19 Haziran 2025/ PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI- YÖRÜK KADINLARININ ZAMANLAR ARASI İZLERİ-Y1-8/3
Bir Doğumun Sessiz Hafızası ve Bir Bedenin Kırk Günü
*
“Hamilelikte hiçbir şeye aşermedim. Ailemde de aşerme önemsenmezdi.” / Bugün bir can çekmesiyle sofralar değişiyor. O gün ise “istek susar”, çünkü bulunamazsa üzüntü olur. Aşermek, eksikliği çağırmaktır. O yüzden bastırılır. Kadın, kendi arzusu karşısında sessizdir. “Çünkü o sessizlik, aynı zamanda bir korunmadır.”
*
“Her işi yapardım.” / Hamilelik bir durak değil, yürüyüşün kendisidir. Kadın dinlenmez, çünkü kimse onun yerine iş tutamaz. Yakacak toplamaya da gider, ateşe de üfler, sürüye de seslenir. Evliliğe de hem ağlar hem gider. Ya yakınlar? “Sadece tavsiye verirler.” O da sözle… Yardım, omuz vermek değil; öğüt olur.
*
“Hamilelikte doktora gittim.” / Mevsim sonbahar, ovadalar. Artık şartlar değişmektedir. Şehir yakındır, hastane ulaşılır durumda. Kadın, imkânla tanışır. Ama eskiyle yeni iç içedir. Üç kış çadır hayatı sürmüştür. İlk doğum ormanda başlar, Tarsus’un Kulak köyü civarında. Bu defa doktor sezaryen der. Kadın çadıra döner. Sancı başlar. “Yirmi gün sonra yeniden doğuma yollanır.” Mersin’de doğum olur ama bebek mikrop kapar. Bugünün steril hastanelerinde bile risk var. Oysa o gün, mikrop çadıra değil, teknolojiye girer. “Yedi iğneyle iyileşir bebek.” Çünkü hayatta kalmak, eski ya da yeniyle değil, dayanmakla ilgilidir.
*
“Kız çocuğunu severdim ama kızım olmadı.” / Anne serzenişte bulunuyor. Yörükler için kız, eksik değil, “kıymettir”. Evde bir parça daha sıcaklık, yükü paylaşacak bir omuz. Kız istemek, güçlü olmayı istemektir.
*
“Çocuk olsun diye adak yapmadım.” / Ama yapılır. Hocalara gidilir. Muskalar yazılır. “Hamaylı derler.” 6666 ayetten kelimeler seçilir. Kadın bedenine taşınır. Bu, sadece inanç değil; umutla yoğrulmuş bir arayıştır. Modern tıbbın olmadığı yerde, inanç tedaviye dönüşür.
*
“Kızken bebek bohçası hazırladım. Doğum bohçamı annem hazırladı.” / Bugün e-ticaret sitelerinden eksik listeleri tamamlıyoruz. O gün bohça, annenin ellerinden geçer. Pamuklu akbez, küçük kıyafetler, bir makas.
*
“Makas kaynatılarak kullanılır.” Çünkü hijyen bilgisi yalnızca kitapla değil, hayatla öğrenilir.
*
“Doğum anında salavat getirilir, kelime-i şehadet söylenir.” / Bu, sadece doğurmak değil, teslim olmaktır.
*
“Ebenin ayağı uğurludur.” / Çünkü bilgi kadar inanç da yaşatır kadını. Ebe, tecrübe ve dua ile gelir. Bugünün uzmanı gibi değil; ama aynı güvenle.
*
“Bebeğimin göbek bağını ne yaptılar, bilmiyorum.” / Bugün göbek bağı, tıbbi atık. O gün ise gizli bir emanet. Çoğu zaman evde bir sandıkta saklanır. Kimi zaman okul eşiğine, kimi zaman evin bir köşesine gömülür. Çünkü göbek bağının “yolu belirlediği”ne inanılır. “O sadece bir doku değil, bir yazgıdır.”
*
Evde doğan bebeğin “eşi toprağa gömülür”. / Toprak, canın döndüğü yerdir. Anneanne ilk yıkayan, ilk giydiren, ilk koklayandır. Bebek, doğar doğmaz yıkanır. Ardından, karışım başlar: “tuz, şeker, süt, bal, kına” Modern tıpta her biri ayrı bir yere oturur: Tuz; antiseptik / Bal; doğal antibakteriyel / Süt; yumuşatıcı / Şeker; enerji kaynağı / Kına; kurutucu, koruyucu. Ama asıl mesele, “ter kokmasın, derisi kalınlaşsın” diyedir. Bugün bebekler kremle korunur. O gün “inançla yoğrulmuş karışımla.”
*
Doğumdan sonra su içmek yoktur. Bunun yerine “un, tereyağı, pekmez ve şeker.” Hem ısıtır hem kuvvet verir. Su “karın şişirir, loğusanın içini üşütür” denir. Buğdaydan bulamaç, annede güç, çocukta doygunluk artar.
*
“Sütün azsa, kavurga ye.” / Kavurulmuş buğday, süt yapan gıdadır. Besin değil, “niyetle yenilen güçtür.”
İlk süte “ağız” denir. Değerlidir. Bağışıklıkla doludur. Ama süt azsa, öğüt gelir. Gece 12.00’de çocuk doyurulursa, nazar değmez derler. Zamanın bile korunma biçimi vardır.
Kadın iki gün sonra yıkanır. Kadın temiz olmalı, çünkü “misafir gelir.” Ama adetli olanlar gelmez. Tıpta bunun nedeni yok. Ama inançta “kanlı el, kırklı bedene değmesin” kaygısı var. Bu bir temizlik değil, “bedensel dengenin korunmasıdır.”
*
“Bebek sarılık olmasın diye sarı, albasmasın diye kırmızı yazma örtülür.” / Renkler göz zevki değil, “koruyucu perde”dir. Sarı, sarılığa karşı; kırmızı, korkulara… Modern tıp sarılığı bilir ama yazmayı tanımaz. Yine de “psikolojik korunma”, bedeni de teskin eder.
Kırklı bebek evden çıkmaz. Çıkarsa da önce “kaynana ve kayınbabaya” gidilir. / Çünkü aile büyükleri, kötülüğün ilk engelidir. Kırklı bebekler bir araya gelmez. Bezleri değiştirilir. Ya da annenin başörtüleri.
“Çapraz kaderler birbirine değmesin.” / Bugün “mikrop bulaşır” denir. O gün “hal bulaşır” korkusu vardır.
*
Kırkıncı gün geldi mi, ritüel başlar. / “Yerden taş alınır, yere atılıp kırılır.” Kırk parça. Her biri, doğumun ağırlığıdır. Taş parçaları suya atılır. Bebek ve aile o suyla yıkanır. “Bu, kırklı karanlıktan çıkıştır.” Kırktan sonra bebek toplumla tanışır. O güne kadar yalnızca korunur.
Yemekler haranıda pişer, yüz yağlıkla silinir. Yuka ekmek, peynirle dürülür, “çomaç” olur. Azık, göç yolunun yoldaşıdır. Ve bugün ise cam şişelerle taşınır mama…
*
Tıbbi ve Antropolojik Bilgilendirme:
Göbek bağı saklama / gömme geleneği: Antropolojik olarak kişinin kimliğiyle mekân arasında bağ kurma pratiğidir. Modern tıpta göbek bağının fiziksel kalıntı olarak saklanmasının biyolojik faydası yoktur, ancak kültürel hafızada yön belirleyici (örneğin “öğretmen olsun diye okul bahçesine gömme”) gibi anlamlar taşır. / Eşin toprağa gömülmesi: Doğumun “tamamlanması” olarak görülür. Toprakla ilişkilendirme, doğum-ölüm döngüsünü simgeler. Hijyenik bir uygulama sayılmaz, ancak doğaya dönüş temasının halk inancındaki karşılığıdır. / Bal, süt, tuz, kına, şeker karışımı: Tuz, antiseptik özellikli. / Bal: Antibakteriyel ama bebeklerde botulizm (bir zehirlenme türü) riski nedeniyle önerilmez. / Süt: Deri için yumuşatıcı. / Kına: Antifungal (mantarları öldüren veya büyümesini durduran ilaçlar) özelliği olabilir, ama tıpta bu şekilde kullanılmaz. / Şeker: Belli bir vücut bölgesiyle sınırlı olarak enerji kaynağı ama deriye uygulanmasının doğrudan tıbbi karşılığı yoktur. / Genel değerlendirme: Bunlar sembolik koruyucular; deri koruma, koku giderme gibi işlevler halk bilgisi içinde anlam bulur. / Doğum sonrası su verilmemesi: Halk arasında “su şişirir” inancı yaygındır. Tıbben hidrasyon (vücudun su ve elektrolit düzeyinin belirli bir ölçüde tutulmasına denir) önemli olsa da ilk günlerde sıvının ölçülü verilmesi gerektiği konusunda modern tıpta da dikkat vardır. / Süt artırıcı gıdalar (kavurga vb.): Kavurulmuş buğday, enerji verir. Annenin kalorili beslenmesi sütü artırabilir; bu yönüyle halk bilgisinde karşılık bulur. / Adetli kadının kırklı eve girmemesi: Tıbbi karşılığı yoktur. “Kirli” sayıldığı geleneksel anlayıştan türeyen koruma refleksidir. Antropolojik açıdan “ritüel temizlik” kavramı ile ilişkilidir. / Sarı ve kırmızı yazma kullanımı: Sarılığa karşı sarı örtü semboliktir. Tıbben karşılığı yoktur. “Albasma”ya karşı kırmızı ise psikolojik bir korunma biçimidir. Renklerin sembolik anlamları kültürden kültüre değişir. / Kırklı ritüeller: Modern tıpta bağışıklığın ilk 40 gün daha zayıf olduğu bilinmektedir. Bu nedenle halk arasında bebeği izole etme pratiği aslında koruyucu işlev görmüştür. / Kırk taş ritüeli: Ruhsal bir geçiş pratiğidir. Antropolojik olarak liminal dönemden çıkışı simgeler. Tıbbi bir işlevi yoktur, ama toplumsal aidiyetin ilk temas anıdır. / Çomaç, azık, haranı: Göçer yaşamda pratik, dayanıklı ve hızlı erişilebilir gıda önemlidir. Yufka ekmek, taşınabilirlik ve uzun süre kullanılabilme açısından uygundur. Azık, bir kültürel bellek taşıyıcısıdır. Haranı, aş pişirilen geniş kaptır.
*23 Haziran 2025/ PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI- YÖRÜK KADINLARININ ZAMANLAR ARASI İZLERİ-Y1-9/1-Bu Kez Bir Yörük Beyi Konuşacak. “Köklerin Rüzgârı ve Göçün İzi -I-”