Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP: YUNUS EMRE: ARAŞTIRMALAR- BELGELER– YAZILAR | 22 Kasım 2025 | Yazar: Hayrettin İVGİN | Tanıtım: Hilmi DULKADİR

•        Hayrettin İvgin “Yunus Emre: Araştırmalar- Belgeler– Yazılar”  (Ankara: Kültür Ajans, 2025, 176 s.) başlıklı bu değerli çalışmasına (İvgin, 2025), bir yazar olarak değil, aynı zamanda uzun yıllar Kültür Bakanlığı'nda “Milli Folklor Araştırma Dairesi Başkan Yardımcılığı” gibi kritik bir görevi yürütmüş bürokrat ve saha araştırmacısı kimliğiyle imza atıyor.        Bu kitap, yazarın yıllar içinde kaleme aldığı Yunus Emre ile ilgili 16 bağımsız araştırma yazısından oluşan bir seçkidir.        İvgin’in bu nitelikleri, kitabına sıradan bir edebiyat incelemesinin ötesine geçen, resmiyet ve akademik titizlikle harmanlanmış bir derinlik katıyor. • “Biz Yunus Emre Gerçeğine Ulaşamıyoruz”: Metodolojik Bir Çıkış Noktası        İvgin’in “Önsöz”deki, Biz “Yunus Emre gerçeğine ulaşamıyoruz” şeklindeki sarsıcı itirafı, kitabın temel felsefesini oluşturmaktadır.         Bu bir yenilgi değil, aksine, bir halk bilimcinin nesnel bir başlangıç noktasıdır.        Yazar, geleneksel anlatıların aksine, Yunus’un tarihi şahsiyetine dair kesin bilgilerimizin “yok denecek kadar az” olduğunu ilan etmektedir.        Ona göre Yunus, “çok mekânlı, çok mezarlı ve çok zamanlı bir figür”dür. Buradan hareketle, asıl meselenin “gerçek mezar”ı bulmaktan ziyade, bu çok katmanlı kültürel geleneğin nasıl işlediğini çözmek olduğunu savunur. • Folklorizm ve İcat Edilmiş Gelenekler: On Yedi Mezarın Sosyolojisi        İvgin’in kitaba en özgün katkılarından biri, Anadolu’da ve Azerbaycan’da sayıları 16-17’yi bulan Yunus Emre mezarı/makamı iddialarını, “folklorizm” ve “icat edilmiş gelenek” kavramları üzerinden sistematik bir şekilde analiz etmesidir. Halk biliminin bu güçlü teorik araçlarını kullanarak, bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Genel olarak geleneksel ürünlerin; bağlamlarından koparılarak yeni bağlamlarla, farklı amaçlarla (genellikle ticari, göstermelik ve siyasi olarak) kullanılması folklorizm olarak ifade edilir... Bu ürünlere 'facelore' (yüzfolklar/sahte folklor) denir” (s. 4)        Ona göre, Yunus Emre kültürünün taşıdığı manevi, sosyal ve ekonomik sermaye, çeşitli toplulukların onu sahiplenerek bu değerden pay almak istemelerine yol açmıştır. Ancak İvgin, bir bürokratın tarafsız gözlemciliği ve bir halk bilimcinin anlayışıyla, bu çekişmeleri bir çatışma unsuru olarak değil, Yunus’un ne derece sevildiğinin bir kanıtı olarak yorumlar ve son noktayı şöyle koyar:        “İsterse yüz yerde Yunus Emre mezarı gösterilsin... Önemli olan, Yunus'un kültürüne sahip çıkmak ve bu kültürü yaşatmaktır. Bu yaşatmayı neresi yapıyorsa, neresi Yunus Emre kültürüne sahip çıkıyorsa; işte Yunus Emre oralıdır”        Ziyarettepe Kazısı: Bir Kamu Görevinin Saha Raporu        Kitabın en orijinal ve belgesel değer taşıyan yönü, İvgin’in 1982 yılında “Kültür Bakanlığı adına başkanlığını yürüttüğü resmi bir araştırma ekibiyle” Aksaray/Ortaköy’deki Ziyarettepe’de gerçekleştirdiği saha araştırması ve kazı çalışmalarının anlatıldığı bölümlerdir. "40 Yıl Önce Ortaköy/Sarıkaraman/Ziyarettepe'de Aranan Yunus Emre" başlıklı yazı, bu çalışmanın detaylı bir dökümüdür. İvgin, bu çalışmayı, Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi’nde geçen yer adlarına uygun olarak yürütülen bir “coğrafi metod” araştırması olarak tanımlar.        Elimizdeki en eski yazılı kaynak olan Velayetname’de, Yunus’un “Sivrihisar’ın kuzeyindeki Sarıköy’de” yaşadığı yazar. Geleneksel yorum buradaki Sivrihisar’ı Eskişehir’le ilişkilendirirken, İvgin ve ekibi, Aksaray/Ortaköy sınırları içindeki “Sivrihisar/Sivrikale” ve “Sarıkaraman (Sarıköy)” tezinden hareket eder.         Yazar, bir kamu görevi olarak yürüttüğü bu çalışmanın tüm aşamalarını – arazi incelemelerini, harita çalışmalarını, köy köy dolaşarak yapılan derlemeleri ve nihayetinde Ziyarettepe’deki mezar iddiasını araştırmak için gerçekleştirilen resmi kazıyı – bürokratik bir titizlikle ayrıntılarıyla raporlamaktadır.         Kitapta, “1982 yılına ait kazı tutanakları, resmi yazışmalar ve araştırma raporlarından oluşan 62 sayfalık bir ek bölümü” de yer almaktadır (s. 106-176). Bu kısım, bir bürokrat-araştırmacının sadece masa başında değil, tozlu yollarda ve kazı alanlarında da nasıl çalıştığının canlı bir kanıtıdır. • Yunus'u Yeniden Okumak: Anadolu'nun Sesinden Evrensel Bir Hümanizma        Hayrettin İvgin, kitabının ikinci kısmını oluşturan yazılarında, Yunus Emre’nin felsefi ve tasavvufi dünyasını derinlemesine incelemektedir.         Ancak bu inceleme, sıradan bir edebiyat analizinin ötesine geçer; İvgin, Yunus’u, Batı’daki benzerlerinden çok daha köklü ve kapsayıcı bir “Türk Hümanizması”nın kurucu babası olarak konumlandırır. Akıl ve İlim: Yunus’un Unutulan Yönü        Yunus denilince genellikle akla ilk gelen “aşk” ve “sevgi” temalarıdır. Oysa İvgin, onun şiirlerinde akıl ve ilmin de ne denli merkezi bir yerde durduğunu vurgulayarak bu kalıplaşmış imajı sorgulatır. Şu dizeleri merkeze alır: “İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsen Ya nice okumaktır” (s. 10)        İvgin’e göre, Yunus burada sadece mistik bir “kendini bilmek”ten bahsetmez; aynı zamanda aklı, sorgulamayı ve özeleştiriyi öne çıkaran rasyonalist bir tavrın altını çizer. Ona göre Yunus’un bu vurgusunun arka planında, İslam düşünce tarihindeki akılcı ekoller olan “Mâturîdîlik ve Mutezile” öğretileri vardır (s. 13-14).        “Yetmiş İki Millete Bir Göz ile Bakmak”: Dinlerüstü Bir Hoşgörü Manifestosu        İvgin’in üzerinde en çok durduğu konulardan biri, Yunus’un evrensel insan sevgisi ve hoşgörüsüdür. Ancak yazar, bunu basit bir “iyilik” söylemi olmaktan çıkarır, onu tarihsel ve ideolojik bir zemine oturtur. Yunus’un: “Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan Şer‘in evliyasıysa hakikatte asidir” (s. 8) dizelerini, 13. yüzyıl Anadolu’sunun Haçlı-Moğol çatışmaları, mezhep kavgaları ve siyasi istikrarsızlıklar içindeki kanlı ortamında değerlendirir. Bu koşullar altında böyle bir seslenişin, sıradan bir barış çağrısı değil, radikal bir “insanlık manifestosu” olduğunu vurgular.        Daha da ileri giderek, Yunus’un sevgisinin dinler üstü boyutuna dikkat çeker: “Sen sana ne sanırsan Ayrığı da onu san Dört kitabın manası Budur eğer var ise” (s. 9)        Bu dörtlükle Yunus’un, İncil, Zebur, Tevrat ve Kur’an’ın özünde yatan temel ahlaki ilkeyi vurguladığını söyler.        Osmanlı’nın Manevi Harcı: Mevlâna ve Yunus’un Kurucu Rolü İvgin, Yunus’un etkisini kendi dönemiyle sınırlamaz; onun ve Mevlâna’nın düşüncelerinin, küçük bir uç beyliği olan Osmanlı’nın bir cihan devletine dönüşmesindeki manevi harç olduğunu iddia eder.         Ahmet Hamdi Tanpınar’a atıfla, “Ne zaman Orhan Gazi'nin çehresine biraz eğilsem, orada Yunus Divanı'ndan aksetmiş çizgiler görürüm” (s. 16) sözünü hatırlatır.        Ona göre, Osmanlı fatihlerinin Balkanlar’da gösterdiği hızlı yayılma ve başarı, başlı başına askeri güçle açıklanamaz. Bu başarının ardında, Yunus’un “Gelin tanış olalım” ve Mevlâna’nın “Gel, ne olursan ol yine gel” çağrılarının somutlaştırdığı hoşgörü ve insan merkezli yönetim anlayışı yatar. Sonuç: Kültür ve Devlet Aklının Kesişiminde Bir Yunus Portresi        Hayrettin İvgin’in bu çalışması, Yunus Emre’yi dondurulmuş, ulaşılmaz bir “ermiş” figürü olarak değil; etrafında sayısız hikâyenin, yorumun ve sahiplenmenin yeşerdiği, yaşayan ve nefes alan bir “kültür olgusu” olarak ele alır.         Onun bürokratik kimliği, çalışmasına resmi bir kayıt disiplini ve geniş bir bakış açısı kazandırırken, halk bilimci yönü de bu soğuk veriyi sıcak bir insanlık hikayesiyle harmanlar.        “Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım” diyen sesin, aslında bugün de ne kadar muhtaç olduğumuz bir diyalog, akıl, sevgi ve hoşgörü çağrısı olduğunu hem bir devlet memurunun titizliği hem de bir gönül insanının samimiyetiyle hatırlatır.         “Yunus Emre: Araştırmalar- Belgeler – Yazılar”, bizlere Yunus’u değil, onu anlama ve anlatma biçimlerimizi de sorgulatan, son derece değerli ve kalıcı bir katkıdır. * Kaynakça İvgin, H. (2025). Yunus Emre Araştırmalar-Belgeler-Yazılar (Girişim Ajans Matbaacılık/Ankara b.). (A. İkiz, Dü.) Ankara: Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon LTD.Şti.
Ekleme Tarihi: 23 Kasım 2025 -Pazar

KÜLTÜR YAZILARI... KAPAĞI AÇILAN KİTAP: YUNUS EMRE: ARAŞTIRMALAR- BELGELER– YAZILAR | 22 Kasım 2025 | Yazar: Hayrettin İVGİN | Tanıtım: Hilmi DULKADİR


       Hayrettin İvgin “Yunus Emre: Araştırmalar- Belgeler– Yazılar”  (Ankara: Kültür Ajans, 2025, 176 s.) başlıklı bu değerli çalışmasına (İvgin, 2025), bir yazar olarak değil, aynı zamanda uzun yıllar Kültür Bakanlığı'nda “Milli Folklor Araştırma Dairesi Başkan Yardımcılığı” gibi kritik bir görevi yürütmüş bürokrat ve saha araştırmacısı kimliğiyle imza atıyor.
       Bu kitap, yazarın yıllar içinde kaleme aldığı Yunus Emre ile ilgili 16 bağımsız araştırma yazısından oluşan bir seçkidir.
       İvgin’in bu nitelikleri, kitabına sıradan bir edebiyat incelemesinin ötesine geçen, resmiyet ve akademik titizlikle harmanlanmış bir derinlik katıyor.

“Biz Yunus Emre Gerçeğine Ulaşamıyoruz”: Metodolojik Bir Çıkış Noktası
       İvgin’in “Önsöz”deki, Biz “Yunus Emre gerçeğine ulaşamıyoruz” şeklindeki sarsıcı itirafı, kitabın temel felsefesini oluşturmaktadır. 
       Bu bir yenilgi değil, aksine, bir halk bilimcinin nesnel bir başlangıç noktasıdır.
       Yazar, geleneksel anlatıların aksine, Yunus’un tarihi şahsiyetine dair kesin bilgilerimizin “yok denecek kadar az” olduğunu ilan etmektedir.
       Ona göre Yunus, “çok mekânlı, çok mezarlı ve çok zamanlı bir figür”dür. Buradan hareketle, asıl meselenin “gerçek mezar”ı bulmaktan ziyade, bu çok katmanlı kültürel geleneğin nasıl işlediğini çözmek olduğunu savunur.

Folklorizm ve İcat Edilmiş Gelenekler: On Yedi Mezarın Sosyolojisi
       İvgin’in kitaba en özgün katkılarından biri, Anadolu’da ve Azerbaycan’da sayıları 16-17’yi bulan Yunus Emre mezarı/makamı iddialarını, “folklorizm” ve “icat edilmiş gelenek” kavramları üzerinden sistematik bir şekilde analiz etmesidir. Halk biliminin bu güçlü teorik araçlarını kullanarak, bu durumu şöyle açıklamaktadır:
“Genel olarak geleneksel ürünlerin; bağlamlarından koparılarak yeni bağlamlarla, farklı amaçlarla (genellikle ticari, göstermelik ve siyasi olarak) kullanılması folklorizm olarak ifade edilir... Bu ürünlere 'facelore' (yüzfolklar/sahte folklor) denir” (s. 4)
       Ona göre, Yunus Emre kültürünün taşıdığı manevi, sosyal ve ekonomik sermaye, çeşitli toplulukların onu sahiplenerek bu değerden pay almak istemelerine yol açmıştır. Ancak İvgin, bir bürokratın tarafsız gözlemciliği ve bir halk bilimcinin anlayışıyla, bu çekişmeleri bir çatışma unsuru olarak değil, Yunus’un ne derece sevildiğinin bir kanıtı olarak yorumlar ve son noktayı şöyle koyar:
       “İsterse yüz yerde Yunus Emre mezarı gösterilsin... Önemli olan, Yunus'un kültürüne sahip çıkmak ve bu kültürü yaşatmaktır. Bu yaşatmayı neresi yapıyorsa, neresi Yunus Emre kültürüne sahip çıkıyorsa; işte Yunus Emre oralıdır”
       Ziyarettepe Kazısı: Bir Kamu Görevinin Saha Raporu
       Kitabın en orijinal ve belgesel değer taşıyan yönü, İvgin’in 1982 yılında “Kültür Bakanlığı adına başkanlığını yürüttüğü resmi bir araştırma ekibiyle” Aksaray/Ortaköy’deki Ziyarettepe’de gerçekleştirdiği saha araştırması ve kazı çalışmalarının anlatıldığı bölümlerdir. "40 Yıl Önce Ortaköy/Sarıkaraman/Ziyarettepe'de Aranan Yunus Emre" başlıklı yazı, bu çalışmanın detaylı bir dökümüdür. İvgin, bu çalışmayı, Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi’nde geçen yer adlarına uygun olarak yürütülen bir “coğrafi metod” araştırması olarak tanımlar.
       Elimizdeki en eski yazılı kaynak olan Velayetname’de, Yunus’un “Sivrihisar’ın kuzeyindeki Sarıköy’de” yaşadığı yazar. Geleneksel yorum buradaki Sivrihisar’ı Eskişehir’le ilişkilendirirken, İvgin ve ekibi, Aksaray/Ortaköy sınırları içindeki “Sivrihisar/Sivrikale” ve “Sarıkaraman (Sarıköy)” tezinden hareket eder. 
       Yazar, bir kamu görevi olarak yürüttüğü bu çalışmanın tüm aşamalarını – arazi incelemelerini, harita çalışmalarını, köy köy dolaşarak yapılan derlemeleri ve nihayetinde Ziyarettepe’deki mezar iddiasını araştırmak için gerçekleştirilen resmi kazıyı – bürokratik bir titizlikle ayrıntılarıyla raporlamaktadır. 
       Kitapta, “1982 yılına ait kazı tutanakları, resmi yazışmalar ve araştırma raporlarından oluşan 62 sayfalık bir ek bölümü” de yer almaktadır (s. 106-176). Bu kısım, bir bürokrat-araştırmacının sadece masa başında değil, tozlu yollarda ve kazı alanlarında da nasıl çalıştığının canlı bir kanıtıdır.

Yunus'u Yeniden Okumak: Anadolu'nun Sesinden Evrensel Bir Hümanizma
       Hayrettin İvgin, kitabının ikinci kısmını oluşturan yazılarında, Yunus Emre’nin felsefi ve tasavvufi dünyasını derinlemesine incelemektedir. 
       Ancak bu inceleme, sıradan bir edebiyat analizinin ötesine geçer; İvgin, Yunus’u, Batı’daki benzerlerinden çok daha köklü ve kapsayıcı bir “Türk Hümanizması”nın kurucu babası olarak konumlandırır.

Akıl ve İlim: Yunus’un Unutulan Yönü
       Yunus denilince genellikle akla ilk gelen “aşk” ve “sevgi” temalarıdır. Oysa İvgin, onun şiirlerinde akıl ve ilmin de ne denli merkezi bir yerde durduğunu vurgulayarak bu kalıplaşmış imajı sorgulatır. Şu dizeleri merkeze alır:
“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır” (s. 10)
       İvgin’e göre, Yunus burada sadece mistik bir “kendini bilmek”ten bahsetmez; aynı zamanda aklı, sorgulamayı ve özeleştiriyi öne çıkaran rasyonalist bir tavrın altını çizer. Ona göre Yunus’un bu vurgusunun arka planında, İslam düşünce tarihindeki akılcı ekoller olan “Mâturîdîlik ve Mutezile” öğretileri vardır (s. 13-14).
       “Yetmiş İki Millete Bir Göz ile Bakmak”: Dinlerüstü Bir Hoşgörü Manifestosu
       İvgin’in üzerinde en çok durduğu konulardan biri, Yunus’un evrensel insan sevgisi ve hoşgörüsüdür. Ancak yazar, bunu basit bir “iyilik” söylemi olmaktan çıkarır, onu tarihsel ve ideolojik bir zemine oturtur. Yunus’un:
“Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan
Şer‘in evliyasıysa hakikatte asidir” (s. 8)
dizelerini, 13. yüzyıl Anadolu’sunun Haçlı-Moğol çatışmaları, mezhep kavgaları ve siyasi istikrarsızlıklar içindeki kanlı ortamında değerlendirir. Bu koşullar altında böyle bir seslenişin, sıradan bir barış çağrısı değil, radikal bir “insanlık manifestosu” olduğunu vurgular.
       Daha da ileri giderek, Yunus’un sevgisinin dinler üstü boyutuna dikkat çeker:
“Sen sana ne sanırsan
Ayrığı da onu san
Dört kitabın manası
Budur eğer var ise” (s. 9)
       Bu dörtlükle Yunus’un, İncil, Zebur, Tevrat ve Kur’an’ın özünde yatan temel ahlaki ilkeyi vurguladığını söyler.
       Osmanlı’nın Manevi Harcı: Mevlâna ve Yunus’un Kurucu Rolü
İvgin, Yunus’un etkisini kendi dönemiyle sınırlamaz; onun ve Mevlâna’nın düşüncelerinin, küçük bir uç beyliği olan Osmanlı’nın bir cihan devletine dönüşmesindeki manevi harç olduğunu iddia eder. 
       Ahmet Hamdi Tanpınar’a atıfla, “Ne zaman Orhan Gazi'nin çehresine biraz eğilsem, orada Yunus Divanı'ndan aksetmiş çizgiler görürüm” (s. 16) sözünü hatırlatır.
       Ona göre, Osmanlı fatihlerinin Balkanlar’da gösterdiği hızlı yayılma ve başarı, başlı başına askeri güçle açıklanamaz. Bu başarının ardında, Yunus’un “Gelin tanış olalım” ve Mevlâna’nın “Gel, ne olursan ol yine gel” çağrılarının somutlaştırdığı hoşgörü ve insan merkezli yönetim anlayışı yatar.

Sonuç: Kültür ve Devlet Aklının Kesişiminde Bir Yunus Portresi
       Hayrettin İvgin’in bu çalışması, Yunus Emre’yi dondurulmuş, ulaşılmaz bir “ermiş” figürü olarak değil; etrafında sayısız hikâyenin, yorumun ve sahiplenmenin yeşerdiği, yaşayan ve nefes alan bir “kültür olgusu” olarak ele alır. 
       Onun bürokratik kimliği, çalışmasına resmi bir kayıt disiplini ve geniş bir bakış açısı kazandırırken, halk bilimci yönü de bu soğuk veriyi sıcak bir insanlık hikayesiyle harmanlar.

       “Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım” diyen sesin, aslında bugün de ne kadar muhtaç olduğumuz bir diyalog, akıl, sevgi ve hoşgörü çağrısı olduğunu hem bir devlet memurunun titizliği hem de bir gönül insanının samimiyetiyle hatırlatır. 
       “Yunus Emre: Araştırmalar- Belgeler – Yazılar”, bizlere Yunus’u değil, onu anlama ve anlatma biçimlerimizi de sorgulatan, son derece değerli ve kalıcı bir katkıdır.
*
Kaynakça
İvgin, H. (2025). Yunus Emre Araştırmalar-Belgeler-Yazılar (Girişim Ajans Matbaacılık/Ankara b.). (A. İkiz, Dü.) Ankara: Kültür Ajans Tanıtım ve Organizasyon LTD.Şti.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.