Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP- XXIII. |Kilikya’nın Hatıra Defteri| Yazar: Umut ÇOR | S. Sayısı: 210 |Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 10 Ocak 2025

  • Giriş:        Bir Kitap, Bir Coğrafya, Bir Ömür:        Umut Çor’un “Kilikya’nın Hatıra Defteri”. Bu bir tarih değil, yaşanmışlıklar kitabı…       “Kilikya’nın Hatıra Defteri”, adlı bu kitap, adını taşıdığı toprakların binlerce yıllık hikâyesini, kronolojik bir sıralamanın ötesine taşıyarak insan odaklı, duygu yüklü ve sürükleyici bir anlatıya dönüştürmeyi başarıyor.       Umut Çor, bu eserinde (Çor, 2017) tarihi başlı başına olaylar dizisi olarak değil, bireylerin kaderleri, aşkları, kaygıları, kahramanlıkları ve trajedileri üzerinden okumamızı sağlıyor.  Kitap, antik Soloi’den modern Mersin’e uzanan zaman çizgisinde, coğrafyanın kültürel ve sosyal DNA’sını ortaya çıkarırken, okura şu soruyu sorduruyor: “Acaba ben bu topraklarda yaşasaydım, bu hikâyelerin neresinde olurdum?”       Yazarın Kimliği:        Araştırmacı Gazeteci, Denizci ve Anadolu Aşığı Umut Çor, Mersinli bir yazar olmakla kalmıyor; yaşayan bir tanık ve tutkulu bir keşifçi. Çocukluğunu 9000 yıllık Yumuktepe Höyüğü’nün eteklerinde geçirmesi, onun tarihle kurduğu ilişkiyi içsel ve samimi kılıyor. Üç yıllık titiz bir araştırma sürecinde, 80 yıllık gazete arşivlerini taramış, yerli ve yabancı akademik kaynaklara ulaşmış, olayların geçtiği mekânlarda sözlü tarih görüşmeleri gerçekleştirmiş. Mesleki deneyimi -habercilik, belgeselcilik, fotoğrafçılık- kitabın anlatımına görsel bir zenginlik ve belgesel tadında bir akıcılık katıyor. Ayrıca amatör kaptan olması, denizcilik tarihine olan hakimiyetini güçlendirmiş; dalış ve seyahat tutkusu ise olayları yerinde gözlemleme fırsatı sunmuş.       Kitabın Özgünlüğü: Tarihi Öyküleştirmek       Çor, tarih yazımında sıkça rastlanan soğuk, mesafeli ve didaktik dili bilinçli olarak terk ediyor. Onun yerine, her bölümü adeta bir kısa film senaryosu gibi kurguluyor. Diyaloglar, iç monologlar, mekân tasvirleri ve psikolojik tahlillerle, geçmişteki karakterleri et kemik sahibi, nefes alan bireyler haline getiriyor. Örneğin, Jül Sezar’ın korsanlar tarafından esir alınışını anlatırken, Sezar’ın küstahça “Ben daha değerliyim” demesini, korsanların şaşkınlığını ve finaldeki intikamını o kadar canlı betimliyor ki, okur kendini Ege sularındaki o gemide hissediyor. Bu “öyküleştirme” tekniği, kitabı tarih meraklılarının yanında, edebiyat severlere ve iyi hikâye dinlemek isteyen herkese hitap eden evrensel bir esere dönüştürüyor.       Temel Temalar:        Kahramanlık, Adalet, Kadın Direnişi ve Hafıza       Kitap, birbiriyle iç içe geçmiş dört ana tema üzerinde yükseliyor:       I.Kahramanlık:        Savaşın meydanlarındaki gibi değil, bilimde (Aratos), adalette (Nazım Paşa), sporda (Mersinli Ahmet) ve siyasette (Müfide İlhan) gösterilen cesaret ve fedakârlık.       II.Adalet Arayışı:        Çiçero’nun siyasi ilkeleri, Nazım Paşa’nın emperyal güce başkaldırısı, Aslanköylülerin sandık hakkı için direnişi.       III.Kadınların Görünmeyen Tarihi:        Kitap, tarih yazımında genellikle gölgede kalan kadın figürleri ön plana çıkarıyor:        Binbaşı Mesnil’in eşi Madam Mesnil (savaş hemşiresi), Hatice Hatun (Karboğazı’nda savaşan milis), Müfide İlhan (ilk kadın belediye başkanı), Halet Çambel (arkeolog ve sporcu). Çor, kitabını “Anadolu’yu Anadolu yapan tüm kadınlara” adayarak bu duruma dikkat çekiyor.       IV.Kolektif Hafıza ve Kimlik:        Her hikâye, Kilikya ve Mersin’in kolektif belleğine bir katkı sunuyor. Kitap, “Biz kimiz?” sorusuna, geçmişin izlerini sürerek cevap arıyor.       Görsel ve Kaynak Zenginliği:       Kitap, metinle uyumlu bir şekilde yerleştirilmiş gravürler, fotoğraflar, haritalar, gazete kupürleri ve özel çizimlerle (Ressam Olga Eren, Kenan Sevim, Gökçen Kılınç vb.) desteklenmiş. Bu görseller metni süslemek olmayıp, anlatıyı pekiştiren, atmosferi zenginleştiren unsurlar. Ayrıca dipnotlar ve kaynakçada gösterilen titizlik, çalışmanın akademik bakış ve saygınlığını da ortaya koyuyor. • Sayfalar Arasında Bir Gezinti:  Unutulmaz Bölümlerden Notlar ve Antik Çağın Sessiz Tanıkları.       Ay’dan Selam Gönderen Mersinli: MÖ 3. yüzyılda Soloi’de (Viranşehir) doğan şair ve gökbilimci Aratos, “Gök Olayları” adlı eseriyle antik dünyanın yıldız haritasını çizmişti. NASA, 1971’de Apollo 15 mürettebatının keşfettiği dev krateri, bir Mersinli’ye, ona adadı. Bu bölüm, bilim tarihinin köşe taşlarından birinin nasıl yerel bir değere dönüştüğünü gösteriyor.       Korsanların Elinde Bir İmparator:        Kilikyalı korsanlar, Ege’de ele geçirdikleri genç Romalı avukatın Jül Sezar olduğunu bilmiyorlardı. Esareti sırasında onlara şiirler okuyan, “cahil barbarlar” diye seslenen Sezar, serbest kaldıktan hemen sonra bir filo toplayıp korsanları yakalattı ve çarmıha gerdirdi. Tarihin en ironik “küçük düşürülme” anlarından biri.       Tarihin Akışını Değiştiren Nehir:        1190 yılı Haziran’ında, Silifke’deki Göksu Nehri’ni geçmeye çalışan Kutsal Roma Germen İmparatoru Frederick Barbarossa, ağır zırhıyla birlikte sulara gömüldü. Onun beklenmedik ölümü, Haçlı ordusunun moralini bozdu, seferin başarısızlığına yol açtı ve Ortadoğu’daki güç dengesini değiştirdi. Bu, bir nehrin kıyısında son bulan bir imparatorluk hayali.       Osmanlı’nın Son ve Cumhuriyet’in İlk Çağları       Lordları da Asarlar:        1896 Mersin’inde, İngiliz Lord Thompson’ın öldürdüğü 12 yaşındaki hamal çocuk Mehmet için, Mutasarrıf Nazım Paşa (şair Nazım Hikmet’in dedesi) tarihi bir karar aldı. İngiliz konsolosun “şehri bombalarız” tehdidine rağmen lordu yargılattı ve idam ettirdi. Bu, çöküş dönemindeki Osmanlı bürokrasisinin nadir onurlu ve anti-emperyalist duruşlarından biriydi.       Kahramanların ve Aşkın Savaşı:        Karboğazı, 1920 Mayıs’ında, Pozantı’dan kaçan 800 kişilik Fransız taburu, 44 Türk milisi tarafından Karboğazı’nda pusuya düşürüldü. Çoğu köylüden oluşan bu milisler (içlerinde kadın savaşçı Hatice Hatun da vardı) taburun yarısını imha etti, kalanını esir aldı. Bu zafer, Fransızları Ankara ile masaya oturmaya zorlayan kritik dönüm noktalarından biri oldu. Bölüm, Binbaşı Mesnil ve eşi Madam Mesnil’in insani hikâyesini de içeriyor.       Mersin’in Cumhuriyet Devrimi’ne Armağanı:        17 Mart 1923’te Mersin’i ziyaret eden Mustafa Kemal, Millet Bahçesi’nde kürsüye çıkan genç doktor Reşit Galip’in, “Sen milletin bir ferdisin” diye başlayan cesur ve zekice konuşmasından çok etkilendi. Bu tanışma, Reşit Galip’in Milli Eğitim Bakanı olmasına, üniversite reformunu gerçekleştirmesine ve Andımız’ı yazmasına giden yolu açtı.       Modern Türkiye’nin Kilikyalı Kahramanları        Türkiye’de Demokrasinin Kapısını Açan Köy:        1947 muhtarlık seçimlerinde Aslanköy’de ezici çoğunlukla Demokrat Parti kazandı. Ancak CHP’li eski muhtar ve valilik, seçimi iptal etmek için jandarmayı köye gönderdi. Köylü kadın ve erkekler taş ve sopalarla direndi, jandarma yüzbaşısını yaraladı. Bu “Aslanköy Direnişi”, Türkiye’de çok partili hayata geçişin simgesel olaylarından biri oldu.       Pehlivan:        Mersinli Ahmet (Ahmet Kireççi), 1936 Berlin Olimpiyatları’nda güreşte bronz madalya kazanarak Türkiye’ye ilk olimpiyat madalyasını getiren sporcu oldu. 1948 Londra’da ise dünya şampiyonu oldu. Alçakgönüllü, sevimli kişiliğiyle “Mr. Hallo” lakabını aldı. Bu bölüm, onun fakirlikten şampiyonluğa uzanan, hüzünlü ve bir o kadar da ilham verici hayatını anlatıyor.       Çağın En Güzel Hafriyat Mühendisi:        Halet Çambel, 1936 Berlin Olimpiyatları’na katılan ilk Türk kadın sporculardan biri olarak değil, aynı zamanda Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi’nin kurucusu, Hitit yazısının çözülmesine katkıda bulunan bir arkeologdu. 1960 darbesinde üniversiteden atılan 147’ler arasındaydı, ama asla boyun eğmedi. “Kantocular ve mühendisler” ayrımıyla, topluma hizmet etmenin erdemini öğretti.       Dünyayı Dolaşan Tarsuslu:        Çocukluğu Mersin ve Tarsus’ta geçen Sadun Boro, eşi Oda ve kedisi Miço ile “Kısmet” adlı teknesiyle 1965-1968 yılları arasında dünya turu yaptı. Bu, bir Türk yelkenlisiyle yapılan ilk dünya turuydu. Boro, amatör denizciliğin yaygınlaşması için ömrü boyunca çalıştı.       Sonuç:        Neden Bu Kitap Okunmalı?       “Kilikya’nın Hatıra Defteri” sıradan bir yerel tarih çalışması değildir. Bir coğrafyanın ruhunu, o coğrafyada yaşamış insanların nefesleriyle anlatan edebi bir belgeseldir.       Umut Çor, bize şunu hatırlatıyor: “Tarih, taşlarda ve kitaplarda değil, insanların yüreklerinde yaşar.”       Bu kitap, Mersin’in hafızasını canlı tutmak isteyenler, tarihe insani bir pencereden bakmak isteyenler ve iyi hikâye dinlemeyi sevenler için vazgeçilmez bir kaynak. Kitabı temin edin, kapağını açın, sayfaları çevirin ve binlerce yıllık bir mirasın fısıltılarını duymaya başlayın… Kaynakça Çor, U. (2017). Kilikya’nın Hatıra Defteri (II. basım b.). (İ. Toksöz, Dü.) Mersin, Tarsus: Özgür Ofset Matbaacılık.
Ekleme Tarihi: 11 Ocak 2026 -Pazar

KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP- XXIII. |Kilikya’nın Hatıra Defteri| Yazar: Umut ÇOR | S. Sayısı: 210 |Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 10 Ocak 2025

 
Giriş: 
      Bir Kitap, Bir Coğrafya, Bir Ömür: 
      Umut Çor’un “Kilikya’nın Hatıra Defteri”. Bu bir tarih değil, yaşanmışlıklar kitabı…
      “Kilikya’nın Hatıra Defteri”, adlı bu kitap, adını taşıdığı toprakların binlerce yıllık hikâyesini, kronolojik bir sıralamanın ötesine taşıyarak insan odaklı, duygu yüklü ve sürükleyici bir anlatıya dönüştürmeyi başarıyor.
      Umut Çor, bu eserinde (Çor, 2017) tarihi başlı başına olaylar dizisi olarak değil, bireylerin kaderleri, aşkları, kaygıları, kahramanlıkları ve trajedileri üzerinden okumamızı sağlıyor. 
Kitap, antik Soloi’den modern Mersin’e uzanan zaman çizgisinde, coğrafyanın kültürel ve sosyal DNA’sını ortaya çıkarırken, okura şu soruyu sorduruyor: “Acaba ben bu topraklarda yaşasaydım, bu hikâyelerin neresinde olurdum?”
      Yazarın Kimliği: 
      Araştırmacı Gazeteci, Denizci ve Anadolu Aşığı
Umut Çor, Mersinli bir yazar olmakla kalmıyor; yaşayan bir tanık ve tutkulu bir keşifçi. Çocukluğunu 9000 yıllık Yumuktepe Höyüğü’nün eteklerinde geçirmesi, onun tarihle kurduğu ilişkiyi içsel ve samimi kılıyor. Üç yıllık titiz bir araştırma sürecinde, 80 yıllık gazete arşivlerini taramış, yerli ve yabancı akademik kaynaklara ulaşmış, olayların geçtiği mekânlarda sözlü tarih görüşmeleri gerçekleştirmiş. Mesleki deneyimi -habercilik, belgeselcilik, fotoğrafçılık- kitabın anlatımına görsel bir zenginlik ve belgesel tadında bir akıcılık katıyor. Ayrıca amatör kaptan olması, denizcilik tarihine olan hakimiyetini güçlendirmiş; dalış ve seyahat tutkusu ise olayları yerinde gözlemleme fırsatı sunmuş.
      Kitabın Özgünlüğü: Tarihi Öyküleştirmek
      Çor, tarih yazımında sıkça rastlanan soğuk, mesafeli ve didaktik dili bilinçli olarak terk ediyor. Onun yerine, her bölümü adeta bir kısa film senaryosu gibi kurguluyor. Diyaloglar, iç monologlar, mekân tasvirleri ve psikolojik tahlillerle, geçmişteki karakterleri et kemik sahibi, nefes alan bireyler haline getiriyor. Örneğin, Jül Sezar’ın korsanlar tarafından esir alınışını anlatırken, Sezar’ın küstahça “Ben daha değerliyim” demesini, korsanların şaşkınlığını ve finaldeki intikamını o kadar canlı betimliyor ki, okur kendini Ege sularındaki o gemide hissediyor. Bu “öyküleştirme” tekniği, kitabı tarih meraklılarının yanında, edebiyat severlere ve iyi hikâye dinlemek isteyen herkese hitap eden evrensel bir esere dönüştürüyor.
      Temel Temalar: 
      Kahramanlık, Adalet, Kadın Direnişi ve Hafıza
      Kitap, birbiriyle iç içe geçmiş dört ana tema üzerinde yükseliyor:
      I.Kahramanlık: 
      Savaşın meydanlarındaki gibi değil, bilimde (Aratos), adalette (Nazım Paşa), sporda (Mersinli Ahmet) ve siyasette (Müfide İlhan) gösterilen cesaret ve fedakârlık.
      II.Adalet Arayışı: 
      Çiçero’nun siyasi ilkeleri, Nazım Paşa’nın emperyal güce başkaldırısı, Aslanköylülerin sandık hakkı için direnişi.
      III.Kadınların Görünmeyen Tarihi: 
      Kitap, tarih yazımında genellikle gölgede kalan kadın figürleri ön plana çıkarıyor: 
      Binbaşı Mesnil’in eşi Madam Mesnil (savaş hemşiresi), Hatice Hatun (Karboğazı’nda savaşan milis), Müfide İlhan (ilk kadın belediye başkanı), Halet Çambel (arkeolog ve sporcu). Çor, kitabını “Anadolu’yu Anadolu yapan tüm kadınlara” adayarak bu duruma dikkat çekiyor.
      IV.Kolektif Hafıza ve Kimlik: 
      Her hikâye, Kilikya ve Mersin’in kolektif belleğine bir katkı sunuyor. Kitap, “Biz kimiz?” sorusuna, geçmişin izlerini sürerek cevap arıyor.
      Görsel ve Kaynak Zenginliği:
      Kitap, metinle uyumlu bir şekilde yerleştirilmiş gravürler, fotoğraflar, haritalar, gazete kupürleri ve özel çizimlerle (Ressam Olga Eren, Kenan Sevim, Gökçen Kılınç vb.) desteklenmiş. Bu görseller metni süslemek olmayıp, anlatıyı pekiştiren, atmosferi zenginleştiren unsurlar. Ayrıca dipnotlar ve kaynakçada gösterilen titizlik, çalışmanın akademik bakış ve saygınlığını da ortaya koyuyor.
Sayfalar Arasında Bir Gezinti: 
Unutulmaz Bölümlerden Notlar ve Antik Çağın Sessiz Tanıkları.
      Ay’dan Selam Gönderen Mersinli: MÖ 3. yüzyılda Soloi’de (Viranşehir) doğan şair ve gökbilimci Aratos, “Gök Olayları” adlı eseriyle antik dünyanın yıldız haritasını çizmişti. NASA, 1971’de Apollo 15 mürettebatının keşfettiği dev krateri, bir Mersinli’ye, ona adadı. Bu bölüm, bilim tarihinin köşe taşlarından birinin nasıl yerel bir değere dönüştüğünü gösteriyor.
      Korsanların Elinde Bir İmparator: 
      Kilikyalı korsanlar, Ege’de ele geçirdikleri genç Romalı avukatın Jül Sezar olduğunu bilmiyorlardı. Esareti sırasında onlara şiirler okuyan, “cahil barbarlar” diye seslenen Sezar, serbest kaldıktan hemen sonra bir filo toplayıp korsanları yakalattı ve çarmıha gerdirdi. Tarihin en ironik “küçük düşürülme” anlarından biri.
      Tarihin Akışını Değiştiren Nehir: 
      1190 yılı Haziran’ında, Silifke’deki Göksu Nehri’ni geçmeye çalışan Kutsal Roma Germen İmparatoru Frederick Barbarossa, ağır zırhıyla birlikte sulara gömüldü. Onun beklenmedik ölümü, Haçlı ordusunun moralini bozdu, seferin başarısızlığına yol açtı ve Ortadoğu’daki güç dengesini değiştirdi. Bu, bir nehrin kıyısında son bulan bir imparatorluk hayali.
      Osmanlı’nın Son ve Cumhuriyet’in İlk Çağları
      Lordları da Asarlar: 
      1896 Mersin’inde, İngiliz Lord Thompson’ın öldürdüğü 12 yaşındaki hamal çocuk Mehmet için, Mutasarrıf Nazım Paşa (şair Nazım Hikmet’in dedesi) tarihi bir karar aldı. İngiliz konsolosun “şehri bombalarız” tehdidine rağmen lordu yargılattı ve idam ettirdi. Bu, çöküş dönemindeki Osmanlı bürokrasisinin nadir onurlu ve anti-emperyalist duruşlarından biriydi.
      Kahramanların ve Aşkın Savaşı: 
      Karboğazı, 1920 Mayıs’ında, Pozantı’dan kaçan 800 kişilik Fransız taburu, 44 Türk milisi tarafından Karboğazı’nda pusuya düşürüldü. Çoğu köylüden oluşan bu milisler (içlerinde kadın savaşçı Hatice Hatun da vardı) taburun yarısını imha etti, kalanını esir aldı. Bu zafer, Fransızları Ankara ile masaya oturmaya zorlayan kritik dönüm noktalarından biri oldu. Bölüm, Binbaşı Mesnil ve eşi Madam Mesnil’in insani hikâyesini de içeriyor.
      Mersin’in Cumhuriyet Devrimi’ne Armağanı: 
      17 Mart 1923’te Mersin’i ziyaret eden Mustafa Kemal, Millet Bahçesi’nde kürsüye çıkan genç doktor Reşit Galip’in, “Sen milletin bir ferdisin” diye başlayan cesur ve zekice konuşmasından çok etkilendi. Bu tanışma, Reşit Galip’in Milli Eğitim Bakanı olmasına, üniversite reformunu gerçekleştirmesine ve Andımız’ı yazmasına giden yolu açtı.
      Modern Türkiye’nin Kilikyalı Kahramanları 
      Türkiye’de Demokrasinin Kapısını Açan Köy: 
      1947 muhtarlık seçimlerinde Aslanköy’de ezici çoğunlukla Demokrat Parti kazandı. Ancak CHP’li eski muhtar ve valilik, seçimi iptal etmek için jandarmayı köye gönderdi. Köylü kadın ve erkekler taş ve sopalarla direndi, jandarma yüzbaşısını yaraladı. Bu “Aslanköy Direnişi”, Türkiye’de çok partili hayata geçişin simgesel olaylarından biri oldu.
      Pehlivan: 
      Mersinli Ahmet (Ahmet Kireççi), 1936 Berlin Olimpiyatları’nda güreşte bronz madalya kazanarak Türkiye’ye ilk olimpiyat madalyasını getiren sporcu oldu. 1948 Londra’da ise dünya şampiyonu oldu. Alçakgönüllü, sevimli kişiliğiyle “Mr. Hallo” lakabını aldı. Bu bölüm, onun fakirlikten şampiyonluğa uzanan, hüzünlü ve bir o kadar da ilham verici hayatını anlatıyor.
      Çağın En Güzel Hafriyat Mühendisi: 
      Halet Çambel, 1936 Berlin Olimpiyatları’na katılan ilk Türk kadın sporculardan biri olarak değil, aynı zamanda Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi’nin kurucusu, Hitit yazısının çözülmesine katkıda bulunan bir arkeologdu. 1960 darbesinde üniversiteden atılan 147’ler arasındaydı, ama asla boyun eğmedi. “Kantocular ve mühendisler” ayrımıyla, topluma hizmet etmenin erdemini öğretti.
      Dünyayı Dolaşan Tarsuslu: 
      Çocukluğu Mersin ve Tarsus’ta geçen Sadun Boro, eşi Oda ve kedisi Miço ile “Kısmet” adlı teknesiyle 1965-1968 yılları arasında dünya turu yaptı. Bu, bir Türk yelkenlisiyle yapılan ilk dünya turuydu. Boro, amatör denizciliğin yaygınlaşması için ömrü boyunca çalıştı.
      Sonuç: 
      Neden Bu Kitap Okunmalı?
      “Kilikya’nın Hatıra Defteri” sıradan bir yerel tarih çalışması değildir. Bir coğrafyanın ruhunu, o coğrafyada yaşamış insanların nefesleriyle anlatan edebi bir belgeseldir.
      Umut Çor, bize şunu hatırlatıyor: “Tarih, taşlarda ve kitaplarda değil, insanların yüreklerinde yaşar.”
      Bu kitap, Mersin’in hafızasını canlı tutmak isteyenler, tarihe insani bir pencereden bakmak isteyenler ve iyi hikâye dinlemeyi sevenler için vazgeçilmez bir kaynak. Kitabı temin edin, kapağını açın, sayfaları çevirin ve binlerce yıllık bir mirasın fısıltılarını duymaya başlayın…
Kaynakça
Çor, U. (2017). Kilikya’nın Hatıra Defteri (II. basım b.). (İ. Toksöz, Dü.) Mersin, Tarsus: Özgür Ofset Matbaacılık.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.