Yörük Kadınlarının Zamanlar Arası İzleri-25“ Kaç Kaç Doğumu” ve Yanparlı Hüseyin Efendi: Bir Mücahidin Hikayesi (1878-1963)
*
“Bu çalışmada Murat Yanpar’ın (Yanpar, 2018) YANPARLILAR adlı eseri, yazarın özgün üslubuna saygı gözetilerek tarafımızca yorumlanmış ve tematik çözümleme amacıyla yeniden ele alınmıştır”
*
Eski İçel’de, şimdilerin Mersin’i; 1920'nin o korkulu kışının işgal günlerinde "kaç kaç" denilen bir tufan yaşanıyordu. Top sesleri dağlardan yankılanıp vadileri doldururken, ahali evlerini, yuvalarını geride bırakıp can derdine düşmüştü. Herkes, binek hayvanlarına, katırlarına, eşeklerine bir tutam umut yükleyip derelerden, koyaklardan sığınacak bir yer arayışıyla Torosların Gözne'sine, o yalçın dağlara doğru tırmanıyordu.
İşte tam da o telaş içinde, Darıseksi deresinin buz gibi sularını geçerken, Fadime’nin keskin çığlığı duyuldu. Yanı başında yürüyen küçük kızı Emine'nin irkilmiş gözleri arasında atından indirildi.
"Geliyor!" diye bağırdı Fadime'nin acıdan kıvrılan sesi.
Bir savan hızla çekilip çalılıkların altına bir barınak kuruldu, altına ufacık bir döşek serildi. Zaman durmuştu sanki…
Beş dakika sonra, o kargaşanın ortasında, yepyeni bir çığlık duyuldu. Nur topu gibi bir erkek çocuğun sesiydi bu. Gözlerdeki korku yerini tebessümlere bırakmış, yorgun yüzlerde bir anlık mutluluk belirmişti.
Sekiz, dokuz çocuk doğurmuş olan Fadime tecrübeliydi, yanına alması gereken her şeyi almıştı. Ebelik yapan yaşlı kadın, hemen yanlarında duran atın henüz sıcak olan dışkısını bir beze sardı. Bebek üşümesin diye sıcak, nemli bezle kundaklandı.
İki saatlik bir duraklamanın ardından, yeniden yola koyulmak gerekiyordu. Fadime, zorlukla ata bindirildi ve can parçası, yeni doğan bebeği kucağına verildi. Günün son ışıkları sönerken, Gözne'ye varmışlardı. O gece, top sesleri bile yeni bir canın umut dolu çığlığına yenik düşmüştü.
İşte bu bebek, yazarımız Murat Yanpar’ın sevgili babası Halil, diğer adıyla Hacı Reis’tir.
Onun doğumu, yeni bir hayatın başlangıcı olurken, aynı zamanda Çukurova'nın isimsiz kahramanlarından biri olan büyükbabası Yanparlı Hüseyin Efendi'nin destansı mücadelesinin bir parçası olmuştur.
*
Yanparlı Hüseyin Efendi'nin Mirası:
Bu hikâye, 1878 yılında, Mersin'in "Yanpar" adıyla bilinen köyünde başlar. Köyün ve "Yanpar" soyunun kurucusu Hacı Murat’ın Karaman'dan kaçarak bu topraklara yerleşmesiyle ilk temel atılır.
Hacı Murat, Ermenilerden arazi satın alarak oymağına yeni bir yurt kurar ve bu soyun en önemli isimlerinden biri olan Hacı İbrahim’in oğlu Hüseyin Efendi, 1878'de dünyaya gelir.
Çocukluğu, annesinin erken ölümü ve babasının altı evliliğiyle geçen Hüseyin, bu zorluklara rağmen zeki bir çocuk olarak öne çıkar. Erken yaşta Tarsus Rüştiye’sinde eğitimini yarım bırakmak zorunda kalsa da ileride ona büyük kapılar açacak olan okuryazarlık ve bilgi birikimine sahip olur.
Genç yaşta evlenen Hüseyin’in hayatı, ailesini ve onurunu koruma çabasıyla şekillenir. Kız kardeşinin başına gelen talihsiz bir olay, onun gururuna dokunur ve köyü terk ederek yedi kilometre ötedeki Kürkçü'ye taşınmasına neden olur. Bu göç, onun hayatında yeni bir dönemin başlangıcıdır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında, devletin vergi toplama işini özelleştirdiği "iltizam" sistemiyle Hüseyin Efendi’nin hayatı yeni bir boyut kazanır. O, bu sistemde "öşürcü" olarak anılan ve tarımsal üretimin vergisini toplayan güçlü bir şahsiyet haline gelir. Tarsus ve Mersin'in 25 köyünün vergisini toplayarak büyük bir itibar ve servet edinir. Bu dönemde kurduğu sağlam dostluklar, ileride Çukurova’nın kurtuluş mücadelesinde hayati bir rol oynayacaktır.
Fakat asıl destan, 1920 yılında Çukurova'nın Fransızlar tarafından işgaliyle başlar. Hüseyin Efendi, elindeki tüm serveti ve nüfuzu, bölgenin savunması için kurulan Kuvayi Milliye ve Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'ne aktarır. O ve yoldaşları, canlarını hiçe sayarak cephe gerisi lojistikten, muharip müfrezelerin iaşe ve cephane ihtiyacını karşılamaya kadar her alanda mücadele eder.
Yanparlı Hüseyin Efendi’nin hikayesini, bir aile şeceresinin anlatımı olarak düşünmeyelim. Aynı zamanda 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl ortası arasında Mersin ve çevresindeki sosyal yapının, göçlerin, ekonomik düzenin ve siyasi çalkantıların küçük ama yoğun bir özeti gibidir.
Murat Yanpar’ın kitabında yer alan bu anlatı, Hüseyin Efendi ve arkadaşlarının hem Fransız işgaline hem de kendi içlerindeki ihanetlere karşı verdiği çetin mücadeleyi, kişisel fedakarlıklar ve dramatik olaylar üzerinden gözler önüne seriyor ve bir milletin var oluş mücadelesinin nasıl kazanıldığını bir kez daha hatırlatıyor.
Daha geniş bilgi için adı geçen kitap mutlaka okunmalıdır…
*
Kaynakça
Yanpar, M. (2018). Yanparlılar (2. b.). (S. Gülmez, Dü.)
*
PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI-30: 28 Ağustos 2025
KİTAP TANITIMI: Murat YANPAR / “YANPARLILAR”
Anasayfa
Yazarlar
Hilmi Dulkadir
Yazı Detayı
Bu yazı 268 kez okundu.
PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI- 29: 25 Ağustos 2025
Yörük Kadınlarının Zamanlar Arası İzleri-25“ Kaç Kaç Doğumu” ve Yanparlı Hüseyin Efendi: Bir Mücahidin Hikayesi (1878-1963)
*
“Bu çalışmada Murat Yanpar’ın (Yanpar, 2018) YANPARLILAR adlı eseri, yazarın özgün üslubuna saygı gözetilerek tarafımızca yorumlanmış ve tematik çözümleme amacıyla yeniden ele alınmıştır”
*
Eski İçel’de, şimdilerin Mersin’i; 1920'nin o korkulu kışının işgal günlerinde "kaç kaç" denilen bir tufan yaşanıyordu. Top sesleri dağlardan yankılanıp vadileri doldururken, ahali evlerini, yuvalarını geride bırakıp can derdine düşmüştü. Herkes, binek hayvanlarına, katırlarına, eşeklerine bir tutam umut yükleyip derelerden, koyaklardan sığınacak bir yer arayışıyla Torosların Gözne'sine, o yalçın dağlara doğru tırmanıyordu.
İşte tam da o telaş içinde, Darıseksi deresinin buz gibi sularını geçerken, Fadime’nin keskin çığlığı duyuldu. Yanı başında yürüyen küçük kızı Emine'nin irkilmiş gözleri arasında atından indirildi.
"Geliyor!" diye bağırdı Fadime'nin acıdan kıvrılan sesi.
Bir savan hızla çekilip çalılıkların altına bir barınak kuruldu, altına ufacık bir döşek serildi. Zaman durmuştu sanki…
Beş dakika sonra, o kargaşanın ortasında, yepyeni bir çığlık duyuldu. Nur topu gibi bir erkek çocuğun sesiydi bu. Gözlerdeki korku yerini tebessümlere bırakmış, yorgun yüzlerde bir anlık mutluluk belirmişti.
Sekiz, dokuz çocuk doğurmuş olan Fadime tecrübeliydi, yanına alması gereken her şeyi almıştı. Ebelik yapan yaşlı kadın, hemen yanlarında duran atın henüz sıcak olan dışkısını bir beze sardı. Bebek üşümesin diye sıcak, nemli bezle kundaklandı.
İki saatlik bir duraklamanın ardından, yeniden yola koyulmak gerekiyordu. Fadime, zorlukla ata bindirildi ve can parçası, yeni doğan bebeği kucağına verildi. Günün son ışıkları sönerken, Gözne'ye varmışlardı. O gece, top sesleri bile yeni bir canın umut dolu çığlığına yenik düşmüştü.
İşte bu bebek, yazarımız Murat Yanpar’ın sevgili babası Halil, diğer adıyla Hacı Reis’tir.
Onun doğumu, yeni bir hayatın başlangıcı olurken, aynı zamanda Çukurova'nın isimsiz kahramanlarından biri olan büyükbabası Yanparlı Hüseyin Efendi'nin destansı mücadelesinin bir parçası olmuştur.
*
Yanparlı Hüseyin Efendi'nin Mirası:
Bu hikâye, 1878 yılında, Mersin'in "Yanpar" adıyla bilinen köyünde başlar. Köyün ve "Yanpar" soyunun kurucusu Hacı Murat’ın Karaman'dan kaçarak bu topraklara yerleşmesiyle ilk temel atılır.
Hacı Murat, Ermenilerden arazi satın alarak oymağına yeni bir yurt kurar ve bu soyun en önemli isimlerinden biri olan Hacı İbrahim’in oğlu Hüseyin Efendi, 1878'de dünyaya gelir.
Çocukluğu, annesinin erken ölümü ve babasının altı evliliğiyle geçen Hüseyin, bu zorluklara rağmen zeki bir çocuk olarak öne çıkar. Erken yaşta Tarsus Rüştiye’sinde eğitimini yarım bırakmak zorunda kalsa da ileride ona büyük kapılar açacak olan okuryazarlık ve bilgi birikimine sahip olur.
Genç yaşta evlenen Hüseyin’in hayatı, ailesini ve onurunu koruma çabasıyla şekillenir. Kız kardeşinin başına gelen talihsiz bir olay, onun gururuna dokunur ve köyü terk ederek yedi kilometre ötedeki Kürkçü'ye taşınmasına neden olur. Bu göç, onun hayatında yeni bir dönemin başlangıcıdır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında, devletin vergi toplama işini özelleştirdiği "iltizam" sistemiyle Hüseyin Efendi’nin hayatı yeni bir boyut kazanır. O, bu sistemde "öşürcü" olarak anılan ve tarımsal üretimin vergisini toplayan güçlü bir şahsiyet haline gelir. Tarsus ve Mersin'in 25 köyünün vergisini toplayarak büyük bir itibar ve servet edinir. Bu dönemde kurduğu sağlam dostluklar, ileride Çukurova’nın kurtuluş mücadelesinde hayati bir rol oynayacaktır.
Fakat asıl destan, 1920 yılında Çukurova'nın Fransızlar tarafından işgaliyle başlar. Hüseyin Efendi, elindeki tüm serveti ve nüfuzu, bölgenin savunması için kurulan Kuvayi Milliye ve Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'ne aktarır. O ve yoldaşları, canlarını hiçe sayarak cephe gerisi lojistikten, muharip müfrezelerin iaşe ve cephane ihtiyacını karşılamaya kadar her alanda mücadele eder.
Yanparlı Hüseyin Efendi’nin hikayesini, bir aile şeceresinin anlatımı olarak düşünmeyelim. Aynı zamanda 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl ortası arasında Mersin ve çevresindeki sosyal yapının, göçlerin, ekonomik düzenin ve siyasi çalkantıların küçük ama yoğun bir özeti gibidir.
Murat Yanpar’ın kitabında yer alan bu anlatı, Hüseyin Efendi ve arkadaşlarının hem Fransız işgaline hem de kendi içlerindeki ihanetlere karşı verdiği çetin mücadeleyi, kişisel fedakarlıklar ve dramatik olaylar üzerinden gözler önüne seriyor ve bir milletin var oluş mücadelesinin nasıl kazanıldığını bir kez daha hatırlatıyor.
Daha geniş bilgi için adı geçen kitap mutlaka okunmalıdır…
*
Kaynakça
Yanpar, M. (2018). Yanparlılar (2. b.). (S. Gülmez, Dü.)
*
PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI-30: 28 Ağustos 2025
KİTAP TANITIMI: Murat YANPAR / “YANPARLILAR”
Ekleme
Tarihi: 25 Ağustos 2025 -Pazartesi
PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI- 29: 25 Ağustos 2025
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.