Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... Kapağı Açılan Kitap – XXXI | Karacaoğlan Araştırmaları | Yazar: Hilmi DULKADİR | Tanıtan: M. Demirel BABACANOĞLU (İlk Tanıtım) – Düzenleyen ve İkinci Tanıtımı Yazan: Hilmi DULKADİR | S.s.159 | 21 Mart 2026

•       Değerli okurlar,       Önünüzdeki "Kapağı Açılan Kitap" dosyası, bu kez farklı bir güzergâhtan size ulaşıyor. Zira bir kitabı tanıtmak genellikle yazarın ya da yayınevinin üstlendiği bir görevdir. Oysa bugün, M. Demirel Babacanoğlu'nun kaleminden, Hilmi Dulkadir'in yani bendenizin hazırladığı "Karacaoğlan Araştırmaları" adlı kitabın tanıtımına tanıklık edeceğiz. Bir okurun, bir araştırmacının, bir gönül insanının kendi üslubunca, kendi seçkisiyle, kendi merceğinden aktardığı bu tanıtım yazısını sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Babacanoğlu'nun alışılmışın dışındaki bu samimi anlatımını, kendi notlarıyla, kendi sorularıyla olduğu gibi korumaya çalıştım. Çünkü kanaatimce bir kitabı tanıtmanın en güzel yollarından biri de onu içtenlikle ve olduğu gibi yansıtabilmektir. Bu vesileyle, emeğini ve vaktini esirgemeyerek bu tanıtım yazısını hazırlayan M. Demirel Babacanoğlu'na çok teşekkür ediyorum. Şimdi sözü, onun kalemine bırakıyorum.  •       "Karacaoğlan Araştırmaları", Hilmi Dulkadir tarafından hazırlanıp düzenlenmiş, Mersin-Mut Karacaoğlan şenlikleri ve etkinlikleri üzerine yazılmış yazıların bir araya getirildiği bir kitap. Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından Eylül 2018'de yayımlanmış.       Kitapta, Karacaoğlan'ın türkü, koşma, destan, varsağı, semai türlerinde 500'den fazla şiiri olduğu belirtiliyor (s. 9). Mut'ta 1962'den başlayarak 1995'e kadar 20 Karacaoğlan etkinliği gerçekleştirilmiş (s. 10).       Yapıtta en çok Sıtkı Soylu'nun yazılarına yer verilmiş (s. 37, 47, 121, 143, 149, 245, 391, 443, 503, 553). Yazar, ilk olarak Sıtkı Soylu ile yaptığı söyleşiye yer vermiş. Karacaoğlan'ın 17. yüzyılda yaşadığı kanaatine varıldığı belirtilmiş (s. 18), adının Hasan olduğu yazılmış (s. 20). Karacaoğlan ve sevgilisi Karacakız'ın mezarlarının Mut'ta, karşılıklı iki tepede bulunduğu ifade ediliyor (s. 21).        Karacaoğlan'ın şiirlerinden 17. yüzyıl giyim kuşamının nasıl olduğu çıkarılabilir. Acaba bu bilgilerden neden yararlanılmıyor? (s. 24) Dil açısından Yunus Emre şiiriyle örtüştüğü görülüyor (s. 26). Karacaoğlan bir Yörük çocuğudur. Doğduğu yer belli değil, öldüğü yer bellidir: Mut ilçemiz (s. 33).       Ozanın asıl yurdu şöyle belirlenebilir: Gaziantep, Maraş'ın güneyinden geçen, Nurhak Dağları'na çıkan göç yollarının arasında kalan yerlerdir (s. 40). Yerleşim yerlerinden biri de Halep'in kuzeyinde Mumbuç ve çevresidir. Babasının adı Kara İlyas'tır (s. 43). O zamanlar "tut kap" yöntemiyle askere alınan Kara İlyas, bir daha memleketine dönememiş, nereye gittiği belli olmamış!       Oğlu Hasan 24 yaşındadır. Babasının başına gelenlerden çekinerek sılasını terk eder: "Gittim gurbet ele geri gelinmez / Kim ölüp de kim kaldığı bilinmez..." der (s. 44). Onun yaşadığı yıllar bir türlü kesinliğe kavuşturulamaz; 15, 16, 17. yüzyıllara dayandırılır.       Gezdiği yaşadığı coğrafya: Koraş Yaylası, Perçem Dağı, Bulgar Dağı. Karacaoğlan, Karacakız dereleri Bulgar Dağı eteklerinden çıkıp Karapınar, Elvanlı arasından Akdeniz'e dökülür. Bulgar Dağı 15. yüzyıldan beri Varsak (Farsak) yurdudur. Osmanlı kayıtlarında "Göksu", Varsak olarak geçmektedir (s. 49).       Yaşadığı yılların 17. yüzyıl olduğu konusunda araştırmacılar birleşmiş gibidir. IV. Murat zamanında esir edilen müzik adamı Albert Baborsk, Türkçeyi kısa zamanda öğrenmiş, Ali Ufki adını almış, Karacaoğlan türkülerini söylemiş ve notaya almıştır (s. 123).        Ozanın ilk çocukluk yıllarının geçtiği yerler Gavur Dağları ve çevresidir. 92 yaşında Tarsus-Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası)'a girmiş, bir daha çıkmamıştır. Bu yüzden ermiş olduğu da söylenmektedir (s. 129). Gençlik yıllarında Dulkadiroğlu Konağı'nda kalmış. Hüsam Bey, evlendirme sözüyle yanında alıkoymuş, ancak evlendirmemiştir. Karacaoğlan bunun üzerine orayı terk edip gurbete çıkmış; şöyle demektedir: "Gurbet de yâr eğler bizi" (s. 145).       Yörük geleneğinde ölen kişi, öldüğü yerde gömülür, birkaç taş konur, yer belirlenir, buraya "makam" denir. Sonra uygun buldukları yere götürülüp gömülür (s. 148).       Osmanlı maliye defterinde, Silifke'nin doğusundaki dağlık bölgeye "Varsak Dağı, Varsak Yurdu" adı verilmektedir (s. 152). Yazar, o bölgenin haritasını çıkarmış (s. 158).       Sıtkı Soylu'nun 245-276. sayfalarda Karacaoğlan sözlükçesi yer almaktadır. Devletin, aydınların kullandığı edebiyat dili hiçbir zaman halkın konuştuğu dilin önüne geçememiştir (s. 246). Orta Asya'dan Anadolu'ya göçler 1071'den önce başlamıştır.       Büyük şiir ustası Karacaoğlan, gezginci yapısıyla yalnızca Anadolu'yu değil, dışında kalan yerleri de bir baştan bir başa dolaşmıştır (s. 247). Yörük kadınlarının alınlarında sıraladıkları süs altınlarına "gazi" denmektedir. Soylu haklı olarak kuşkulanıyor: Altınların sarı renginden dolayı birilerinin "gazi" demiş olabileceğini vurguluyor. Çünkü Atatürk'e Cumhuriyet dönemiyle "Gazi" denmişti. O zaman mı görmüş Karacaoğlan gazi sözcüğünü? "Gazi"nin geçtiği dörtlük şöyle: •       "Evlerinin önü keskin dereli / Soramadım gelin aslın nereli / Uydurmuş gazi'yi perçem sıralı / Zülfü yüzüne moralı gelin" (s. 250)       (Şiir Karacaoğlan biçemine benzemiyor. Onun olmayabilir. – MDB).       Karacaoğlan Sözlüğü'nde 1360 sözcük yer alıyormuş. Karacaoğlan için Aşık Ömer şöyle der: "Öksüz aşık deyişleri aseldir / Karacaoğlan ise eski meseldir / Ezgisi söylenir keyfe keseldir / Biz şair saymayız öyle ozanı."       Karamanoğlu Mehmet Bey, 1277'de Türkçeyi resmî devlet dili olarak kabul etmiş, herkese duyurmuştur. "Divanda, dergâhta, bergahta Türkçe konuşulacak, Türkçe yazılacaktır" demiştir. Ülkenin her yerinde küçük ağız ve anlam ayrılıklarıyla Türkçe konuşulmaktadır. Karacaoğlan'ın bunda büyük katkısı olmuştur (s. 258).       Yazar, Karacaoğlan'ın şiirlerinde geçen renklerle ilgili bilgiler veriyor, dörtlüklerle örnekler sunuyor: •       "Doğan aylar doğar görünür / Kırmızılar giyip çıkar salınır / Ah çektikçe kara bağrım delinir / Sayılmaz benlerin binden ziyade..."       Kırmızı, kutnu, allı morlu, mavi yeşil, siyah beyaz ve daha birçok renkten söz ettiği gibi süs eşyalarından, ayakkabılardan da söz eder.       Karacaoğlan'ın dil yapısına ayrıca önem veriliyor. Torosların doğusunda batısında ayak basmadığı oba, diz çökmediği çadır yoktur diye betimleniyor gezginliği (s. 391). "Yemeni" sözcüğü ayakkabı, baş örtüsü anlamında kullanılır. "Keleş" sözcüğü de öyle: Güzellik anlamına kullanıldığı gibi eşkıya anlamına da kullanılır.       Bir şiirinde "Sakal seni matkabınan yolayım" diyor. Matkap, Malatya, Adıyaman, Maraş taraflarında kıl yolma-çekme aygıtına denir, delik delme aygıtı değildir.       Bir şiirinde de ucu yanık odun parçası anlamına gelen "söyündürme" sözcüğü geçiyor: "Söyündürme çırağım yok benim" (s. 392). Bizim oralarda (Karaisalı, Tarsus) buna "özketi" denir. Bir de "terevi" sözcüğü var. Karacaoğlan şiirinin bir dizesinde: "Tereviyi yuyup koydular taşa" diyor. Bu sözcüğü kimileri "teravih namazı" anlamına almış. Oysa "tere otu" anlamına gelmektedir. Yaprağı iki üç cm eninde, parmaktan biraz uzunca bir su bitkisi. Salatada kullanılır, yemeklerin yanında yenir. Hoş kokulu, acımsı bir bitkidir. Bu sözcüklerin tam anlamı bilinmeyince şiirler yanlış yorumlanıyor. •       Soylu, Karacaoğlan'ın "Bizim kısmet bu yerlerden kesildi / Gelip gelip üstümüzden geçersin..." diye başlayan üç yeni şiirini de eklemiş (s. 344).       Yörüklerde cuma ve bayram namazları dışında toplu ibadet; haremlik selamlık, çarşaf peçe, sarık takke, kaç göç yoktur. İnanç sağlamdır. Bir şiirinde "Güzel sever diye bühtan ederler / Benim haktan özge sevdiğim mi var" der. Bu onun Tanrı inancını göstermektedir. Bir şiirinde de "Cehennem yerinde hiç ataş yoktur / Her kul ataşını bile götürür" diyerek ahiret inancını dile getirir (s. 504-507). Yazar, onun "güzele değil güzelliklere aşık" olduğunu belirtiyor (s. 553).       Zülfikar Divanı, Nuri Çırağı, Sadi Değel, Sefil Selimi, Yaşar Reyhani, Aşık Feymani, Abdulvahap Kocaman, Ağrılı Firgani adlı aşıklar Karacaoğlan'ın mezarını ziyaret etmişler. Her biri ayrı ayrı ilgi göstermiş. Aşık Reyhani şöyle söylemiş: •       "Çıktım onun mezarına / Gül istedi Karacaoğlan / Gidilir zoru zoruna / Yol istedi Karacaoğlan /..."       El istedi, dil istedi, tel istedi Karacaoğlan diyen Reyhani'nin bu istekleri 24 yıl sonra (15.11.1997) Kültür Bakanları Fikri Sağlar ve İstemihan Talay tarafından yerine getirilmiş, Karacaoğlan'ın anıt mezarı ve yolu yaptırılmış. Ama nedense Karacakız'ın mezarı ve yolu yapılmamış. 30.05.2021, Adana • NOT: Bu tanıtım yazısının aslı Babacanoğlu tarafından Güncel Sanat Dergisi, Kasım-Aralık 2025 sayısı, s. 4'te yayınlanmıştır.
Ekleme Tarihi: 23 Mart 2026 -Pazartesi

KÜLTÜR YAZILARI... Kapağı Açılan Kitap – XXXI | Karacaoğlan Araştırmaları | Yazar: Hilmi DULKADİR | Tanıtan: M. Demirel BABACANOĞLU (İlk Tanıtım) – Düzenleyen ve İkinci Tanıtımı Yazan: Hilmi DULKADİR | S.s.159 | 21 Mart 2026



      Değerli okurlar,
      Önünüzdeki "Kapağı Açılan Kitap" dosyası, bu kez farklı bir güzergâhtan size ulaşıyor. Zira bir kitabı tanıtmak genellikle yazarın ya da yayınevinin üstlendiği bir görevdir. Oysa bugün, M. Demirel Babacanoğlu'nun kaleminden, Hilmi Dulkadir'in yani bendenizin hazırladığı "Karacaoğlan Araştırmaları" adlı kitabın tanıtımına tanıklık edeceğiz. Bir okurun, bir araştırmacının, bir gönül insanının kendi üslubunca, kendi seçkisiyle, kendi merceğinden aktardığı bu tanıtım yazısını sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Babacanoğlu'nun alışılmışın dışındaki bu samimi anlatımını, kendi notlarıyla, kendi sorularıyla olduğu gibi korumaya çalıştım. Çünkü kanaatimce bir kitabı tanıtmanın en güzel yollarından biri de onu içtenlikle ve olduğu gibi yansıtabilmektir. Bu vesileyle, emeğini ve vaktini esirgemeyerek bu tanıtım yazısını hazırlayan M. Demirel Babacanoğlu'na çok teşekkür ediyorum. Şimdi sözü, onun kalemine bırakıyorum. 

      "Karacaoğlan Araştırmaları", Hilmi Dulkadir tarafından hazırlanıp düzenlenmiş, Mersin-Mut Karacaoğlan şenlikleri ve etkinlikleri üzerine yazılmış yazıların bir araya getirildiği bir kitap. Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından Eylül 2018'de yayımlanmış.
      Kitapta, Karacaoğlan'ın türkü, koşma, destan, varsağı, semai türlerinde 500'den fazla şiiri olduğu belirtiliyor (s. 9). Mut'ta 1962'den başlayarak 1995'e kadar 20 Karacaoğlan etkinliği gerçekleştirilmiş (s. 10).
      Yapıtta en çok Sıtkı Soylu'nun yazılarına yer verilmiş (s. 37, 47, 121, 143, 149, 245, 391, 443, 503, 553). Yazar, ilk olarak Sıtkı Soylu ile yaptığı söyleşiye yer vermiş. Karacaoğlan'ın 17. yüzyılda yaşadığı kanaatine varıldığı belirtilmiş (s. 18), adının Hasan olduğu yazılmış (s. 20). Karacaoğlan ve sevgilisi Karacakız'ın mezarlarının Mut'ta, karşılıklı iki tepede bulunduğu ifade ediliyor (s. 21).
       Karacaoğlan'ın şiirlerinden 17. yüzyıl giyim kuşamının nasıl olduğu çıkarılabilir. Acaba bu bilgilerden neden yararlanılmıyor? (s. 24) Dil açısından Yunus Emre şiiriyle örtüştüğü görülüyor (s. 26). Karacaoğlan bir Yörük çocuğudur. Doğduğu yer belli değil, öldüğü yer bellidir: Mut ilçemiz (s. 33).
      Ozanın asıl yurdu şöyle belirlenebilir: Gaziantep, Maraş'ın güneyinden geçen, Nurhak Dağları'na çıkan göç yollarının arasında kalan yerlerdir (s. 40). Yerleşim yerlerinden biri de Halep'in kuzeyinde Mumbuç ve çevresidir. Babasının adı Kara İlyas'tır (s. 43). O zamanlar "tut kap" yöntemiyle askere alınan Kara İlyas, bir daha memleketine dönememiş, nereye gittiği belli olmamış!
      Oğlu Hasan 24 yaşındadır. Babasının başına gelenlerden çekinerek sılasını terk eder: "Gittim gurbet ele geri gelinmez / Kim ölüp de kim kaldığı bilinmez..." der (s. 44). Onun yaşadığı yıllar bir türlü kesinliğe kavuşturulamaz; 15, 16, 17. yüzyıllara dayandırılır.
      Gezdiği yaşadığı coğrafya: Koraş Yaylası, Perçem Dağı, Bulgar Dağı. Karacaoğlan, Karacakız dereleri Bulgar Dağı eteklerinden çıkıp Karapınar, Elvanlı arasından Akdeniz'e dökülür. Bulgar Dağı 15. yüzyıldan beri Varsak (Farsak) yurdudur. Osmanlı kayıtlarında "Göksu", Varsak olarak geçmektedir (s. 49).
      Yaşadığı yılların 17. yüzyıl olduğu konusunda araştırmacılar birleşmiş gibidir. IV. Murat zamanında esir edilen müzik adamı Albert Baborsk, Türkçeyi kısa zamanda öğrenmiş, Ali Ufki adını almış, Karacaoğlan türkülerini söylemiş ve notaya almıştır (s. 123).
       Ozanın ilk çocukluk yıllarının geçtiği yerler Gavur Dağları ve çevresidir. 92 yaşında Tarsus-Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası)'a girmiş, bir daha çıkmamıştır. Bu yüzden ermiş olduğu da söylenmektedir (s. 129). Gençlik yıllarında Dulkadiroğlu Konağı'nda kalmış. Hüsam Bey, evlendirme sözüyle yanında alıkoymuş, ancak evlendirmemiştir. Karacaoğlan bunun üzerine orayı terk edip gurbete çıkmış; şöyle demektedir: "Gurbet de yâr eğler bizi" (s. 145).
      Yörük geleneğinde ölen kişi, öldüğü yerde gömülür, birkaç taş konur, yer belirlenir, buraya "makam" denir. Sonra uygun buldukları yere götürülüp gömülür (s. 148).
      Osmanlı maliye defterinde, Silifke'nin doğusundaki dağlık bölgeye "Varsak Dağı, Varsak Yurdu" adı verilmektedir (s. 152). Yazar, o bölgenin haritasını çıkarmış (s. 158).
      Sıtkı Soylu'nun 245-276. sayfalarda Karacaoğlan sözlükçesi yer almaktadır. Devletin, aydınların kullandığı edebiyat dili hiçbir zaman halkın konuştuğu dilin önüne geçememiştir (s. 246). Orta Asya'dan Anadolu'ya göçler 1071'den önce başlamıştır.
      Büyük şiir ustası Karacaoğlan, gezginci yapısıyla yalnızca Anadolu'yu değil, dışında kalan yerleri de bir baştan bir başa dolaşmıştır (s. 247). Yörük kadınlarının alınlarında sıraladıkları süs altınlarına "gazi" denmektedir. Soylu haklı olarak kuşkulanıyor: Altınların sarı renginden dolayı birilerinin "gazi" demiş olabileceğini vurguluyor. Çünkü Atatürk'e Cumhuriyet dönemiyle "Gazi" denmişti. O zaman mı görmüş Karacaoğlan gazi sözcüğünü? "Gazi"nin geçtiği dörtlük şöyle:

      "Evlerinin önü keskin dereli / Soramadım gelin aslın nereli / Uydurmuş gazi'yi perçem sıralı / Zülfü yüzüne moralı gelin" (s. 250)
      (Şiir Karacaoğlan biçemine benzemiyor. Onun olmayabilir. – MDB).
      Karacaoğlan Sözlüğü'nde 1360 sözcük yer alıyormuş. Karacaoğlan için Aşık Ömer şöyle der:
"Öksüz aşık deyişleri aseldir / Karacaoğlan ise eski meseldir / Ezgisi söylenir keyfe keseldir / Biz şair saymayız öyle ozanı."
      Karamanoğlu Mehmet Bey, 1277'de Türkçeyi resmî devlet dili olarak kabul etmiş, herkese duyurmuştur. "Divanda, dergâhta, bergahta Türkçe konuşulacak, Türkçe yazılacaktır" demiştir. Ülkenin her yerinde küçük ağız ve anlam ayrılıklarıyla Türkçe konuşulmaktadır. Karacaoğlan'ın bunda büyük katkısı olmuştur (s. 258).
      Yazar, Karacaoğlan'ın şiirlerinde geçen renklerle ilgili bilgiler veriyor, dörtlüklerle örnekler sunuyor:

      "Doğan aylar doğar görünür / Kırmızılar giyip çıkar salınır / Ah çektikçe kara bağrım delinir / Sayılmaz benlerin binden ziyade..."
      Kırmızı, kutnu, allı morlu, mavi yeşil, siyah beyaz ve daha birçok renkten söz ettiği gibi süs eşyalarından, ayakkabılardan da söz eder.
      Karacaoğlan'ın dil yapısına ayrıca önem veriliyor. Torosların doğusunda batısında ayak basmadığı oba, diz çökmediği çadır yoktur diye betimleniyor gezginliği (s. 391). "Yemeni" sözcüğü ayakkabı, baş örtüsü anlamında kullanılır. "Keleş" sözcüğü de öyle: Güzellik anlamına kullanıldığı gibi eşkıya anlamına da kullanılır.
      Bir şiirinde "Sakal seni matkabınan yolayım" diyor. Matkap, Malatya, Adıyaman, Maraş taraflarında kıl yolma-çekme aygıtına denir, delik delme aygıtı değildir.
      Bir şiirinde de ucu yanık odun parçası anlamına gelen "söyündürme" sözcüğü geçiyor: "Söyündürme çırağım yok benim" (s. 392). Bizim oralarda (Karaisalı, Tarsus) buna "özketi" denir. Bir de "terevi" sözcüğü var. Karacaoğlan şiirinin bir dizesinde: "Tereviyi yuyup koydular taşa" diyor. Bu sözcüğü kimileri "teravih namazı" anlamına almış. Oysa "tere otu" anlamına gelmektedir. Yaprağı iki üç cm eninde, parmaktan biraz uzunca bir su bitkisi. Salatada kullanılır, yemeklerin yanında yenir. Hoş kokulu, acımsı bir bitkidir. Bu sözcüklerin tam anlamı bilinmeyince şiirler yanlış yorumlanıyor.

      Soylu, Karacaoğlan'ın "Bizim kısmet bu yerlerden kesildi / Gelip gelip üstümüzden geçersin..." diye başlayan üç yeni şiirini de eklemiş (s. 344).
      Yörüklerde cuma ve bayram namazları dışında toplu ibadet; haremlik selamlık, çarşaf peçe, sarık takke, kaç göç yoktur. İnanç sağlamdır. Bir şiirinde "Güzel sever diye bühtan ederler / Benim haktan özge sevdiğim mi var" der. Bu onun Tanrı inancını göstermektedir. Bir şiirinde de "Cehennem yerinde hiç ataş yoktur / Her kul ataşını bile götürür" diyerek ahiret inancını dile getirir (s. 504-507). Yazar, onun "güzele değil güzelliklere aşık" olduğunu belirtiyor (s. 553).
      Zülfikar Divanı, Nuri Çırağı, Sadi Değel, Sefil Selimi, Yaşar Reyhani, Aşık Feymani, Abdulvahap Kocaman, Ağrılı Firgani adlı aşıklar Karacaoğlan'ın mezarını ziyaret etmişler. Her biri ayrı ayrı ilgi göstermiş. Aşık Reyhani şöyle söylemiş:

      "Çıktım onun mezarına / Gül istedi Karacaoğlan / Gidilir zoru zoruna / Yol istedi Karacaoğlan /..."
      El istedi, dil istedi, tel istedi Karacaoğlan diyen Reyhani'nin bu istekleri 24 yıl sonra (15.11.1997) Kültür Bakanları Fikri Sağlar ve İstemihan Talay tarafından yerine getirilmiş, Karacaoğlan'ın anıt mezarı ve yolu yaptırılmış. Ama nedense Karacakız'ın mezarı ve yolu yapılmamış.
30.05.2021, Adana

NOT:
Bu tanıtım yazısının aslı Babacanoğlu tarafından Güncel Sanat Dergisi, Kasım-Aralık 2025 sayısı, s. 4'te yayınlanmıştır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.