“GÖÇÜN RÜZGÂRI”-Kitap Tanıtımı*
Kitabın Adı: Göçün Rüzgârı --- Yazar: Dürdane Sarı --- Yayıncı: Mersin Global Yayıncılık Ltd. Şti --- Basım Yılı: Nisan 2025 --- Sayfa Sayısı: --- 238. Tür: --- Otobiyografi. --- Genel Dağıtım: Mersin Global Yayıncılık Ltd. Şti., Çankaya Mah. Zeytinli Bahçe Cad. Güvenç İşhanı No: 13 İç Kapı No: 15, Akdeniz- Mersin
*
“Göçün Rüzgârı” Dürdane Sarı’nın (Sarı, 2025) yüreğinden süzülen, Toros Dağları’nın yamaçlarında kök salmış bir Yörük kadınının hayat öyküsüdür. Kitap, bir annenin, bir kız çocuğunun, bir mücadele insanının ruhunun yankısıdır.
1958’de Silifke’nin taşlı yollarında başlayan hikâye, keçi kılı çadırların gölgesinde, yayladan köye uzanan göç yollarında, annesinin sancılı doğumlarında ve bir kız çocuk olarak yüreğinin masum hayallerinde hayat bulmaktadır.
Dürdane Sarı, Yörük yaşamının zorlu ama bir o kadar da onurlu dünyasını, samimi ve iç burkan bir dille anlatmaktadır. Her satırda, Yörük kadınının omuzlarındaki yükü, bir çocuğun erken büyüyen yüreğini ve doğanın kucağında geçen bir hayatın naif güzelliklerini hissettirmektedir.
Annesinin karnındaki bebekle 20 kilometrelik göç yollarını yürüyüşü, keçi yavrularını kucağında taşıyan küçük Dürdane’nin çaresiz ama kararlı adımları, Hacı Ali emmisiyle geçen sıcacık anılar ve komşuların “küle muhtaç” dayanışması…
Bu kitap, Yörük kültürünün ruhunu, sevgiyi, acıyı ve umudu iliklerinize kadar hissettirecektir.
*
Dürdane’nin kalemi, sizi “Göçün Rüzgârına” çağırıyor; bir ananın çilesine, bir çocuğun azmine ve bir kadının yeniden doğuşuna tanıklık etmeye davet ediyor…
Silifke’nin yoğurduna bandırılmış bazlamanın kokusunu, keçilerin yavrulayışını, annesinin sancılarla doğurduğu kardeşlerinin “Inga!.. Inga…” seslerini duyarak sizi bu yolculuğu yapmaya çağırıyor…
Göçün Rüzgârı, Yörüklerin asırlık mirasına, bir kadının yüreğine ve insan olmanın en saf haline götürecektir.
Bu kitabı okuduğunuzda, Dürdane’nin anıları sizin anılarınıza karışacak; onun mücadeleci ruhu, sizi de yeniden ayağa kaldıracaktır.
Okuyun, çünkü bu hikâye, hepimizin içinde bir yerlerde saklı olan o mücadeleci kişiliği uyandıracaktır.
*
Bölüm 1:
Çocukluğun İzleri ve Yörük Yaşamının Zorlukları
*
Dürdane Sarı’nın “Göçün Rüzgârı” adlı kitabı, 1958 yılında Silifke’nin Kırağıbucağı köyünde başlayan gerçek bir hayat hikâyesini anlatmaktadır.
Yazar, henüz üç yaşında, babasıyla davar gütmeye giderken yaşadığı ilk anıyı hatırlıyor: Bu anı, büyüklerin Adnan Menderes’in idamına dair hararetli tartışmalarıdır. Bu, onun belleğine kazınan ilk izlerden biri olur ve çocukluğunun Yörük yaşamıyla şekillenen zorlu dünyasını yansıtır.
Toros Dağları’nın çalılık-taşlık yollarında, ailesiyle birlikte geçirdiği günler, doğanın kucağında hem güzel hem de ağır bir yaşamın parçasıdır. Elektrik ve suyun erişilemez olduğu coğrafyada, her şey doğaldır, ancak yaşam koşulları bir o kadar çetindir.
Dürdane, babasının yanında keçi ve koyun sürülerini güderken, ailesinin geçim mücadelesine tanık olur. Annesi, hamile haliyle durmaksızın çalışır: Keçi kılından çuval ve çadır dokur, kuyudan su taşır, yemek yapar, yoğurt ve tereyağı hazırlar. Yörük kadınının hayatı, bitmeyen bir emek döngüsüdür.
Annesinin, beşinci çocuğuna hamileyken bile durmaksızın çalışması, Dürdane’nin çocuk aklına kazınır. Hacı Ali emmisi, ona parmaklarının uzun ve esnek olduğunu, bu yüzden marifetli bir kadın olacağı müjdesini verir. Bu sözler, Dürdane’nin kendine güvenini pekiştirir ve ilerideki hayatında iz bırakır.
Yazar, Yörük yaşamının doğayla iç içe olan yönlerini, keçi ve koyunların doğum süreçlerini gözlemleyerek öğrenir. Annesinin doğum sancılarıyla kıvranarak kardeşlerini dünyaya getirmesi, keçilerin yavrulamasına benzer bir doğallık taşır. Ancak bu doğallık, aynı zamanda Yörük kadınlarının çektiği çileyi de gözler önüne serer. Dürdane, henüz çocuk yaşta, annesinin doğum sancılarına tanık olur ve bu manzara onun zihninde derin izler bırakır. Kardeşi Mehmet’in doğumu, soğuk bir kış gecesinde, tek odalı evlerinde gerçekleşir. Annesi, doğumdan hemen sonra günlük işlerine devam eder; çünkü Yörük yaşamında dinlenmek lüks, çalışmak ise zorunluluktur.
Hacı Ali emmisi, Dürdane’nin çocukluğunda önemli bir figürdür. Onunla geçirdiği zamanlarda, doğayı ve yaşamı öğrenir. Emmisi, ladin ve meşe ağaçlarından dallar keserken, Dürdane’ye sorular yöneltir ve onun küçük dünyasını genişletir. Ancak Hacı Ali’nin hastalığı, Dürdane’yi derinden üzer. Doktorların Ankara’ya sevk etmesi, emmisiyle vedalaşmasının habercisidir. Bu olay, Yörük yaşamının kırılganlığını ve sağlık hizmetlerine erişimdeki zorlukları bir kez daha hatırlatır.
Dürdane’nin çocukluğu, yayladan köye, köyden yaylaya göçlerle geçer. Her göç hem fiziksel hem de duygusal bir yorgunluk getirir. Annesinin hamile haliyle 20 kilometrelik yolları yürümesi, Dürdane’nin gözünde Yörük kadınının dayanıklılığını simgeler. Bu bölüm, Yörük kültürünün zorlu ama bir o kadar da dayanışma dolu yapısını, Dürdane’nin çocuk gözlerinden aktarır.
*
Bölüm 2: Doğumlar, Kayıplar ve Dayanışma
*
Dürdane’nin hayatı, Yörük yaşamının döngüsel ritmiyle şekillenir: Doğumlar, göçler ve günlük mücadele... Annesinin altıncı çocuğunu doğurduğu gece, Dürdane ve kardeşleri, gaz lambasının loş ışığında annelerinin yeni bir doğum sancılarına tanık olur.
Annesinin, doğum sırasında tavana asılı kendir ipe tutunarak ıkınması, Yörük kadınının gücünü ve çaresizliğini bir arada yansıtır. Yeni doğan kardeş Halil, anne tarafından büyük babasının adını taşır ve bu isim, annesinin baba özlemini bir nebze dindirmeyi amaçlar. Ancak doğumdan hemen sonra annesinin günlük işlere devam etmesi, Yörük yaşamının acımasız gerçekliğini de ortaya koymaktadır...
Dürdane, keçi ve koyunların yavrulama süreçlerini izlerken, insan ve hayvan doğumları arasındaki benzerlikleri fark eder. Keçilerin sancıyla yavrulaması, annesinin doğum sancılarına benzer. Bu gözlemler, onun doğayı ve yaşamı anlamasını derinleştirir. Ancak bu doğal döngü, aynı zamanda Yörük kadınının bitmeyen yükünü de simgeler. Annesi, yeni doğan bebeği sırtına bağlayarak keçileri sağar, yoğurt yapar ve evin işlerini yürütür. Dürdane, bu süreçte annesine yardım eder; keçi yavrularını kucağında taşır, annesinin yükünü hafifletmeye çalışır.
Yörük yaşamında komşuluk, hayatta kalmanın temel taşlarından biridir. Dürdane, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” atasözünü, annesiyle birlikte ateş almaya gittikleri karanlık bir gecede öğrenir. Komşuların birbirine destek olması, Yörüklerin dağ başındaki yalnızlıklarını hafifletir. İğneden ipliğe, yoğurt mayasından eşeğe kadar her şey paylaşılır. Özellikle kadınlar, doğum gibi zor anlarda birbirlerinin kurtarıcısı olur. Annesinin altıncı çocuğunu doğururken çektiği sancılar, Dürdane’nin yüreğini parçalar. Ancak bu zorluklar, Yörüklerin dayanışma ruhunu da gözler önüne serer.
Dürdane’nin çocukluğu hem fiziksel hem de duygusal olarak ağır sorumluluklarla doludur. Annesinin hamilelikleri ve doğumları, doğal olarak Dürdane’yi kardeşlerine bakmak zorunda bırakır. Bu sorumluluk, onun çocukluğunu erken büyümekle geçirir. Annesinin toprak yemesi, Dürdane’yi önce şaşırtır, sonra üzer. Ancak lise yıllarında, bunun kalsiyum eksikliğinden kaynaklandığını öğrenir. Bu bilgi, annesinin çektiği fiziksel zorlukları anlamasını sağlar.
Annesinin, “Çok çocuk yapma” öğüdü, Dürdane’nin hayatındaki dönüm noktalarından biridir.
*
Bölüm 3: Eğitim ve Yeni Bir Başlangıç
*
Dürdane’nin hayatı, eğitimle yeni bir yön kazanır. İlkokul ve ortaokul yıllarında, Yörük yaşamının zorlukları devam ederken, okuma azmi onu ayakta tutar. Silifke Kız Meslek Lisesi’nde geçirdiği yıllar, ona hem mesleki beceriler kazandırır hem de dünyasını genişletir. Ancak okul yolu, Göksu Irmağı’nın soğuk poyrazında dört kilometrelik bir mücadele demektir. Kışın ıslanan kıyafetleri ve romatizma ağrıları, onun azmini sınar. Müzik öğretmeni Sadık Sayım’ın desteği, Dürdane’nin hayatında bir ışık olur. Öğretmeninin aldığı ilaçlar, onun bademcik sorununu çözer ve bu jest, Dürdane’nin öğretmenlerine olan minnetini artırır.
Yörük yaşamının zorlukları, Dürdane’nin eğitim hayatını da etkiler. Ailesinin sosyal güvencesi yoktur ve hastane ya da doktor, onun çocukluğunda uzak kavramlardır. Ancak okuma isteği, onu bu zorlukların üstesinden gelmeye iter. Antalya Akseki Yatılı Kız Meslek Lisesi’ni kazanmasına rağmen, yayladaki ailesine yardım etmekte olduğu için kayıt süresini kaçırır. Bu durum, onu hem üzer hem de düşündürür. Zira, eğitim onun için bir kurtuluş yoludur.
Dürdane, lise yıllarında kendini yeniden keşfeder. Öğretmenlerinin desteği ve kendi azmi, onu anaokulu öğretmenliğine taşır. İstanbul’daki UNICEF eğitim merkezinde aldığı eğitim, onun hayatındaki dönüm noktasıdır. Yörük yaşamının çilekeş dünyasından sıyrılarak, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenir. Annesinin çektiği zorluklar, Dürdane’ye hayatta bilinçli seçimler yapmanın önemini öğretir.
Yörük kültürünün doğayla iç içe, dayanışma dolu ama bir o kadar da zorlu dünyası, Dürdane’nin kimliğini de şekillendirmiştir. Annesinin her doğumda çektiği sancılar, komşuların dayanışması ve kendi eğitim yolculuğu, onun hayat hikâyesinin temel taşlarıdır. Bu yönüyle “Göçün Rüzgârı”, bireyin değil, bir kültürün ve bir dönemin öyküsüdür.
Dürdane’nin hikâyesi, Yörük kadınının gücünü ve çocuklarının azmini yansıtan bir aynadır ve mutlaka okunmalıdır.
*
Kaynakça
Sarı, D. (2025). Göçün Rüzgârı (Gerçek Bir Hayat Hikayesi) (I. b.). (Ö. Demiralev, Dü.) Mersin Global Yayıncılık.
*
PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI-29, 25 Ağustos 2025
Yörük Kadınlarının Zamanlar Arası İzleri-24
“Kaç Kaç Doğumu” ve Yanparlı Hüseyin Efendi: Bir Mücahidin Hikayesi (1878-1963)
Anasayfa
Yazarlar
Hilmi Dulkadir
Yazı Detayı
Bu yazı 251 kez okundu.
KÜLTÜR YAZILARI... PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI- 28: 21 Ağustos 2025
“GÖÇÜN RÜZGÂRI”-Kitap Tanıtımı*
Kitabın Adı: Göçün Rüzgârı --- Yazar: Dürdane Sarı --- Yayıncı: Mersin Global Yayıncılık Ltd. Şti --- Basım Yılı: Nisan 2025 --- Sayfa Sayısı: --- 238. Tür: --- Otobiyografi. --- Genel Dağıtım: Mersin Global Yayıncılık Ltd. Şti., Çankaya Mah. Zeytinli Bahçe Cad. Güvenç İşhanı No: 13 İç Kapı No: 15, Akdeniz- Mersin
*
“Göçün Rüzgârı” Dürdane Sarı’nın (Sarı, 2025) yüreğinden süzülen, Toros Dağları’nın yamaçlarında kök salmış bir Yörük kadınının hayat öyküsüdür. Kitap, bir annenin, bir kız çocuğunun, bir mücadele insanının ruhunun yankısıdır.
1958’de Silifke’nin taşlı yollarında başlayan hikâye, keçi kılı çadırların gölgesinde, yayladan köye uzanan göç yollarında, annesinin sancılı doğumlarında ve bir kız çocuk olarak yüreğinin masum hayallerinde hayat bulmaktadır.
Dürdane Sarı, Yörük yaşamının zorlu ama bir o kadar da onurlu dünyasını, samimi ve iç burkan bir dille anlatmaktadır. Her satırda, Yörük kadınının omuzlarındaki yükü, bir çocuğun erken büyüyen yüreğini ve doğanın kucağında geçen bir hayatın naif güzelliklerini hissettirmektedir.
Annesinin karnındaki bebekle 20 kilometrelik göç yollarını yürüyüşü, keçi yavrularını kucağında taşıyan küçük Dürdane’nin çaresiz ama kararlı adımları, Hacı Ali emmisiyle geçen sıcacık anılar ve komşuların “küle muhtaç” dayanışması…
Bu kitap, Yörük kültürünün ruhunu, sevgiyi, acıyı ve umudu iliklerinize kadar hissettirecektir.
*
Dürdane’nin kalemi, sizi “Göçün Rüzgârına” çağırıyor; bir ananın çilesine, bir çocuğun azmine ve bir kadının yeniden doğuşuna tanıklık etmeye davet ediyor…
Silifke’nin yoğurduna bandırılmış bazlamanın kokusunu, keçilerin yavrulayışını, annesinin sancılarla doğurduğu kardeşlerinin “Inga!.. Inga…” seslerini duyarak sizi bu yolculuğu yapmaya çağırıyor…
Göçün Rüzgârı, Yörüklerin asırlık mirasına, bir kadının yüreğine ve insan olmanın en saf haline götürecektir.
Bu kitabı okuduğunuzda, Dürdane’nin anıları sizin anılarınıza karışacak; onun mücadeleci ruhu, sizi de yeniden ayağa kaldıracaktır.
Okuyun, çünkü bu hikâye, hepimizin içinde bir yerlerde saklı olan o mücadeleci kişiliği uyandıracaktır.
*
Bölüm 1:
Çocukluğun İzleri ve Yörük Yaşamının Zorlukları
*
Dürdane Sarı’nın “Göçün Rüzgârı” adlı kitabı, 1958 yılında Silifke’nin Kırağıbucağı köyünde başlayan gerçek bir hayat hikâyesini anlatmaktadır.
Yazar, henüz üç yaşında, babasıyla davar gütmeye giderken yaşadığı ilk anıyı hatırlıyor: Bu anı, büyüklerin Adnan Menderes’in idamına dair hararetli tartışmalarıdır. Bu, onun belleğine kazınan ilk izlerden biri olur ve çocukluğunun Yörük yaşamıyla şekillenen zorlu dünyasını yansıtır.
Toros Dağları’nın çalılık-taşlık yollarında, ailesiyle birlikte geçirdiği günler, doğanın kucağında hem güzel hem de ağır bir yaşamın parçasıdır. Elektrik ve suyun erişilemez olduğu coğrafyada, her şey doğaldır, ancak yaşam koşulları bir o kadar çetindir.
Dürdane, babasının yanında keçi ve koyun sürülerini güderken, ailesinin geçim mücadelesine tanık olur. Annesi, hamile haliyle durmaksızın çalışır: Keçi kılından çuval ve çadır dokur, kuyudan su taşır, yemek yapar, yoğurt ve tereyağı hazırlar. Yörük kadınının hayatı, bitmeyen bir emek döngüsüdür.
Annesinin, beşinci çocuğuna hamileyken bile durmaksızın çalışması, Dürdane’nin çocuk aklına kazınır. Hacı Ali emmisi, ona parmaklarının uzun ve esnek olduğunu, bu yüzden marifetli bir kadın olacağı müjdesini verir. Bu sözler, Dürdane’nin kendine güvenini pekiştirir ve ilerideki hayatında iz bırakır.
Yazar, Yörük yaşamının doğayla iç içe olan yönlerini, keçi ve koyunların doğum süreçlerini gözlemleyerek öğrenir. Annesinin doğum sancılarıyla kıvranarak kardeşlerini dünyaya getirmesi, keçilerin yavrulamasına benzer bir doğallık taşır. Ancak bu doğallık, aynı zamanda Yörük kadınlarının çektiği çileyi de gözler önüne serer. Dürdane, henüz çocuk yaşta, annesinin doğum sancılarına tanık olur ve bu manzara onun zihninde derin izler bırakır. Kardeşi Mehmet’in doğumu, soğuk bir kış gecesinde, tek odalı evlerinde gerçekleşir. Annesi, doğumdan hemen sonra günlük işlerine devam eder; çünkü Yörük yaşamında dinlenmek lüks, çalışmak ise zorunluluktur.
Hacı Ali emmisi, Dürdane’nin çocukluğunda önemli bir figürdür. Onunla geçirdiği zamanlarda, doğayı ve yaşamı öğrenir. Emmisi, ladin ve meşe ağaçlarından dallar keserken, Dürdane’ye sorular yöneltir ve onun küçük dünyasını genişletir. Ancak Hacı Ali’nin hastalığı, Dürdane’yi derinden üzer. Doktorların Ankara’ya sevk etmesi, emmisiyle vedalaşmasının habercisidir. Bu olay, Yörük yaşamının kırılganlığını ve sağlık hizmetlerine erişimdeki zorlukları bir kez daha hatırlatır.
Dürdane’nin çocukluğu, yayladan köye, köyden yaylaya göçlerle geçer. Her göç hem fiziksel hem de duygusal bir yorgunluk getirir. Annesinin hamile haliyle 20 kilometrelik yolları yürümesi, Dürdane’nin gözünde Yörük kadınının dayanıklılığını simgeler. Bu bölüm, Yörük kültürünün zorlu ama bir o kadar da dayanışma dolu yapısını, Dürdane’nin çocuk gözlerinden aktarır.
*
Bölüm 2: Doğumlar, Kayıplar ve Dayanışma
*
Dürdane’nin hayatı, Yörük yaşamının döngüsel ritmiyle şekillenir: Doğumlar, göçler ve günlük mücadele... Annesinin altıncı çocuğunu doğurduğu gece, Dürdane ve kardeşleri, gaz lambasının loş ışığında annelerinin yeni bir doğum sancılarına tanık olur.
Annesinin, doğum sırasında tavana asılı kendir ipe tutunarak ıkınması, Yörük kadınının gücünü ve çaresizliğini bir arada yansıtır. Yeni doğan kardeş Halil, anne tarafından büyük babasının adını taşır ve bu isim, annesinin baba özlemini bir nebze dindirmeyi amaçlar. Ancak doğumdan hemen sonra annesinin günlük işlere devam etmesi, Yörük yaşamının acımasız gerçekliğini de ortaya koymaktadır...
Dürdane, keçi ve koyunların yavrulama süreçlerini izlerken, insan ve hayvan doğumları arasındaki benzerlikleri fark eder. Keçilerin sancıyla yavrulaması, annesinin doğum sancılarına benzer. Bu gözlemler, onun doğayı ve yaşamı anlamasını derinleştirir. Ancak bu doğal döngü, aynı zamanda Yörük kadınının bitmeyen yükünü de simgeler. Annesi, yeni doğan bebeği sırtına bağlayarak keçileri sağar, yoğurt yapar ve evin işlerini yürütür. Dürdane, bu süreçte annesine yardım eder; keçi yavrularını kucağında taşır, annesinin yükünü hafifletmeye çalışır.
Yörük yaşamında komşuluk, hayatta kalmanın temel taşlarından biridir. Dürdane, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” atasözünü, annesiyle birlikte ateş almaya gittikleri karanlık bir gecede öğrenir. Komşuların birbirine destek olması, Yörüklerin dağ başındaki yalnızlıklarını hafifletir. İğneden ipliğe, yoğurt mayasından eşeğe kadar her şey paylaşılır. Özellikle kadınlar, doğum gibi zor anlarda birbirlerinin kurtarıcısı olur. Annesinin altıncı çocuğunu doğururken çektiği sancılar, Dürdane’nin yüreğini parçalar. Ancak bu zorluklar, Yörüklerin dayanışma ruhunu da gözler önüne serer.
Dürdane’nin çocukluğu hem fiziksel hem de duygusal olarak ağır sorumluluklarla doludur. Annesinin hamilelikleri ve doğumları, doğal olarak Dürdane’yi kardeşlerine bakmak zorunda bırakır. Bu sorumluluk, onun çocukluğunu erken büyümekle geçirir. Annesinin toprak yemesi, Dürdane’yi önce şaşırtır, sonra üzer. Ancak lise yıllarında, bunun kalsiyum eksikliğinden kaynaklandığını öğrenir. Bu bilgi, annesinin çektiği fiziksel zorlukları anlamasını sağlar.
Annesinin, “Çok çocuk yapma” öğüdü, Dürdane’nin hayatındaki dönüm noktalarından biridir.
*
Bölüm 3: Eğitim ve Yeni Bir Başlangıç
*
Dürdane’nin hayatı, eğitimle yeni bir yön kazanır. İlkokul ve ortaokul yıllarında, Yörük yaşamının zorlukları devam ederken, okuma azmi onu ayakta tutar. Silifke Kız Meslek Lisesi’nde geçirdiği yıllar, ona hem mesleki beceriler kazandırır hem de dünyasını genişletir. Ancak okul yolu, Göksu Irmağı’nın soğuk poyrazında dört kilometrelik bir mücadele demektir. Kışın ıslanan kıyafetleri ve romatizma ağrıları, onun azmini sınar. Müzik öğretmeni Sadık Sayım’ın desteği, Dürdane’nin hayatında bir ışık olur. Öğretmeninin aldığı ilaçlar, onun bademcik sorununu çözer ve bu jest, Dürdane’nin öğretmenlerine olan minnetini artırır.
Yörük yaşamının zorlukları, Dürdane’nin eğitim hayatını da etkiler. Ailesinin sosyal güvencesi yoktur ve hastane ya da doktor, onun çocukluğunda uzak kavramlardır. Ancak okuma isteği, onu bu zorlukların üstesinden gelmeye iter. Antalya Akseki Yatılı Kız Meslek Lisesi’ni kazanmasına rağmen, yayladaki ailesine yardım etmekte olduğu için kayıt süresini kaçırır. Bu durum, onu hem üzer hem de düşündürür. Zira, eğitim onun için bir kurtuluş yoludur.
Dürdane, lise yıllarında kendini yeniden keşfeder. Öğretmenlerinin desteği ve kendi azmi, onu anaokulu öğretmenliğine taşır. İstanbul’daki UNICEF eğitim merkezinde aldığı eğitim, onun hayatındaki dönüm noktasıdır. Yörük yaşamının çilekeş dünyasından sıyrılarak, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenir. Annesinin çektiği zorluklar, Dürdane’ye hayatta bilinçli seçimler yapmanın önemini öğretir.
Yörük kültürünün doğayla iç içe, dayanışma dolu ama bir o kadar da zorlu dünyası, Dürdane’nin kimliğini de şekillendirmiştir. Annesinin her doğumda çektiği sancılar, komşuların dayanışması ve kendi eğitim yolculuğu, onun hayat hikâyesinin temel taşlarıdır. Bu yönüyle “Göçün Rüzgârı”, bireyin değil, bir kültürün ve bir dönemin öyküsüdür.
Dürdane’nin hikâyesi, Yörük kadınının gücünü ve çocuklarının azmini yansıtan bir aynadır ve mutlaka okunmalıdır.
*
Kaynakça
Sarı, D. (2025). Göçün Rüzgârı (Gerçek Bir Hayat Hikayesi) (I. b.). (Ö. Demiralev, Dü.) Mersin Global Yayıncılık.
*
PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI-29, 25 Ağustos 2025
Yörük Kadınlarının Zamanlar Arası İzleri-24
“Kaç Kaç Doğumu” ve Yanparlı Hüseyin Efendi: Bir Mücahidin Hikayesi (1878-1963)
Ekleme
Tarihi: 22 Ağustos 2025 -Cuma
KÜLTÜR YAZILARI... PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI- 28: 21 Ağustos 2025
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.