•
Serinin ilk bölümlerinde, Türk mitolojisinden İslam’a, edebiyattan mimariye uzanan geniş bir yelpazede atalarımızın doğayla kurduğu uyumlu ilişkinin izlerini sürdük. Bu bölümde ise bu kadim bilgeliğin en somut tezahürlerinden birine, yaşadığımız coğrafyaya, Mersin’e bakıyoruz. Torosların eteklerinden Akdeniz’in masmavi sularına uzanan bu topraklar, binlerce yıldır insanla doğanın kucaklaştığı eşsiz bir mozaik sunuyor.
Üç Yüzü Birden Kucaklayan Coğrafya: Deniz, Orman, Yayla
Mersin, aynı gün içinde Akdeniz’in ılık sularında yüzüp Torosların serin yaylalarında çam kokuları eşliğinde dinlenebileceğiniz ender coğrafyalardandır. Bu çeşitlilik binlerce yıllık bir yaşam kültürünün temelidir. Mevsimlerin döngüsüne göre şekillenen bu yaşamda küçük baş hayvan sürüleri ilkbaharda yaylaların yolunu tutar, serin otlaklarda beslenir, bahçeler sonbaharda altın sarısı meyvelerle dolar, deniz kışın kendini dinlenmeye bırakır.
Mersin deyince ilk akla gelen narenciyedir elbet. Bahçeler, ekonomik bir getirinin mekânı olmakla kalmaz, insanın toprakla kurduğu derin ilişkinin de bir ifadesi olur. Eski Mersinliler bilir: Narenciye bahçelerinde ağaçlarla birlikte bir kuyu, bir çeşme, belki küçük bir kulübe vardır. Ağaçların arasında sebzeler yetişir, arap bülbülleri ötüşür, tavuklar gezinir…
Neylersiniz ki günümüzde hızlı kentleşme bu kadim bahçeleri tehdit etmektedir. Atalarımızın “Yaş kesen baş keser” atasözüyle hatırlattığı kadim uyarı, bugün Mersin için her zamankinden daha anlamlıdır. Meyve ağaçlarını yok etmek, beraberinde köklü bir kültürü, bir yaşam biçimini de yok etmek değil midir?..
Göçebe Bilgeliği
Mersin’in ovalarından Toroslar’ın zirvelerine uzanan “yaylalar… Gözne, Fındıkpınarı, Soğucak, daha niceleri… Yaylacılık, binlerce yıllık Türk kültür unsurlarından biridir ve Toroslarda hâlâ canlılığını korur. Yaylaya çıkış, sahildeki sıcaktan kaçış değildir; hayvanların otlak ihtiyacını karşılamak, kışlık erzakı hazırlamak, doğayla yeniden buluşmaktır. Nitekim, derin ekoloji felsefesine atıfla, (Polat ve Topçu, 2018, s. 172) “Doğu’nun spiritüel geleneklerinde ve Batılı olmayan diğer insanların mitolojik sistemlerinde” geliştirilen dünya görüşünün, insan-doğa bütünlüğünü yeniden kurmak için başvurulması gereken kadim kaynaklar olduğunu vurgular. İşte, Toros yaylacılığı, bu bütünleşmenin hâlâ yaşayan örneklerinden biridir.
Balıkçılık Kültürü ve Akdeniz’in Bereketi
“Mersin’in uzun kıyı şeridinde balıkçılık, binlerce yıldır insanların temel geçim kaynaklarından biri olmuştur. Eski balıkçıların “Deniz de bir canlıdır, onun da bir ritmi vardır” sözü, geleneksel balıkçılığın temel kuralını özetlemektedir: Üreme dönemlerinde avlanmamak, küçük balıkları denizde bırakmak... Günümüzde ise aşırı avlanma, kirlilik ve kıyıların betonlaşması bu bereketi tehdit etmektedir. Atalarımızın “denizle dost” anlayışını yeniden hatırlamak, Akdeniz’in geleceği için hayati bir önem taşır.
Mersin’in Bilgeliği Geleceğe Ne Söyler?
Mersin’in, denizi, ormanı, yaylası ve narenciye bahçeleriyle, insanın doğayla nasıl uyum içinde yaşayabileceğinin gösteren pek çok somut örneklerle doludur. (Polat ve Topçu, 2018) makalelerinde, çevre sorunlarına mitler ışığında çözüm ararken “insanın doğadaki varlıklara güç atfettiği dönemler”in hatırlanması gerektiğini belirtiyor. Mersin’de hâlâ canlılığını koruyan yaylacılık, narenciye bahçeleri ve geleneksel balıkçılık pratikleri, işte bu anlayışın yaşayan mirasıdır.
Unutmayalım ki, (Ayaz, 2016)’ın vurguladığı gibi, modern insanın yeniden uzlaşma yoluna gitmek durumunda olduğu bu çağda, Mersin’in toprağı, denizi ve insanı arasındaki bu kadim ittifak bize ilham verebilir. Belki de çözüm, beton yığını kentlerde değil, Toroslar’ın serin yaylalarında, narenciye bahçelerinin kokusunda, Akdeniz’in masmavi sularında saklıdır.
Kaynakça
Ayaz, B. (2016). Geçmişten Bugüne Türklerde Çevre Bilinci Üzerine Bir İnceleme. M. Aça (Dü.), Uluslararası Türk Dünyası Kültür Araştırmaları Sempozyum Bildirileri. içinde (Özel Sayı), s. 91-100. Priştine/Kosova: Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi. 03 2026 tarihinde alındı
Polat, N. H., & Topçu, T. (2018, Güz). Çevre Sorunlarına Mitler Işığında Çözüm Önerileri. Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi(44), s. 172-192. 03 2026 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/610934 adresinden alındı
•
| 07.04.2026 | MERSİN'DEN ÇEVREYE DAİR YAZILAR: Toprak Deniz İnsan -VI- | Lezzetin Coğrafyası: Mersin Mutfağında Sürdürülebilirliğin İzleri |
Anasayfa
Yazarlar
Hilmi Dulkadir
Yazı Detayı
Bu yazı 27 kez okundu.
KÜLTÜR YAZILARI... Mersin’den Çevreye Dair Yazılar: Toprak Deniz İnsan -V-|Mersin’de Doğayla Uyumlu Yaşamın Kadim İzleri| 31.03.2026
•
Serinin ilk bölümlerinde, Türk mitolojisinden İslam’a, edebiyattan mimariye uzanan geniş bir yelpazede atalarımızın doğayla kurduğu uyumlu ilişkinin izlerini sürdük. Bu bölümde ise bu kadim bilgeliğin en somut tezahürlerinden birine, yaşadığımız coğrafyaya, Mersin’e bakıyoruz. Torosların eteklerinden Akdeniz’in masmavi sularına uzanan bu topraklar, binlerce yıldır insanla doğanın kucaklaştığı eşsiz bir mozaik sunuyor.
Üç Yüzü Birden Kucaklayan Coğrafya: Deniz, Orman, Yayla
Mersin, aynı gün içinde Akdeniz’in ılık sularında yüzüp Torosların serin yaylalarında çam kokuları eşliğinde dinlenebileceğiniz ender coğrafyalardandır. Bu çeşitlilik binlerce yıllık bir yaşam kültürünün temelidir. Mevsimlerin döngüsüne göre şekillenen bu yaşamda küçük baş hayvan sürüleri ilkbaharda yaylaların yolunu tutar, serin otlaklarda beslenir, bahçeler sonbaharda altın sarısı meyvelerle dolar, deniz kışın kendini dinlenmeye bırakır.
Mersin deyince ilk akla gelen narenciyedir elbet. Bahçeler, ekonomik bir getirinin mekânı olmakla kalmaz, insanın toprakla kurduğu derin ilişkinin de bir ifadesi olur. Eski Mersinliler bilir: Narenciye bahçelerinde ağaçlarla birlikte bir kuyu, bir çeşme, belki küçük bir kulübe vardır. Ağaçların arasında sebzeler yetişir, arap bülbülleri ötüşür, tavuklar gezinir…
Neylersiniz ki günümüzde hızlı kentleşme bu kadim bahçeleri tehdit etmektedir. Atalarımızın “Yaş kesen baş keser” atasözüyle hatırlattığı kadim uyarı, bugün Mersin için her zamankinden daha anlamlıdır. Meyve ağaçlarını yok etmek, beraberinde köklü bir kültürü, bir yaşam biçimini de yok etmek değil midir?..
Göçebe Bilgeliği
Mersin’in ovalarından Toroslar’ın zirvelerine uzanan “yaylalar… Gözne, Fındıkpınarı, Soğucak, daha niceleri… Yaylacılık, binlerce yıllık Türk kültür unsurlarından biridir ve Toroslarda hâlâ canlılığını korur. Yaylaya çıkış, sahildeki sıcaktan kaçış değildir; hayvanların otlak ihtiyacını karşılamak, kışlık erzakı hazırlamak, doğayla yeniden buluşmaktır. Nitekim, derin ekoloji felsefesine atıfla, (Polat ve Topçu, 2018, s. 172) “Doğu’nun spiritüel geleneklerinde ve Batılı olmayan diğer insanların mitolojik sistemlerinde” geliştirilen dünya görüşünün, insan-doğa bütünlüğünü yeniden kurmak için başvurulması gereken kadim kaynaklar olduğunu vurgular. İşte, Toros yaylacılığı, bu bütünleşmenin hâlâ yaşayan örneklerinden biridir.
Balıkçılık Kültürü ve Akdeniz’in Bereketi
“Mersin’in uzun kıyı şeridinde balıkçılık, binlerce yıldır insanların temel geçim kaynaklarından biri olmuştur. Eski balıkçıların “Deniz de bir canlıdır, onun da bir ritmi vardır” sözü, geleneksel balıkçılığın temel kuralını özetlemektedir: Üreme dönemlerinde avlanmamak, küçük balıkları denizde bırakmak... Günümüzde ise aşırı avlanma, kirlilik ve kıyıların betonlaşması bu bereketi tehdit etmektedir. Atalarımızın “denizle dost” anlayışını yeniden hatırlamak, Akdeniz’in geleceği için hayati bir önem taşır.
Mersin’in Bilgeliği Geleceğe Ne Söyler?
Mersin’in, denizi, ormanı, yaylası ve narenciye bahçeleriyle, insanın doğayla nasıl uyum içinde yaşayabileceğinin gösteren pek çok somut örneklerle doludur. (Polat ve Topçu, 2018) makalelerinde, çevre sorunlarına mitler ışığında çözüm ararken “insanın doğadaki varlıklara güç atfettiği dönemler”in hatırlanması gerektiğini belirtiyor. Mersin’de hâlâ canlılığını koruyan yaylacılık, narenciye bahçeleri ve geleneksel balıkçılık pratikleri, işte bu anlayışın yaşayan mirasıdır.
Unutmayalım ki, (Ayaz, 2016)’ın vurguladığı gibi, modern insanın yeniden uzlaşma yoluna gitmek durumunda olduğu bu çağda, Mersin’in toprağı, denizi ve insanı arasındaki bu kadim ittifak bize ilham verebilir. Belki de çözüm, beton yığını kentlerde değil, Toroslar’ın serin yaylalarında, narenciye bahçelerinin kokusunda, Akdeniz’in masmavi sularında saklıdır.
Kaynakça
Ayaz, B. (2016). Geçmişten Bugüne Türklerde Çevre Bilinci Üzerine Bir İnceleme. M. Aça (Dü.), Uluslararası Türk Dünyası Kültür Araştırmaları Sempozyum Bildirileri. içinde (Özel Sayı), s. 91-100. Priştine/Kosova: Uluslararası Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi. 03 2026 tarihinde alındı
Polat, N. H., & Topçu, T. (2018, Güz). Çevre Sorunlarına Mitler Işığında Çözüm Önerileri. Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi(44), s. 172-192. 03 2026 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/610934 adresinden alındı
•
| 07.04.2026 | MERSİN'DEN ÇEVREYE DAİR YAZILAR: Toprak Deniz İnsan -VI- | Lezzetin Coğrafyası: Mersin Mutfağında Sürdürülebilirliğin İzleri |
Ekleme
Tarihi: 31 Mart 2026 -Salı
KÜLTÜR YAZILARI... Mersin’den Çevreye Dair Yazılar: Toprak Deniz İnsan -V-|Mersin’de Doğayla Uyumlu Yaşamın Kadim İzleri| 31.03.2026
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.