SİTESOL1
SİTESAĞ1
Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI-27, 18 Ağustos 2025

Yörük Kadınlarının Zamanlar Arası İzleri-24 “Göçün Rüzgârı”: Dürdane Sarı’nın Kaleminden Doğum, Hayat ve Direniş Destanı * Hacı Ali Emmim ve Kehanet: Hacı Ali Emmim, taşın üzerinde oturmuş, ellerimi avuçlarında ısıtıyordu. Parmaklarımı geriye doğru büktü: "Yeğenim, bu eller marifetli olacak. Sen büyük bir kadın olacaksın!" O gün, bir çocuğun gözünde "büyümek", keçileri gütmekten daha fazlasıydı. Ama henüz bilmiyordum: Bildiğim, Yörük kızları için büyümek, doğumla, kanla ve sessiz çığlıklarla başlıyordu.  * Anamın Sırtındaki Dünya: Anam, beşinci çocuğuna hamileydi. Karnı öyle büyümüştü ki, çadırın önüne kurduğu ıstar tezgâhına ulaşmak için zorlanıyordu. Ama durmuyordu. Kıldan çuvallar dokuyor, tulukla su taşıyor, keçileri sağıyordu. Bir akşam, birden çöktü. Doğum sancıları başlamıştı. * Çadırda Doğum: Kan, Umut ve Çaresizlik: Çadırın içi buz gibiydi. Ebem, babama bağırıyordu: "Yukarıdan bastır Ömer!.. Ikın Meyrem, ıkın!.." Anam, tavana bağlı kendir ipe asılıyor, çığlıkları dağlarda yankılanıyordu. Ben, köşeye sinmiş, gözlerimi kapatıyordum. Sonra bir ses… "Allahu Ekber!.." Yeni doğan kardeşim Mehmet, kanlı bezlere sarılıydı. Anam, makasla göbeğini keserken titriyordu.  Dışarıda kar yağıyordu. Biz ise çadırda, bir insanın hayata tutunma mücadelesine tanık olmuştuk.   * Atın Yalağında Doğan Bebek – Bir Yörük Kadınının Son Direnişi: Temmuz ayının kavurucu sıcağında, Erikli Seki’deki kara çadırımızın önünde oturmuş, anamın yüzünü izliyordum. Alnındaki ter damlaları, çektiği acının habercisiydi. Sekizinci çocuğunu doğurmak üzereydi. * Sancılar ve Koşuşturma: "Gızııım, Havva Hala’yı çağır! Bu çocuk çataldı, ben doğuramıyorum!.." Tepeleri aştım, nefes nefese Havva Hala’nın çadırına vardım. Ama o, ekincilere yemek yetiştirmekle meşguldü: "Sen ekincilere bulgur pilavını götür, ben annene sonra gelirim!" Ellerimde koca bir tencere, ekincilerine yemek taşıyorum. Yalın ayak, taşların üzerinde koştum. Gözyaşlarım toprağa karışıyor, çocuk yüreğimle yalvarıyordum: "Allah’ım, anama bir şey olmasın!.." * Atın Yalağında Bir Hayat: Döndüğümde anam, atın yalağına çömelmişti. Birden, kanlı bir su fışkırdı. Sonra bebek… Küçük, sıcak, samanlara bulanmış bir yavru.  Anam, titreyen elleriyle göbeğini kesti. Bana uzattı: "Al kardeşini… Eve götür!.." O an anladım: Yörük kadını, hayatın yakasını kendi elleriyle yakalardı. * Sabahın İlk Işıkları ve Yeniden Doğuş: Ertesi sabah, anam yine ocak başındaydı. Hamur yoğuruyor, bazlama pişiriyordu. Sanki dün gece hiçbir şey olmamıştı. Ama biliyordum: O çadırda, bir kadının direnişi yeniden yazılmıştı.   * Ayaklarımdaki Toprak – Romatizma ve Şifa Bulan Bir Kızın Hikâyesi: Silifke’de okula giderken, poyraz rüzgârı bacaklarımı kırıyordu. Lastik pabuçlarım da sırılsıklam, titreyerek yürüyordum. Bir sabah, artık yürüyemez hale geldim. Romatizma, kemiklerimi kemiriyordu. * Kızgın Toprağa Basmak: Yaylaya döndüğümde, anam ağladı: "Gızııım, hoyu! Topal olmuşsun!" Keçileri sağarken, pabuçlarımı çıkardım. Ayaklarım kıpkırmızı toprağa değdi. Yanıyordu! Ama her adımda, ağrılarım azalıyordu. Güneş, toprak, acı… Hepsi bir şifaya dönüştü. * Son Söz: “Göçün Rüzgârı”, esasen bizim bir anımız değil, bir neslin çığlığıydı. Her doğum, bir direnişti. Her göç, yeniden bir doğuş. Ve ben, o rüzgârın savurduğu bir tohumdum.  Köklerim toprağa, gözlerim gökyüzüne dönük…   * (*) Bu metin, Dürdane Sarı’nın (Sarı, 2025) “GÖÇÜN RÜZGÂRI” adlı kitabındaki temalarla diyalog halinde geliştirilmiştir. Kaynakça Sarı, D. (2025). Göçün Hikayesi (Gerçek Bir Hayat Hikayesi) (I. b.). (Ö. Demiralev, Dü.) Mersin Global Yayıncılık. * PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI-28. 21 Ağustos 2025 Dürdane Sarı’nın “Göçün Rüzğarı” Adlı Kitabının Tanıtımı”
Ekleme Tarihi: 19 Ağustos 2025 -Salı

KÜLTÜR YAZILARI... PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI-27, 18 Ağustos 2025

Yörük Kadınlarının Zamanlar Arası İzleri-24
“Göçün Rüzgârı”: Dürdane Sarı’nın Kaleminden Doğum, Hayat ve Direniş Destanı
*
Hacı Ali Emmim ve Kehanet:
Hacı Ali Emmim, taşın üzerinde oturmuş, ellerimi avuçlarında ısıtıyordu. Parmaklarımı geriye doğru büktü:
"Yeğenim, bu eller marifetli olacak. Sen büyük bir kadın olacaksın!"
O gün, bir çocuğun gözünde "büyümek", keçileri gütmekten daha fazlasıydı. Ama henüz bilmiyordum: Bildiğim, Yörük kızları için büyümek, doğumla, kanla ve sessiz çığlıklarla başlıyordu. 
*
Anamın Sırtındaki Dünya:
Anam, beşinci çocuğuna hamileydi. Karnı öyle büyümüştü ki, çadırın önüne kurduğu ıstar tezgâhına ulaşmak için zorlanıyordu. Ama durmuyordu. Kıldan çuvallar dokuyor, tulukla su taşıyor, keçileri sağıyordu. Bir akşam, birden çöktü. Doğum sancıları başlamıştı.
*
Çadırda Doğum: Kan, Umut ve Çaresizlik:
Çadırın içi buz gibiydi. Ebem, babama bağırıyordu:
"Yukarıdan bastır Ömer!.. Ikın Meyrem, ıkın!.."
Anam, tavana bağlı kendir ipe asılıyor, çığlıkları dağlarda yankılanıyordu. Ben, köşeye sinmiş, gözlerimi kapatıyordum. Sonra bir ses…
"Allahu Ekber!.."
Yeni doğan kardeşim Mehmet, kanlı bezlere sarılıydı. Anam, makasla göbeğini keserken titriyordu. 
Dışarıda kar yağıyordu. Biz ise çadırda, bir insanın hayata tutunma mücadelesine tanık olmuştuk.  
*
Atın Yalağında Doğan Bebek – Bir Yörük Kadınının Son Direnişi:
Temmuz ayının kavurucu sıcağında, Erikli Seki’deki kara çadırımızın önünde oturmuş, anamın yüzünü izliyordum. Alnındaki ter damlaları, çektiği acının habercisiydi. Sekizinci çocuğunu doğurmak üzereydi.
*
Sancılar ve Koşuşturma:
"Gızııım, Havva Hala’yı çağır! Bu çocuk çataldı, ben doğuramıyorum!.."
Tepeleri aştım, nefes nefese Havva Hala’nın çadırına vardım. Ama o, ekincilere yemek yetiştirmekle meşguldü:
"Sen ekincilere bulgur pilavını götür, ben annene sonra gelirim!"
Ellerimde koca bir tencere, ekincilerine yemek taşıyorum. Yalın ayak, taşların üzerinde koştum. Gözyaşlarım toprağa karışıyor, çocuk yüreğimle yalvarıyordum:
"Allah’ım, anama bir şey olmasın!.."
*
Atın Yalağında Bir Hayat:
Döndüğümde anam, atın yalağına çömelmişti. Birden, kanlı bir su fışkırdı. Sonra bebek… Küçük, sıcak, samanlara bulanmış bir yavru. 
Anam, titreyen elleriyle göbeğini kesti. Bana uzattı:
"Al kardeşini… Eve götür!.."
O an anladım: Yörük kadını, hayatın yakasını kendi elleriyle yakalardı.
*
Sabahın İlk Işıkları ve Yeniden Doğuş:
Ertesi sabah, anam yine ocak başındaydı. Hamur yoğuruyor, bazlama pişiriyordu. Sanki dün gece hiçbir şey olmamıştı. Ama biliyordum: O çadırda, bir kadının direnişi yeniden yazılmıştı.  
*
Ayaklarımdaki Toprak – Romatizma ve Şifa Bulan Bir Kızın Hikâyesi:
Silifke’de okula giderken, poyraz rüzgârı bacaklarımı kırıyordu. Lastik pabuçlarım da sırılsıklam, titreyerek yürüyordum. Bir sabah, artık yürüyemez hale geldim. Romatizma, kemiklerimi kemiriyordu.
*
Kızgın Toprağa Basmak:
Yaylaya döndüğümde, anam ağladı:
"Gızııım, hoyu! Topal olmuşsun!"
Keçileri sağarken, pabuçlarımı çıkardım. Ayaklarım kıpkırmızı toprağa değdi. Yanıyordu! Ama her adımda, ağrılarım azalıyordu. Güneş, toprak, acı… Hepsi bir şifaya dönüştü.
*
Son Söz:
“Göçün Rüzgârı”, esasen bizim bir anımız değil, bir neslin çığlığıydı. Her doğum, bir direnişti. Her göç, yeniden bir doğuş. Ve ben, o rüzgârın savurduğu bir tohumdum. 
Köklerim toprağa, gözlerim gökyüzüne dönük…  
*
(*) Bu metin, Dürdane Sarı’nın (Sarı, 2025) “GÖÇÜN RÜZGÂRI” adlı kitabındaki temalarla diyalog halinde geliştirilmiştir.
Kaynakça
Sarı, D. (2025). Göçün Hikayesi (Gerçek Bir Hayat Hikayesi) (I. b.). (Ö. Demiralev, Dü.) Mersin Global Yayıncılık.
*
PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI-28. 21 Ağustos 2025
Dürdane Sarı’nın “Göçün Rüzğarı” Adlı Kitabının Tanıtımı”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.