Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP-XXV. | AY IŞIĞINDA GİDENLER-Tahtacı Yaşamından Kesitler | Yazar: Celal Necati ÜÇYILDIZ | 135 s. |Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 24 Ocak 2025

  •       Sandıktan Çıkan Hakikatler:       Celal Necati Üçyıldız'ın “Ay Işığında Gidenler” adlı eseri, yazarın deyişiyle uzun süre "sandığın içinde kalan" öykülerin toplamıdır. Ancak bu sıradan bir öykü derlemesi olmayıp; yazarın kimliğinden, yani bir Tahtacı olmasından kaynaklanan kaçınılmaz bir sorumluluk ve tanıklıktır.       Önsözde vurgulandığı gibi, bu kitap bizi "yeşile basmanın günah" sayıldığı bir felsefenin, azla yetinen ama gönlü zengin insanların dünyasına götürmektedir. Üçyıldız, öyküyü bir matematik formülü olarak görmeyi reddeder; onun derdi, "ruhunun gıdıkladığı" Toros dağlarının, bellerinin ve o dağlarda soluk alan Tahtacıların hakiki hikâyesini, duygu ve düşüncelerini yansıtmaktır.       Dolayısıyla bu, bir edebiyat çalışması olmaktan öte, etnografik bir kayıt, sözlü tarihin yazıya dökülmüş halidir.       Kitap, Tahtacıları tek boyutlu, pastoral bir naiflik içinde sunmaz. Aksine, onların toplumsal yapısını, çatışmalarını, sevinçlerini, acılarını, aşklarını, inançlarını ve tarihle kesişen anlarını, gerçekçi ve çoğu zaman sert detaylarla ortaya koyar.       İşte sizlere, kitabın içindeki 11 öykü ve yazarın kimliği üzerinden, aynı zamanda Tahtacı sosyolojisini ve kültürünü tahlil eden bir belgesel metin:       I. Toplumsal Doku: Göçebe Akıllar, Kapalı Cemaatler       Öncelikle belirtmeliyim: Tahtacı toplumu, kitabın içeriğinde, derinlemesine işlenen bir iç hiyerarşi ve dayanışma ağı üzerine kuruludur. Başlıcaları:       Aydınlı-Çaylak Ayrımı: Bu, coğrafi bir ayrım değil, kitaptaki dipnotlarla da desteklendiği üzere, "inanç ocakları" ile pekişmiş sosyo-dini bir kimliktir.       "Camız Veli" öyküsündeki imkânsız aşkın ve "Gerdek Gecesi"ndeki trajedinin temel dinamiği bu ayrımdır. Topluluk, dışa kapalılığını bu iç kırılma hatlarıyla da sürdürmektedir.       Oba ve Liderlik: Topluluk, "obaLar" halinde örgütlüdür. "Camız Veli"deki Hasan Ağa gibi, obanın "ağa"sı saygıya dayalı bir liderlik yapar. Göç ve iş organizasyonu ("öncü güç", "kolcu başı") kendi içlerinde, son derece işlevsel ve demokratik sayılabilecek bir düzene işaret eder.       Dayanışma Ağı ve Misafirperverlik: "Camız Veli"deki Pozantı'ya varış, "Ekin Yolları" sonrası Kaburgediği köyünde karşılanma, "Pozantı'dan Fransız Treni..."deki kaçış rotası, Tahtacıların yüzlerce yıllık göç yolları üzerinde ördükleri güven, konukseverlik ve karşılıklı yardım ağlarını gösterir. Bu ağ, hayatta kalmanın temel şartıdır.       Modern Devletle İlişki: "Camız Veli"de Mebus Ali Bey aracılığıyla orman imtiyazı ve askerlik düzenlemesi, dışa kapalılığın kırıldığı bir ana işaret eder. "Pozantı'dan Fransız Treni..." ise onların devletle (Kuvayı Milliye) en yakın temas kurdukları, vatan savunmasında aktif rol aldıkları tarihsel andır. Bu, "içe dönük" algısını sorgulatmaktadır.       II. Doğa ile İmtihan: Mabed, Ekmek, Düşman       Orman, Tahtacı için çok katmanlı bir varlıktır:       Kutsal Meslek ve Pir: “Ağaç kesmek sıradan bir iş değil, "Habib Nacar" (ağaç kesenlerin piri) duasıyla kutsanan bir “zanaat”tır ("Camız Veli"). Doğa, "Medetsiz Tepesi", "Bolkar Bozoğlan Dede", "Mağaras Dede" gibi ziyaretlerle manevi bir coğrafyaya dönüşür.       Tahribat ve Vicdan: "Bayamlar Olmuş mu" ve "Çildirbabuç" öyküleri, doğayla kurulan dengenin bozulma anlarını anlatır. Motorlu testerelerin "tıraşlama"sı, çıkar için orman yakmak, Tahtacı değerleriyle çelişen eylemler olarak tasvir edilir. "Canlar gidiyordu" cümlesi, bu işe içerlenen bir bakışı yansıtmaktadır.       Mücadele ve Dönüşüm Alanı: "Gedik Dağda Gece Yattım" da Ali Okur'un bahçe kurma mücadelesi, göçebelikten yerleşikliğe geçiş arzusunu ve doğayı "ıslah etme" çabasını simgeler. "Tomruk Kayadan Uçunca"da ise doğa, mesleki tehlikelerin ve kazaların acımasız sahnesidir.       III. İnanç ve Ritüel Dünyası: Cem'den Mengi'ye       Tahtacı Aleviliği, kitabın her satırına sinmiş, yaşamı düzenleyen bir olgudur:       Cem ve Nevruz: "Camız Veli"de detaylı anlatılan Sultan Nevruz Cemi, onlarca obanın bir araya geldiği, semahın dönüldüğü, lokmaların paylaşıldığı, kolektif kimliğin yeniden üretildiği temel dini-kültürel ritüeldir.       Mengi: Hayatın Ritmi: Mengi, bir folklorik gösteri olmaktan öte, toplumsal düzenleyicidir. Flört alanıdır ("Camız Veli"), zaferle ("Tepegöz", "Pozantı'dan Fransız Treni...") veya kavuşmayla ("Camız Veli" sonu) kutlanır. Yazarın özgeçmişinde ve kitap içindeki fotoğraf altlarında da vurgulandığı gibi, milli oyunlarıdır.       Erenler ve Rüyalar: "Tepegöz" öyküsündeki ortak rüya ve ak sakallı ermiş motifi, inanç dünyasında "yardım erenleri" kavramının ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Mücadele manevi destekle yürütülmektedir.       IV. Sert Gerçeklikler: Namus, Şiddet, Aşk ve Trajedi: Kitap, Tahtacı toplumunun idealize edilmeyen, çatışmalı yüzünü de cesaretle ortaya koymaktadır:       İç Adalet ve Öç: "Ay Işığında Gidenler", toplumsal normları (namus) ihlal eden birine karşı, resmi hukuku bypass eden içsel bir adalet ve öç mekanizmasını anlatır. "24 haneli köyün namusu" kolektif bir sorumluluk haline gelir.       Kadın Olmak: "Ekin Yolları"nda anne olmanın ve kadın emeğinin yorucu gerçekliği, "Gerdek Gecesi"nde ise kadın bedeni ve iradesi üzerindeki erkek şiddeti ve tahakküm en sert haliyle resmedilir. Bu öyküler, toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan çok kıymetli belgelerdir.       Aşk ve Engeller: Aşk, genellikle toplumsal kurallar (Aydınlı-Çaylak ayrımı) veya dış müdahalelerle ("Gerdek Gecesi") engellenir. Kaçış ("Bayamlar Olmuş Mu") bazen çözüm olsa da çoğu zaman hüzün ("Camız Veli") veya trajediyle ("Gerdek Gecesi") sonuçlanır.       V. Tarih, Bellek ve Kimlik İşaretleri:       Milli Mücadelede Bir Aktör: "Pozantı'dan Fransız Treni Geçmeyecek", Tahtacıların Kurtuluş Savaşı'ndaki aktif rolünü, zekâ ve doğa bilgileriyle (saman taktiği) savaşma biçimlerini anlatarak, tarih yazımındaki duruşlarını hatırlatmaktadır.       Köklerin İzleri: Bayamlar Olmuş Mu’daki "Kaz Ayağı" dipnotu ve işareti, Oğuz boylarından geldiklerine dair somut bir kültürel bellektir. Mezarlıklar kimliklerinin toprağa kazındığı yerlerdir.       Sözlü Kültürün Gücü: "Tepegöz" öyküsünün finali, her şeyin nasıl "bir öykü, bir söylence" haline geldiğini anlatır. Kitabın kendisi de bu sözlü geleneğin yazıya geçirilmiş, somutlaşmış halidir.       VI. Dil ve Üslup: Hakikatin Sesi:       Üçyıldız'ın dilinde edebi süslemeler değil, hakikati aktarma kaygısı öndedir.       Özgün Sözcükler: "Yangın olmak" (âşık olmak), "çığırmak" (türkü söylemek), "haydutlanmak", "cız etmek", "zingırdamak" gibi yöresel sözcük ve yansımalar anlatıyı canlandırmaktadır.       İsimler ve Ünvanlar: "Camız Veli", "Gılıf Memet", "Kamışlı Goca", "Çulsuz Hüseyin"... Her isim bir karakteri ve sosyal konumu anlatır.       Metaforik Başlıklar: "Ay Işığında Gidenler" bir olayı değil, karanlık işler peşindekileri; "Tomruk Kayadan Uçunca" kontrol edilemeyen kaderi; "Bayamlar Olmuş Mu" ise olgunlaşmış umutları simgelemektedir.       Sonuç:       Naifliğin Ötesinde Bir İnsanlık Manzarası:       “Ay Işığında Gidenler”, adı üstünde, görünmez kılınmış bir halkın ay ışığına çıkmış hikayeleridir.       Celal Necati Üçyıldız, bir Tahtacı aydını olarak, kendi hikayesini yazmamış, kolektif hafızayı ve kimliği yazıya geçirme görevini üstlenmiştir. Dolayısıyla, bu kitap, Tahtacıları "naif orman insanları" klişesinin çok ötesine taşımaktadır.       Onlar da herkes gibi; adalet arayan, öç alan, göçen, sevişen, acı çeken, isyan eden, kahramanlık yapan, hata yapan, doğayla hemhal olan ve onunla savaşan, ritüelleriyle var olan, tarihin içinde yerini alan “tam teşekküllü bir toplumdur”.       135 sayfalık bu küçük hacim, sosyologlar, tarihçiler, kültür araştırmacıları ve insana dair hakiki hikayeler arayan her okur için, Toroslar'ın sessiz korularından yankılanan güçlü bir sestir. Celal Necati Üçyıldız, bu kitabında bize öykü anlatıyor; bir kültürün nabzını tutuyor, soluk alışverişini kayda geçiriyor.       Bu satırların yazarı olarak benim bakışımla “Ay Işığında Gidenler”, kaybolmaya yüz tutmuş bir yaşamın edebiyatla yapılmış son derece değerli bir envanteridir. • Kaynakça Üçyıldız, C. N. (2018). Ay Işığında Gidenler -Tahtacı Yaşamından Kesitler-. Yurt Kitap-Yayın.
Ekleme Tarihi: 24 Ocak 2026 -Cumartesi

KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP-XXV. | AY IŞIĞINDA GİDENLER-Tahtacı Yaşamından Kesitler | Yazar: Celal Necati ÜÇYILDIZ | 135 s. |Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 24 Ocak 2025

 
      Sandıktan Çıkan Hakikatler:
      Celal Necati Üçyıldız'ın “Ay Işığında Gidenler” adlı eseri, yazarın deyişiyle uzun süre "sandığın içinde kalan" öykülerin toplamıdır. Ancak bu sıradan bir öykü derlemesi olmayıp; yazarın kimliğinden, yani bir Tahtacı olmasından kaynaklanan kaçınılmaz bir sorumluluk ve tanıklıktır.
      Önsözde vurgulandığı gibi, bu kitap bizi "yeşile basmanın günah" sayıldığı bir felsefenin, azla yetinen ama gönlü zengin insanların dünyasına götürmektedir. Üçyıldız, öyküyü bir matematik formülü olarak görmeyi reddeder; onun derdi, "ruhunun gıdıkladığı" Toros dağlarının, bellerinin ve o dağlarda soluk alan Tahtacıların hakiki hikâyesini, duygu ve düşüncelerini yansıtmaktır.
      Dolayısıyla bu, bir edebiyat çalışması olmaktan öte, etnografik bir kayıt, sözlü tarihin yazıya dökülmüş halidir.
      Kitap, Tahtacıları tek boyutlu, pastoral bir naiflik içinde sunmaz. Aksine, onların toplumsal yapısını, çatışmalarını, sevinçlerini, acılarını, aşklarını, inançlarını ve tarihle kesişen anlarını, gerçekçi ve çoğu zaman sert detaylarla ortaya koyar.
      İşte sizlere, kitabın içindeki 11 öykü ve yazarın kimliği üzerinden, aynı zamanda Tahtacı sosyolojisini ve kültürünü tahlil eden bir belgesel metin:
      I. Toplumsal Doku: Göçebe Akıllar, Kapalı Cemaatler
      Öncelikle belirtmeliyim: Tahtacı toplumu, kitabın içeriğinde, derinlemesine işlenen bir iç hiyerarşi ve dayanışma ağı üzerine kuruludur. Başlıcaları:
      Aydınlı-Çaylak Ayrımı: Bu, coğrafi bir ayrım değil, kitaptaki dipnotlarla da desteklendiği üzere, "inanç ocakları" ile pekişmiş sosyo-dini bir kimliktir.
      "Camız Veli" öyküsündeki imkânsız aşkın ve "Gerdek Gecesi"ndeki trajedinin temel dinamiği bu ayrımdır. Topluluk, dışa kapalılığını bu iç kırılma hatlarıyla da sürdürmektedir.
      Oba ve Liderlik: Topluluk, "obaLar" halinde örgütlüdür. "Camız Veli"deki Hasan Ağa gibi, obanın "ağa"sı saygıya dayalı bir liderlik yapar. Göç ve iş organizasyonu ("öncü güç", "kolcu başı") kendi içlerinde, son derece işlevsel ve demokratik sayılabilecek bir düzene işaret eder.
      Dayanışma Ağı ve Misafirperverlik: "Camız Veli"deki Pozantı'ya varış, "Ekin Yolları" sonrası Kaburgediği köyünde karşılanma, "Pozantı'dan Fransız Treni..."deki kaçış rotası, Tahtacıların yüzlerce yıllık göç yolları üzerinde ördükleri güven, konukseverlik ve karşılıklı yardım ağlarını gösterir. Bu ağ, hayatta kalmanın temel şartıdır.
      Modern Devletle İlişki: "Camız Veli"de Mebus Ali Bey aracılığıyla orman imtiyazı ve askerlik düzenlemesi, dışa kapalılığın kırıldığı bir ana işaret eder. "Pozantı'dan Fransız Treni..." ise onların devletle (Kuvayı Milliye) en yakın temas kurdukları, vatan savunmasında aktif rol aldıkları tarihsel andır. Bu, "içe dönük" algısını sorgulatmaktadır.
      II. Doğa ile İmtihan: Mabed, Ekmek, Düşman
      Orman, Tahtacı için çok katmanlı bir varlıktır:
      Kutsal Meslek ve Pir: “Ağaç kesmek sıradan bir iş değil, "Habib Nacar" (ağaç kesenlerin piri) duasıyla kutsanan bir “zanaat”tır ("Camız Veli"). Doğa, "Medetsiz Tepesi", "Bolkar Bozoğlan Dede", "Mağaras Dede" gibi ziyaretlerle manevi bir coğrafyaya dönüşür.
      Tahribat ve Vicdan: "Bayamlar Olmuş mu" ve "Çildirbabuç" öyküleri, doğayla kurulan dengenin bozulma anlarını anlatır. Motorlu testerelerin "tıraşlama"sı, çıkar için orman yakmak, Tahtacı değerleriyle çelişen eylemler olarak tasvir edilir. "Canlar gidiyordu" cümlesi, bu işe içerlenen bir bakışı yansıtmaktadır.
      Mücadele ve Dönüşüm Alanı: "Gedik Dağda Gece Yattım" da Ali Okur'un bahçe kurma mücadelesi, göçebelikten yerleşikliğe geçiş arzusunu ve doğayı "ıslah etme" çabasını simgeler. "Tomruk Kayadan Uçunca"da ise doğa, mesleki tehlikelerin ve kazaların acımasız sahnesidir.
      III. İnanç ve Ritüel Dünyası: Cem'den Mengi'ye
      Tahtacı Aleviliği, kitabın her satırına sinmiş, yaşamı düzenleyen bir olgudur:
      Cem ve Nevruz: "Camız Veli"de detaylı anlatılan Sultan Nevruz Cemi, onlarca obanın bir araya geldiği, semahın dönüldüğü, lokmaların paylaşıldığı, kolektif kimliğin yeniden üretildiği temel dini-kültürel ritüeldir.
      Mengi: Hayatın Ritmi: Mengi, bir folklorik gösteri olmaktan öte, toplumsal düzenleyicidir. Flört alanıdır ("Camız Veli"), zaferle ("Tepegöz", "Pozantı'dan Fransız Treni...") veya kavuşmayla ("Camız Veli" sonu) kutlanır. Yazarın özgeçmişinde ve kitap içindeki fotoğraf altlarında da vurgulandığı gibi, milli oyunlarıdır.
      Erenler ve Rüyalar: "Tepegöz" öyküsündeki ortak rüya ve ak sakallı ermiş motifi, inanç dünyasında "yardım erenleri" kavramının ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Mücadele manevi destekle yürütülmektedir.
      IV. Sert Gerçeklikler: Namus, Şiddet, Aşk ve Trajedi:
Kitap, Tahtacı toplumunun idealize edilmeyen, çatışmalı yüzünü de cesaretle ortaya koymaktadır:
      İç Adalet ve Öç: "Ay Işığında Gidenler", toplumsal normları (namus) ihlal eden birine karşı, resmi hukuku bypass eden içsel bir adalet ve öç mekanizmasını anlatır. "24 haneli köyün namusu" kolektif bir sorumluluk haline gelir.
      Kadın Olmak: "Ekin Yolları"nda anne olmanın ve kadın emeğinin yorucu gerçekliği, "Gerdek Gecesi"nde ise kadın bedeni ve iradesi üzerindeki erkek şiddeti ve tahakküm en sert haliyle resmedilir. Bu öyküler, toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan çok kıymetli belgelerdir.
      Aşk ve Engeller: Aşk, genellikle toplumsal kurallar (Aydınlı-Çaylak ayrımı) veya dış müdahalelerle ("Gerdek Gecesi") engellenir. Kaçış ("Bayamlar Olmuş Mu") bazen çözüm olsa da çoğu zaman hüzün ("Camız Veli") veya trajediyle ("Gerdek Gecesi") sonuçlanır.
      V. Tarih, Bellek ve Kimlik İşaretleri:
      Milli Mücadelede Bir Aktör: "Pozantı'dan Fransız Treni Geçmeyecek", Tahtacıların Kurtuluş Savaşı'ndaki aktif rolünü, zekâ ve doğa bilgileriyle (saman taktiği) savaşma biçimlerini anlatarak, tarih yazımındaki duruşlarını hatırlatmaktadır.
      Köklerin İzleri: Bayamlar Olmuş Mu’daki "Kaz Ayağı" dipnotu ve işareti, Oğuz boylarından geldiklerine dair somut bir kültürel bellektir. Mezarlıklar kimliklerinin toprağa kazındığı yerlerdir.
      Sözlü Kültürün Gücü: "Tepegöz" öyküsünün finali, her şeyin nasıl "bir öykü, bir söylence" haline geldiğini anlatır. Kitabın kendisi de bu sözlü geleneğin yazıya geçirilmiş, somutlaşmış halidir.
      VI. Dil ve Üslup: Hakikatin Sesi:
      Üçyıldız'ın dilinde edebi süslemeler değil, hakikati aktarma kaygısı öndedir.
      Özgün Sözcükler: "Yangın olmak" (âşık olmak), "çığırmak" (türkü söylemek), "haydutlanmak", "cız etmek", "zingırdamak" gibi yöresel sözcük ve yansımalar anlatıyı canlandırmaktadır.
      İsimler ve Ünvanlar: "Camız Veli", "Gılıf Memet", "Kamışlı Goca", "Çulsuz Hüseyin"... Her isim bir karakteri ve sosyal konumu anlatır.
      Metaforik Başlıklar: "Ay Işığında Gidenler" bir olayı değil, karanlık işler peşindekileri; "Tomruk Kayadan Uçunca" kontrol edilemeyen kaderi; "Bayamlar Olmuş Mu" ise olgunlaşmış umutları simgelemektedir.
      Sonuç:
      Naifliğin Ötesinde Bir İnsanlık Manzarası:
      “Ay Işığında Gidenler”, adı üstünde, görünmez kılınmış bir halkın ay ışığına çıkmış hikayeleridir.
      Celal Necati Üçyıldız, bir Tahtacı aydını olarak, kendi hikayesini yazmamış, kolektif hafızayı ve kimliği yazıya geçirme görevini üstlenmiştir. Dolayısıyla, bu kitap, Tahtacıları "naif orman insanları" klişesinin çok ötesine taşımaktadır.
      Onlar da herkes gibi; adalet arayan, öç alan, göçen, sevişen, acı çeken, isyan eden, kahramanlık yapan, hata yapan, doğayla hemhal olan ve onunla savaşan, ritüelleriyle var olan, tarihin içinde yerini alan “tam teşekküllü bir toplumdur”.
      135 sayfalık bu küçük hacim, sosyologlar, tarihçiler, kültür araştırmacıları ve insana dair hakiki hikayeler arayan her okur için, Toroslar'ın sessiz korularından yankılanan güçlü bir sestir. Celal Necati Üçyıldız, bu kitabında bize öykü anlatıyor; bir kültürün nabzını tutuyor, soluk alışverişini kayda geçiriyor.
      Bu satırların yazarı olarak benim bakışımla “Ay Işığında Gidenler”, kaybolmaya yüz tutmuş bir yaşamın edebiyatla yapılmış son derece değerli bir envanteridir.
Kaynakça
Üçyıldız, C. N. (2018). Ay Işığında Gidenler -Tahtacı Yaşamından Kesitler-. Yurt Kitap-Yayın.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.