•
"Zeyneb'im Zeyneb'im allı Zeyneb'im,
Bebeğimiz öksüz kaldı Zeyneb'im."
•
1940'ların Silifke'sinde, Ayaş köyü yakınlarında bir kadın, tepeden yuvarlanan bir taşla hayatını kaybeder. Geride kalan kocasının yaktığı ağıttan sadece iki dizedir bunlar. O kadın Zeynep, geride bıraktığı dört aylık bebek Ayşe... İşte "Talihsiz Ayşe" romanının başlangıcı.
Mehmet Doğan'ın kaleminden çıkan bu 113 sayfalık eser (Doğan, 1994), bir Yörük kızının hayata tutunma mücadelesini anlatırken, unutulmaya yüz tutmuş bir kültürün kapılarını aralıyor. Kitap sizi bir köy romanı beklentisiyle karşılamıyor; sayfalar ilerledikçe kendinizi Torosların yamaçlarında, keçi yollarında, çadırların kurulduğu yaylaklarda bulursunuz. Yörüklerin hayvancılığa dayalı ekonomisi, mevsimlik göçler, sarnıç başında içilen soğuk su, dağlarda yankılanan çan sesleri... Bütün bunlar sayfalarda birer "bilgi" olarak değil, hayatın kendisi olarak karşınıza çıkmaktadır.
Romanın içinde öyle sahneler var ki insanın yüreğine dokunmaktadır. Küçük Ayşe'nin okula başlarken annesinden kalma yün torbayı çanta yapması, içine iki tane çökelek sıkması koyup yola çıkması... Beşinci sınıfa geldiğinde yazdığı "Annem" şiirini 23 Nisan'da okurken herkesi ağlatması... Yılan sokmasında köylü kadınların ham çökelekle yaptığı tedavi... Sıtma nöbetlerinde hocaya gidip muska yazdırılması... Kına gecelerinde yakılan ağıtlar, düğünlerdeki oyunlar, ölümlerde tutulan yaslar...
Her sayfada bugün artık kullanılmayan yöresel kelimelerle de karşılaşırsınız: “harar, kendir, develik, çintiyan, yannık, kestel, tomgavut, inmelik...” Dipnotlarda anlamlarını keşfederken kendinizi bir dil hazinesinin içinde bulursunuz. Bu kelimelerin her biri bir kültürün taşıyıcısı, bir yaşam biçiminin tanığıdır.
Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, dönemin adli ve idari yapısını bütün çıplaklığıyla ortaya koymasıdır. Zeynep'in ölümüyle başlayan soruşturma süreci, savcının gelişi, otopsi işlemleri, zabıt katibinin tutanakları, köylülerin ifadeleri... Bütün bunlar bir hukuk metni gibi değil, hayatın tam ortasından çekilmiş bir belgesel film gibi anlatılmaktadır. Kireççi Murat'ın "Savcı Bey, ben bu taştan şüpheleniyorum" deyişi, Koca Hüsnü'nün "Bu taşı oradan bir keçinin ayağı yuvarlamıştır" şeklindeki saf ama bilgece yorumu, bu toprakların insanının olaylara bakışını gösteren enfes sahnelerdir.
Şimdi gelelim asıl hikâyeye. Peki bu romanı yazan kimdir?
Yazar, Mehmet Doğan: 1938 yılında Silifke'nin Ovacık köyünde dünyaya gelir. 1950-1951 ders yılında ilkokuldan mezun olur. Evet, yanlış yazılmadı: Sadece ilkokul mezunu.
Nasıl oluyor da beş yıllık ilk eğitimle bir roman yazabiliyor, ardından şiir kitapları, belgesel romanlar, hikâyeler yayımlayabiliyor, senaryolar yazıp filmler çekebiliyor?
Cevap, onun hayatının ta kendisi: 1956'da evlenir, askere gider, dönüşte Erdemli'nin Kargıpınarı kasabasına yerleşir. 1968'de bir bakkal dükkânı açar. Bu küçük dükkân onun için bir ticarethane olmaktan başka, bir "toplumsal iletişim akademisi"dir. Her kesimden insanla tanışır, dostluklar kurar, hikâyeler dinler. 1973 yılından itibaren 6 dönem, toplam 35 yıl Kargıpınarı Cumhuriyeti Mahallesi Muhtarlığı yapar.
Köylüsüyle, kentlisiyle, çobanla, memurla, jandarmayla, savcıyla iç içe yaşar. Yörük kültürünün içinde doğup büyür, onun tüm inceliklerini hafızasına kazır.
Onun okulu Torosların yamaçları, Akdeniz'in sahilleri, köy meydanları, mahkeme koridorları, bakkal dükkânının önünde muhabbet ettiği insanlardır. Bu okuldan mezun olanlar, gerçek hayatın yazarları olur.
Ve ardından eserler birbirini kovalar. Yalnızca “Talihsiz Ayşe” değil, şiir kitapları, belgesel romanlar, hikâyeler... Üstelik yetinmemiş, yörük yaşayışının özlemini çektiği sahneleri senaryolaştırarak belgesel filmlere dönüştürmüş: “Tek Kadın, Kiyâ, Cabbar, Yörük Düğünü, Yarım Kalan Düğün, Gönüllü Çöpçü... Bu filmler yerel ve ulusal televizyonlarda gösterilmiş, onun kültür elçiliğini perdeye taşımıştır.
Bugün Mehmet Doğan hakkında dört ayrı kitap yazıldı, bir yüksek lisans tezi hazırlandı. Ahmet Yanar, Orhan Özdemir, Mine Bahçeci, Dr. Ömer Kırmızı gibi araştırmacılar onu anlatan eserler verdiler. O artık bir yazar olmakla kalmamış, aynı zamanda bir “araştırma nesnesi” olmuştur.
Mehmet Doğan, eğitimini sürdürebilseydi belki daha "teknik" metinler yazabilirdi. Ama bu kadar samimi, bu kadar içten, bu kadar "kanlı canlı" olabilir miydi? Belki de onun ilkokul mezunu olması en büyük şansıdır. Akademik bir dilin arkasına sığınmadan, doğrudan yüreğinden geldiği gibi yazmıştır. Onun cümleleri toprak kokar, kekik kokar, deniz kokar. Kahramanları, kitapların sayfalarında yaşayan kâğıt insanlar değil, karşınızda oturup size hayatlarını anlatan canlı varlıklardır. Ramazan, Zeynep, küçük Ayşe, Halime, Hasibe, Murat, Halil... Her biri öyle gerçektir ki kitabı okurken onlarla ağlar, güler, korkar ve umut edersiniz.
Peki Ayşe gerçekten talihsiz mi?
Romanın adı "Talihsiz Ayşe". Annesini dört aylıkken kaybetmiştir. Üvey anne elinde büyür. Yılan sokar, sıtmaya yakalanır, Murat'ın tacizine uğrar. Evlenir, bir kızı olur, kızını akrebe kaybeder (zehirlenir). Ardından iki oğlu dünyaya gelir ama onları da toprağa vermek zorunda kalır. Talihsizlikler peşini bir türlü bırakmaz.
Bütün bunlara rağmen Ayşe ayakta kalır. Halil'e olan sevdası, babasına bağlılığı, hayata tutunma azmi onu diri tutar.
Belki de romanın asıl sorusu şudur: Talihsizlik, başa gelenler midir, yoksa bunlar karşısında yıkılıp kalmak mı? Ayşe'nin cevabı nettir: O, talihsizliklere rağmen hayata tutunur, sevdaya tutunur, umuda tutunur.
Şimdi siz okurlarıma bir çağrım var:
- Bu kitapla tanışmak ister misiniz? Bir Yörük bilgesinin dünyasına adım atmak, 1940'ların Silifke'sinde bir yolculuğa çıkmak, ağıtlarla, ninnilerle, türkülerle örülü bir hayatın içinde kaybolmak ister misiniz? Cevabınız "Evet!" ise, içinizden şunu sorduğunuzu duyar gibiyim:
- Peki, Talihsiz Ayşe'yi nereden bulacağız?
Sahaf dostlarına sorun. Kültür yayınları üzerine çalışan yayınevlerine bir göz atın. Belki bir sahafta, kıyıda köşede kalmış bir rafta sizi bekliyor olabilir. Peki, bulduğunuzda sizi nasıl bir kitap bekliyor olacak?
Öyle bir kitap düşünün ki; içinizi ısıtsın, ağlatsın, güldürsün, düşündürsün. Size bir kültürü, bir yaşam biçimini, bir coğrafyanın insanını tanıtsın. Bir kitap olsun ki, kapandıktan sonra bile uzun süre aklınızdan çıkmasın, kahramanlarıyla dertleşmeye devam edebilesiniz. İşte "Talihsiz Ayşe" tam da böyle bir kitap.
Sözün sonu:
Mehmet Doğan, kitabın takdiminde şöyle diyor: "Benim kalemimden ancak bu kadarlık bir gayret doğdu. Eksikleri hoş göreceğinizi ümit ederim." Oysa o, farkında değil belki ama bu "gayret", bir Yörük obasının ruhunu ölümsüzleştirmiş, bir kültürü gelecek kuşaklara aktarmış, bir dil hazinesini gün yüzüne çıkarmıştır. Onun ilkokul diploması belki duvarda asılı duran sıradan bir belgedir. Ama hayat diploması, yazdığı her satırda, kurduğu her cümlede, anlattığı her hikâyede kendini göstermektedir. "Talihsiz Ayşe"'yi okumak; bir kültürle tanışmak, bir coğrafyayı keşfetmek, bir insanın yüreğine dokunmaktır. Ve belki de en büyük talihsizlik, böyle bir kitapla hiç tanışmamaktır.
•
Yazarın özel teşekkürü:
Mehmet Doğan, basım ve yayın çalışmalarında kendisine destek olan kişilere teşekkürü borç bilmektedir: “Bu çalışmamı değerlendirecek bir dost ararken tam ümidimi kaybetmiştim ki karşıma çıkan o yılların Mersin Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Sayın Hilmi Dulkadir, destek elini uzattı. Romanımı ilk kez düzenleyerek basıma hazır hale getirdi. Ortak dostumuz, emekli öğretmen merhum Gündüz Artan'ın da bu çalışmada büyük emeği geçmiştir.”
Kitabının yayınlanmasını sağlayan Kargıpınarı Belediye Başkanı Sayın Kerim Şahin'e teşekkürlerini sunmaktadır.
Ayrıca, Mehmet Doğan üzerine yapılan çalışmalarla onun kültürel mirasımıza kazandırılmasına katkı sunan araştırmacılar Ahmet Yanar, Orhan Özdemir, Mine Bahçeci ve Dr. Ömer Kırmızı'ya şükranlarını bildirmektedir.
•
Mehmet Doğan'ın Diğer Eserleri:
- Seni Neye Benzetsem (Şiir – 1996)/ - Köyüme Gidiyorum (Belgesel Roman – 1998, 2010) / - Sevmek İçin On Ömür (Şiir – 2000) / - Göçmen Kuşlar Nereye (Şiir – 2003) /- Yalnız Çınar (Şiir – 2010) /- Bir Düştü Beklemek (Hikâyeler) / - Bekleyiş (Hikâyeler – 2011).
…
Bu toprakların sessiz bilgesi Mehmet Doğan'a sağlıklı uzun ömür diler, yeni eserlerini bekleriz.
•
Kaynakça
Doğan, M. (1994). Talihsiz Ayşe (Kültür-Ofset b.).
Anasayfa
Yazarlar
Hilmi Dulkadir
Yazı Detayı
Bu yazı 87 kez okundu.
KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP-XXVIII | TALİHSİZ AYŞE | Yazar: Mehmet DOĞAN | Tür: ROMAN | Ss.113 | Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 21 Şubat 2026
•
"Zeyneb'im Zeyneb'im allı Zeyneb'im,
Bebeğimiz öksüz kaldı Zeyneb'im."
•
1940'ların Silifke'sinde, Ayaş köyü yakınlarında bir kadın, tepeden yuvarlanan bir taşla hayatını kaybeder. Geride kalan kocasının yaktığı ağıttan sadece iki dizedir bunlar. O kadın Zeynep, geride bıraktığı dört aylık bebek Ayşe... İşte "Talihsiz Ayşe" romanının başlangıcı.
Mehmet Doğan'ın kaleminden çıkan bu 113 sayfalık eser (Doğan, 1994), bir Yörük kızının hayata tutunma mücadelesini anlatırken, unutulmaya yüz tutmuş bir kültürün kapılarını aralıyor. Kitap sizi bir köy romanı beklentisiyle karşılamıyor; sayfalar ilerledikçe kendinizi Torosların yamaçlarında, keçi yollarında, çadırların kurulduğu yaylaklarda bulursunuz. Yörüklerin hayvancılığa dayalı ekonomisi, mevsimlik göçler, sarnıç başında içilen soğuk su, dağlarda yankılanan çan sesleri... Bütün bunlar sayfalarda birer "bilgi" olarak değil, hayatın kendisi olarak karşınıza çıkmaktadır.
Romanın içinde öyle sahneler var ki insanın yüreğine dokunmaktadır. Küçük Ayşe'nin okula başlarken annesinden kalma yün torbayı çanta yapması, içine iki tane çökelek sıkması koyup yola çıkması... Beşinci sınıfa geldiğinde yazdığı "Annem" şiirini 23 Nisan'da okurken herkesi ağlatması... Yılan sokmasında köylü kadınların ham çökelekle yaptığı tedavi... Sıtma nöbetlerinde hocaya gidip muska yazdırılması... Kına gecelerinde yakılan ağıtlar, düğünlerdeki oyunlar, ölümlerde tutulan yaslar...
Her sayfada bugün artık kullanılmayan yöresel kelimelerle de karşılaşırsınız: “harar, kendir, develik, çintiyan, yannık, kestel, tomgavut, inmelik...” Dipnotlarda anlamlarını keşfederken kendinizi bir dil hazinesinin içinde bulursunuz. Bu kelimelerin her biri bir kültürün taşıyıcısı, bir yaşam biçiminin tanığıdır.
Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, dönemin adli ve idari yapısını bütün çıplaklığıyla ortaya koymasıdır. Zeynep'in ölümüyle başlayan soruşturma süreci, savcının gelişi, otopsi işlemleri, zabıt katibinin tutanakları, köylülerin ifadeleri... Bütün bunlar bir hukuk metni gibi değil, hayatın tam ortasından çekilmiş bir belgesel film gibi anlatılmaktadır. Kireççi Murat'ın "Savcı Bey, ben bu taştan şüpheleniyorum" deyişi, Koca Hüsnü'nün "Bu taşı oradan bir keçinin ayağı yuvarlamıştır" şeklindeki saf ama bilgece yorumu, bu toprakların insanının olaylara bakışını gösteren enfes sahnelerdir.
Şimdi gelelim asıl hikâyeye. Peki bu romanı yazan kimdir?
Yazar, Mehmet Doğan: 1938 yılında Silifke'nin Ovacık köyünde dünyaya gelir. 1950-1951 ders yılında ilkokuldan mezun olur. Evet, yanlış yazılmadı: Sadece ilkokul mezunu.
Nasıl oluyor da beş yıllık ilk eğitimle bir roman yazabiliyor, ardından şiir kitapları, belgesel romanlar, hikâyeler yayımlayabiliyor, senaryolar yazıp filmler çekebiliyor?
Cevap, onun hayatının ta kendisi: 1956'da evlenir, askere gider, dönüşte Erdemli'nin Kargıpınarı kasabasına yerleşir. 1968'de bir bakkal dükkânı açar. Bu küçük dükkân onun için bir ticarethane olmaktan başka, bir "toplumsal iletişim akademisi"dir. Her kesimden insanla tanışır, dostluklar kurar, hikâyeler dinler. 1973 yılından itibaren 6 dönem, toplam 35 yıl Kargıpınarı Cumhuriyeti Mahallesi Muhtarlığı yapar.
Köylüsüyle, kentlisiyle, çobanla, memurla, jandarmayla, savcıyla iç içe yaşar. Yörük kültürünün içinde doğup büyür, onun tüm inceliklerini hafızasına kazır.
Onun okulu Torosların yamaçları, Akdeniz'in sahilleri, köy meydanları, mahkeme koridorları, bakkal dükkânının önünde muhabbet ettiği insanlardır. Bu okuldan mezun olanlar, gerçek hayatın yazarları olur.
Ve ardından eserler birbirini kovalar. Yalnızca “Talihsiz Ayşe” değil, şiir kitapları, belgesel romanlar, hikâyeler... Üstelik yetinmemiş, yörük yaşayışının özlemini çektiği sahneleri senaryolaştırarak belgesel filmlere dönüştürmüş: “Tek Kadın, Kiyâ, Cabbar, Yörük Düğünü, Yarım Kalan Düğün, Gönüllü Çöpçü... Bu filmler yerel ve ulusal televizyonlarda gösterilmiş, onun kültür elçiliğini perdeye taşımıştır.
Bugün Mehmet Doğan hakkında dört ayrı kitap yazıldı, bir yüksek lisans tezi hazırlandı. Ahmet Yanar, Orhan Özdemir, Mine Bahçeci, Dr. Ömer Kırmızı gibi araştırmacılar onu anlatan eserler verdiler. O artık bir yazar olmakla kalmamış, aynı zamanda bir “araştırma nesnesi” olmuştur.
Mehmet Doğan, eğitimini sürdürebilseydi belki daha "teknik" metinler yazabilirdi. Ama bu kadar samimi, bu kadar içten, bu kadar "kanlı canlı" olabilir miydi? Belki de onun ilkokul mezunu olması en büyük şansıdır. Akademik bir dilin arkasına sığınmadan, doğrudan yüreğinden geldiği gibi yazmıştır. Onun cümleleri toprak kokar, kekik kokar, deniz kokar. Kahramanları, kitapların sayfalarında yaşayan kâğıt insanlar değil, karşınızda oturup size hayatlarını anlatan canlı varlıklardır. Ramazan, Zeynep, küçük Ayşe, Halime, Hasibe, Murat, Halil... Her biri öyle gerçektir ki kitabı okurken onlarla ağlar, güler, korkar ve umut edersiniz.
Peki Ayşe gerçekten talihsiz mi?
Romanın adı "Talihsiz Ayşe". Annesini dört aylıkken kaybetmiştir. Üvey anne elinde büyür. Yılan sokar, sıtmaya yakalanır, Murat'ın tacizine uğrar. Evlenir, bir kızı olur, kızını akrebe kaybeder (zehirlenir). Ardından iki oğlu dünyaya gelir ama onları da toprağa vermek zorunda kalır. Talihsizlikler peşini bir türlü bırakmaz.
Bütün bunlara rağmen Ayşe ayakta kalır. Halil'e olan sevdası, babasına bağlılığı, hayata tutunma azmi onu diri tutar.
Belki de romanın asıl sorusu şudur: Talihsizlik, başa gelenler midir, yoksa bunlar karşısında yıkılıp kalmak mı? Ayşe'nin cevabı nettir: O, talihsizliklere rağmen hayata tutunur, sevdaya tutunur, umuda tutunur.
Şimdi siz okurlarıma bir çağrım var:
- Bu kitapla tanışmak ister misiniz? Bir Yörük bilgesinin dünyasına adım atmak, 1940'ların Silifke'sinde bir yolculuğa çıkmak, ağıtlarla, ninnilerle, türkülerle örülü bir hayatın içinde kaybolmak ister misiniz? Cevabınız "Evet!" ise, içinizden şunu sorduğunuzu duyar gibiyim:
- Peki, Talihsiz Ayşe'yi nereden bulacağız?
Sahaf dostlarına sorun. Kültür yayınları üzerine çalışan yayınevlerine bir göz atın. Belki bir sahafta, kıyıda köşede kalmış bir rafta sizi bekliyor olabilir. Peki, bulduğunuzda sizi nasıl bir kitap bekliyor olacak?
Öyle bir kitap düşünün ki; içinizi ısıtsın, ağlatsın, güldürsün, düşündürsün. Size bir kültürü, bir yaşam biçimini, bir coğrafyanın insanını tanıtsın. Bir kitap olsun ki, kapandıktan sonra bile uzun süre aklınızdan çıkmasın, kahramanlarıyla dertleşmeye devam edebilesiniz. İşte "Talihsiz Ayşe" tam da böyle bir kitap.
Sözün sonu:
Mehmet Doğan, kitabın takdiminde şöyle diyor: "Benim kalemimden ancak bu kadarlık bir gayret doğdu. Eksikleri hoş göreceğinizi ümit ederim." Oysa o, farkında değil belki ama bu "gayret", bir Yörük obasının ruhunu ölümsüzleştirmiş, bir kültürü gelecek kuşaklara aktarmış, bir dil hazinesini gün yüzüne çıkarmıştır. Onun ilkokul diploması belki duvarda asılı duran sıradan bir belgedir. Ama hayat diploması, yazdığı her satırda, kurduğu her cümlede, anlattığı her hikâyede kendini göstermektedir. "Talihsiz Ayşe"'yi okumak; bir kültürle tanışmak, bir coğrafyayı keşfetmek, bir insanın yüreğine dokunmaktır. Ve belki de en büyük talihsizlik, böyle bir kitapla hiç tanışmamaktır.
•
Yazarın özel teşekkürü:
Mehmet Doğan, basım ve yayın çalışmalarında kendisine destek olan kişilere teşekkürü borç bilmektedir: “Bu çalışmamı değerlendirecek bir dost ararken tam ümidimi kaybetmiştim ki karşıma çıkan o yılların Mersin Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Sayın Hilmi Dulkadir, destek elini uzattı. Romanımı ilk kez düzenleyerek basıma hazır hale getirdi. Ortak dostumuz, emekli öğretmen merhum Gündüz Artan'ın da bu çalışmada büyük emeği geçmiştir.”
Kitabının yayınlanmasını sağlayan Kargıpınarı Belediye Başkanı Sayın Kerim Şahin'e teşekkürlerini sunmaktadır.
Ayrıca, Mehmet Doğan üzerine yapılan çalışmalarla onun kültürel mirasımıza kazandırılmasına katkı sunan araştırmacılar Ahmet Yanar, Orhan Özdemir, Mine Bahçeci ve Dr. Ömer Kırmızı'ya şükranlarını bildirmektedir.
•
Mehmet Doğan'ın Diğer Eserleri:
- Seni Neye Benzetsem (Şiir – 1996)/ - Köyüme Gidiyorum (Belgesel Roman – 1998, 2010) / - Sevmek İçin On Ömür (Şiir – 2000) / - Göçmen Kuşlar Nereye (Şiir – 2003) /- Yalnız Çınar (Şiir – 2010) /- Bir Düştü Beklemek (Hikâyeler) / - Bekleyiş (Hikâyeler – 2011).
…
Bu toprakların sessiz bilgesi Mehmet Doğan'a sağlıklı uzun ömür diler, yeni eserlerini bekleriz.
•
Kaynakça
Doğan, M. (1994). Talihsiz Ayşe (Kültür-Ofset b.).
Ekleme
Tarihi: 22 Şubat 2026 -Pazar
KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP-XXVIII | TALİHSİZ AYŞE | Yazar: Mehmet DOĞAN | Tür: ROMAN | Ss.113 | Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 21 Şubat 2026
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.