•
Türklerin Şehirle İmtihanı: Göçebe Ruh ile Yerleşik Hayat Arasında Yüzyıllar Süren Bir Mücadele
Prof. Dr. Faruk Sümer'in (1924-1925) “Eski Türklerde Şehircilik” adlı bu kıymetli eseri, Türk tarihinin en çok ihmal edilmiş, en az bilinen ama en hayati konularından birine ışık tutuyor: “Türklerin göçebelikten şehir hayatına geçiş serüveni.
Eserin (Sümer, 2019) hemen başında Sümer, çarpıcı bir tespitte bulunuyor: Kuzey ormanlarındaki avcı halklar bozkır hayatını nasıl tahammül edilemez buluyorsa, göçebe Türk toplulukları da “yerleşik hayatı aynı şiddette reddetmişlerdir.” Hatta bir inanış vardı ki, siyasî hakimiyeti ancak göçebe kalarak sürdürebilirsiniz. Bu yüzden Türkler, şehir kurma fikrini yüzyıllarca devletin zirvesindeki hanlar ve idareciler düşünmüş, ancak halktan gelen derin tepki nedeniyle uygulamaya koyamamışlardır.
Kitap, bu gerilimi adım adım izliyor.
İlk ciddi şehir kurma teşebbüsü K'i-min Kağan ile geliyor (608). Çadır hayatını bırakıp milletini evlerde oturtmak istiyor. Çin imparatoru ona bir şehir bile inşa ettiriyor, ama Kağan tam o sırada ölüyor. Torunu Hie-li Kağan ise bambaşka bir ruh taşıyor: Tutsak düşüp Çin sarayında bir konak tahsis edildiğinde, “bahçeye bir otağ kurdurup orada yaşıyor.” Şehir ona zindan gibi geliyor.
İşte bu iki zıt kutup –şehirde oturmak isteyen kağanlar ile çadırda ölmeyi tercih edenler– bütün kitabın omurgasını oluşturuyor.
Bu noktada Merhum Sümer'in en büyük başarısı, bu meselenin bir "yerleşme" sorunu olmadığını, “bir medeniyet tercihi” olduğunu göstermesidir. Bilge Kağan'ın veziri Tonyukuk, damadını Buda dinine girmekten ve şehir kurmaktan vazgeçirirken şöyle der: "Biz Çinlilerin yüzde biri kadarız. Bir şehir kurup oturursak orada düşman bizi yok eder. Halbuki eski hayatımızı sürdürürsek zayıfken çekilir, güçlüyken ilerleriz."
Tonyukuk haklı çıkar mı? Faruk Sümer bu soruyu cevapsız bırakmaz: Gök Türkler yerleşik hayata geçmediler – ve 734'ten sadece 10 yıl sonra siyasî varlıklarını kaybettiler. “Uygurlar ise şehir kurdular, Mani ve Buda dinine girdiler – ve asırlarca yaşadılar.”
Ordu Balık'tan Sûyâb'a: İlk Türk Şehirleri ve Kaybolan Medeniyet
Rahmetli Faruk Sümer hocmız, “ilk Türk şehrinin kuruluşunu” anlatıyor: Ordu Balık. Bunu kuran, Uygur kağanı “Teñride Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan”'dır (747). Artık çadırlarda yaşayan bir budun değil, “on iki demir kapılı, çarşıları çarşılarına, sarayının damında yüz kişilik altın çadırı olan bir şehir” vardır.
Sümer, bu şehri ziyaret eden Müslüman seyyah Temîm b. Bahr'ın gözlemlerine yer veriyor: Uygur ülkesinde önce yirmi günlük bozkır, ardından yirmi günlük mamur bölge – birbirine yakın köyler, ekili araziler, hareketli çarşılar. “Türkler artık at sırtında değil, aynı zamanda tezgâh başında, tarlada, dükkânda.
Batıya gittiğimizde ise Çinli rahip Hüen-Çang'ın (630) muhteşem tasvirleri bizi karşılıyor: “Sûyâb şehri”, T'ong Şe-Hu Kağan'ın altın çiçeklerle bezeli otağı, altın işlemeli elbiseli muhafızlar, yüzlerce asker, şölenler, çalgılar... Burası bir "barbar" karargâhı değil, “bir imparatorluk sarayıdır. Taşınabilir olması dışında…
Faruk Sümer Hocamızın bu noktadaki yorumu çok çarpıcı: Batı Gök Türkleri, asırlarca hüküm sürdükleri, onlarca şehre sahip oldukları, Çin kara ticaret yolunu ellerinde tuttukları halde “bize neredeyse hiç kültür hatırası bırakmamışlardır.” Doğu Gök Türkleri ise yazıtlar dikmiş, takvim kullanmış, edebiyat geliştirmiş, şehir kurmayı düşünmüştür. “Fark, medeniyet şuurundaki derinliktir.”
Kitabın bu ilk yarısında Sümer, “Karluklar”'a da kısa ama önemli bir yer ayırıyor. Onlar, Sûyâb'ı alıp Türgiş devletine son vermişler (766), ancak hiçbir zaman güçlü bir devlet kuramamışlardır.
Parçalanmış yapıları, onları Sâmâniler karşısında savunmasız bırakmış, Taraz (Talas) fethedilmiş, büyük kilise camiye çevrilmiştir (893). “Bu, Türk şehircilik tarihinin ilk büyük kayıplarından biridir.”
Genel Bir Değerlendirme:
Kitabın ilk 50 sayfası, bizlere şunu gösteriyor: “Türklerin şehirle ilişkisi, zannedildiği gibi İslamiyet'le başlamamıştır.” Çok daha önce, Orhun kıyılarında, Çu boylarında, Talas'ta şehirler kurulmuş, yakılmış, yeniden kurulmuştur. Faruk Sümer, bir duayen titizliğiyle, her adımı kaynaklara dayandırıyor, dipnotlarıyla (ki kitapta 10 punto italik olarak verilmiş) âdeta bir arkeolog sabrıyla taşları yerine oturtuyor.
Peki bu tanıtım yazımızda işaret ettiğimiz başlıca hususlarla ilgili “hedef kitlemiz kimdir” diye sorulacak olur ise: Prof. Dr. Faruk Sümer'in bu kıymetli çalışması, akademik çevreler için; Türk kültür tarihini, şehircilik mirasını ve yerleşik hayata geçiş sürecini anlamak isteyen herkes için başucu niteliğindedir. Özellikle şehir planlaması, kültür mirası koruma, eğitim ve kamu yönetimi alanlarında görev yapan meslektaşlarımıza ve karar vericilere şiddetle tavsiye olunur.
Bu tanıtım, kitabın ilk 50 sayfasını esas almıştır. Haftaya diğer kısmıyla tamamlanacak, özellikle Karahanlılar, Oğuzlar ve Moğol istilasının Türk şehirciliğine vurduğu "onulmaz darbeler" bölümü eklenecektir.
*
Kaynakça
Sümer, F. (2019). Eski Tüklerde Şehircilik (4 b.). Türk Tarih Kurumu; VII. Dizi-sayısı:137.
Anasayfa
Yazarlar
Hilmi Dulkadir
Yazı Detayı
Bu yazı 17 kez okundu.
KÜLTÜR YAZILARI... Kapağı Açılan Kitap-XXXII | TÜRKLERDE ŞEHİRCİLİK-I-| Yazar: Prof. Dr. Faruk Sümer | Tür: Şehircilik-Türkler-Tarih| Ss.113+ 14 resim+1 harita| Tanıtım: Hilmi Dulkadir | 18 Nisan 2026
•
Türklerin Şehirle İmtihanı: Göçebe Ruh ile Yerleşik Hayat Arasında Yüzyıllar Süren Bir Mücadele
Prof. Dr. Faruk Sümer'in (1924-1925) “Eski Türklerde Şehircilik” adlı bu kıymetli eseri, Türk tarihinin en çok ihmal edilmiş, en az bilinen ama en hayati konularından birine ışık tutuyor: “Türklerin göçebelikten şehir hayatına geçiş serüveni.
Eserin (Sümer, 2019) hemen başında Sümer, çarpıcı bir tespitte bulunuyor: Kuzey ormanlarındaki avcı halklar bozkır hayatını nasıl tahammül edilemez buluyorsa, göçebe Türk toplulukları da “yerleşik hayatı aynı şiddette reddetmişlerdir.” Hatta bir inanış vardı ki, siyasî hakimiyeti ancak göçebe kalarak sürdürebilirsiniz. Bu yüzden Türkler, şehir kurma fikrini yüzyıllarca devletin zirvesindeki hanlar ve idareciler düşünmüş, ancak halktan gelen derin tepki nedeniyle uygulamaya koyamamışlardır.
Kitap, bu gerilimi adım adım izliyor.
İlk ciddi şehir kurma teşebbüsü K'i-min Kağan ile geliyor (608). Çadır hayatını bırakıp milletini evlerde oturtmak istiyor. Çin imparatoru ona bir şehir bile inşa ettiriyor, ama Kağan tam o sırada ölüyor. Torunu Hie-li Kağan ise bambaşka bir ruh taşıyor: Tutsak düşüp Çin sarayında bir konak tahsis edildiğinde, “bahçeye bir otağ kurdurup orada yaşıyor.” Şehir ona zindan gibi geliyor.
İşte bu iki zıt kutup –şehirde oturmak isteyen kağanlar ile çadırda ölmeyi tercih edenler– bütün kitabın omurgasını oluşturuyor.
Bu noktada Merhum Sümer'in en büyük başarısı, bu meselenin bir "yerleşme" sorunu olmadığını, “bir medeniyet tercihi” olduğunu göstermesidir. Bilge Kağan'ın veziri Tonyukuk, damadını Buda dinine girmekten ve şehir kurmaktan vazgeçirirken şöyle der: "Biz Çinlilerin yüzde biri kadarız. Bir şehir kurup oturursak orada düşman bizi yok eder. Halbuki eski hayatımızı sürdürürsek zayıfken çekilir, güçlüyken ilerleriz."
Tonyukuk haklı çıkar mı? Faruk Sümer bu soruyu cevapsız bırakmaz: Gök Türkler yerleşik hayata geçmediler – ve 734'ten sadece 10 yıl sonra siyasî varlıklarını kaybettiler. “Uygurlar ise şehir kurdular, Mani ve Buda dinine girdiler – ve asırlarca yaşadılar.”
Ordu Balık'tan Sûyâb'a: İlk Türk Şehirleri ve Kaybolan Medeniyet
Rahmetli Faruk Sümer hocmız, “ilk Türk şehrinin kuruluşunu” anlatıyor: Ordu Balık. Bunu kuran, Uygur kağanı “Teñride Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan”'dır (747). Artık çadırlarda yaşayan bir budun değil, “on iki demir kapılı, çarşıları çarşılarına, sarayının damında yüz kişilik altın çadırı olan bir şehir” vardır.
Sümer, bu şehri ziyaret eden Müslüman seyyah Temîm b. Bahr'ın gözlemlerine yer veriyor: Uygur ülkesinde önce yirmi günlük bozkır, ardından yirmi günlük mamur bölge – birbirine yakın köyler, ekili araziler, hareketli çarşılar. “Türkler artık at sırtında değil, aynı zamanda tezgâh başında, tarlada, dükkânda.
Batıya gittiğimizde ise Çinli rahip Hüen-Çang'ın (630) muhteşem tasvirleri bizi karşılıyor: “Sûyâb şehri”, T'ong Şe-Hu Kağan'ın altın çiçeklerle bezeli otağı, altın işlemeli elbiseli muhafızlar, yüzlerce asker, şölenler, çalgılar... Burası bir "barbar" karargâhı değil, “bir imparatorluk sarayıdır. Taşınabilir olması dışında…
Faruk Sümer Hocamızın bu noktadaki yorumu çok çarpıcı: Batı Gök Türkleri, asırlarca hüküm sürdükleri, onlarca şehre sahip oldukları, Çin kara ticaret yolunu ellerinde tuttukları halde “bize neredeyse hiç kültür hatırası bırakmamışlardır.” Doğu Gök Türkleri ise yazıtlar dikmiş, takvim kullanmış, edebiyat geliştirmiş, şehir kurmayı düşünmüştür. “Fark, medeniyet şuurundaki derinliktir.”
Kitabın bu ilk yarısında Sümer, “Karluklar”'a da kısa ama önemli bir yer ayırıyor. Onlar, Sûyâb'ı alıp Türgiş devletine son vermişler (766), ancak hiçbir zaman güçlü bir devlet kuramamışlardır.
Parçalanmış yapıları, onları Sâmâniler karşısında savunmasız bırakmış, Taraz (Talas) fethedilmiş, büyük kilise camiye çevrilmiştir (893). “Bu, Türk şehircilik tarihinin ilk büyük kayıplarından biridir.”
Genel Bir Değerlendirme:
Kitabın ilk 50 sayfası, bizlere şunu gösteriyor: “Türklerin şehirle ilişkisi, zannedildiği gibi İslamiyet'le başlamamıştır.” Çok daha önce, Orhun kıyılarında, Çu boylarında, Talas'ta şehirler kurulmuş, yakılmış, yeniden kurulmuştur. Faruk Sümer, bir duayen titizliğiyle, her adımı kaynaklara dayandırıyor, dipnotlarıyla (ki kitapta 10 punto italik olarak verilmiş) âdeta bir arkeolog sabrıyla taşları yerine oturtuyor.
Peki bu tanıtım yazımızda işaret ettiğimiz başlıca hususlarla ilgili “hedef kitlemiz kimdir” diye sorulacak olur ise: Prof. Dr. Faruk Sümer'in bu kıymetli çalışması, akademik çevreler için; Türk kültür tarihini, şehircilik mirasını ve yerleşik hayata geçiş sürecini anlamak isteyen herkes için başucu niteliğindedir. Özellikle şehir planlaması, kültür mirası koruma, eğitim ve kamu yönetimi alanlarında görev yapan meslektaşlarımıza ve karar vericilere şiddetle tavsiye olunur.
Bu tanıtım, kitabın ilk 50 sayfasını esas almıştır. Haftaya diğer kısmıyla tamamlanacak, özellikle Karahanlılar, Oğuzlar ve Moğol istilasının Türk şehirciliğine vurduğu "onulmaz darbeler" bölümü eklenecektir.
*
Kaynakça
Sümer, F. (2019). Eski Tüklerde Şehircilik (4 b.). Türk Tarih Kurumu; VII. Dizi-sayısı:137.
Ekleme
Tarihi: 18 Nisan 2026 -Cumartesi
KÜLTÜR YAZILARI... Kapağı Açılan Kitap-XXXII | TÜRKLERDE ŞEHİRCİLİK-I-| Yazar: Prof. Dr. Faruk Sümer | Tür: Şehircilik-Türkler-Tarih| Ss.113+ 14 resim+1 harita| Tanıtım: Hilmi Dulkadir | 18 Nisan 2026
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.