özetler (Dulkadir, 1987).

      Sonuç Yerine
      Mersin'de bir düğünde mevlide katılmak, bir kına gecesinde "delbek" eşliğinde gelin ağlatmak, bir hıdrellez veya yörük göçü akşamı çadır ateşinin başında saf tutmak... Bunlar, günümüzde çok az görebildiğimiz birer hatıra olmaktan ziyade insanın toplumla, doğayla ve geçmişle kurduğu derin ilişkinin ifadeleridir. Günümüzde hızlı kentleşme ve modern yaşam karşısında bu geleneklerin pek çoğu unutulmaya yüz tutsa da Mersin'in dağ köylerinde (mahallelerinde) ve yaylalarında bu hafızayı yaşatan gerçek saha araştırmaları ve vesikalar, geleceğe uzanan en emniyetli köprülerimiz olarak kalacaktır…

Kaynakça
Alptekin, A. B. (1988, Eylül). Silifke ve çevresinde Derlenen Kına Türküsü ve bunun Mukayeseli Örnekleri. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 2(6), s. 9-12.
Atılgan, H. (1988, Eylül). İçel'de Türküler. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1-2(6), s. 19-20.
Çağlar, T. A. (1987, Mayıs). İçel Folklorundan Çizgiler. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1(2), s. 13-18.
Dulkadir, H. (1987, Mayıs). İçel'de Sarıkçililer -I-. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1(2), s. 26 - 28.
Dulkadir, H. (1987). İçel'de Sarıkeçililer. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1(2), s. 26-28.
Soylu, S. (1987, Mayıs). Türk Folklorunda ve İçel'de Kına ve Kına Yakma. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü, 1(2), s. 8-10.
Usta, İ. (1997, Ocak). Erdemli'de Düğünler. (H. Dulkadir, Dü.) İçel Kültürü (Mersin Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğü Yayın Organı), "1(1), s. 24-25.

Not: Bir sonraki bölümde (XVII. Bölüm), Mersin'de geleneksel inanç sistemlerini, ziyaret yerlerini, türbeleri, yatırları ve bunların çevreyle ilişkisini ele alacağız. Kutsalın doğayla buluştuğu, inancın coğrafyayla yoğrulduğu yeni bir yolculuğa çıkıyoruz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.