Surk Dedesi ve Körpe Çocukları Dernekleme:
•
Bu çalışmada yer alan bazı çözümlemeler, (Gülcan, 1987) kaynakçada belirtilen saha derleme eserinden elde edilen halk anlatıları ve kültürel betimlemelerden hareketle oluşturulmuştur. İlgili içerikler doğrudan alıntı niteliği taşımamakta olup, akademik amaçla yorumlanmıştır.
•
Albastı inancı çerçevesinde şekillenen korunma stratejileri, hastalık hallerinde devreye giren tedavi edici pratiklerle sınırlı kalmamakta; toplumun kolektif bilincinde nesilden nesile aktarılan ve gündelik hayatın içine nüfuz etmiş önleyici bir çeşit törenle de kendini göstermektedir. Bu pratikler, bireyi olası tehlikelerden korumayı hedeflediği kadar, toplumsal bağları da güçlendiren, aidiyet duygusunu pekiştiren bir işleve sahiptir.
Karaman yöresine ait iki spesifik uygulama olan “Sürk Dedesi” ziyareti ve “Körpe Çocukları Dernekleme” adeti, bu önleyici ve toplumsal örgütlenme boyutunu anlamak açısından oldukça çarpıcı örnekler teşkil eder.
•
Sürk Dedesi: Kutsal Bir Mekânda Şifa Arayışı ve Toplumsal Dayanışma:
“Sürk” olarak adlandırılan (ekzema-mayasıl) cilt hastalıklarının tedavisi için gerçekleştirilen uygulama, sıradan bir mekânın toplumsal inançla nasıl kutsal bir şifa merkezine dönüştüğünün somut bir kanıtıdır. Karaman’daki eski şehir kalesinin Hoca Mahmut Kapısı dışındaki mezarlıkta bulunan “Sürk Dedesi” lahdine yapılan ziyaret, bireysel bir şifa arayışı olmaktan çıkıp, kadınlar merkezinde örgütlenen geniş katılımlı bir toplumsal harekete dönüşmektedir. Uygulamanın merkezinde, hastalığın somut bir temsilinin (çıbanlar) metal bir çiviye aktarılarak lahide çakılması, böylece hastalığın kutsal sayılan mekâna hapsedilmesi düşüncesi yatar. Bu uygulama, modern tıptaki “empatigo” veya “ekzema” gibi tanımlara karşılık, halk kültürünün hastalığı somutlaştırma ve onu kontrol altına alma çabasını yansıtır.
Ancak bu ziyaret, salt bir tedavi seansı değil, aynı zamanda bir toplumsal kutlamadır. Beraberinde getirilen, tartılmadan alınmış fındıkların çocuğun başından dökülüp toplanarak yenmesi, piknik yapılması, gençlerin oyunlar oynaması, bir nevi şenliğe dönüşür. Bu şekilde, bireysel bir sıkıntı, kolektif bir neşe ve dayanışma anına evrilir. “Eh: Vakt-ı zamanı gelince de o çocuğun sürk çıbanları geçmiş olurdu” (s.178) ifadesi, inancın gücünü ve bu kolektif pratiğe duyulan sarsılmaz güveni ortaya koyar. Sürk Dedesi, tıpkı Albastı Ocakları gibi, toplumun kendi içinde ürettiği bir çözüm mekanizması ve sosyal sermaye kaynağıdır.
•
Gelelim Dernekleme’ye:
Bu Bir Çeşit Estetik Kaygıların Kültürel Kodlarla İfade Edilmesi Anlamına Gelir. Şöyle ki:
Koruyucu pratikler başlı başına hastalıklara karşı değil, estetik ve toplumsal kabul görmüş fiziksel normları garanti altına almaya yönelik olarak da karşımıza çıkar. “Körpe Çocukları Dernekleme” adeti, ileride “kümük ve yaygın” (kalkık ve yayvan) bir burun yapısı oluşmaması için uygulanan profilaktik (hastalıkları önlemek amacıyla alınan tedbirlerin bütünü) bir müdahaledir. Bu uygulama, toplumun gelecekteki bireylerinden beklediği fiziksel özelliklere dair kaygıların, bebek bedeni üzerinden erken bir müdahale ile giderilmeye çalışıldığını gösterir. “Dernek-dernek, dernek” diyerek yapılan hafif burun sıkıştırmaları, bir masaj ve biçimlendirme eylemi olmakla beraber, sözlü bir büyü niteliği de taşır. Söylenen sihirli sözler, fiziksel eylemin etkinliğini arttıran bir unsur olarak devreye girer.
Bu pratiğin Cumartesi günleriyle (“Dernek” günü) özdeşleştirilmesi ise, inancın zaman boyutunu gözler önüne serer. “Cuma’dan Dernek, komşudan örnek” ve “Derneksiz Pazar, pazar olmaz” gibi atalar sözleri, cumartesi gününün toplumsal hafızadaki yerini ve eylemler için en uygun zaman dilimi olarak kodlanışını kanıtlar niteliktedir. Etimolojik olarak Farsça’daki “istirahat etmek, bir yerde karar kılmak” anlamlarından türediği düşünülen “dernek” kelimesi, bu bağlamda çocuğun burnunun istikrarlı ve güzel bir biçimde “karar kılması” amacıyla bağdaştırılabilir. Bu durum, halk kültürünün, dilin ve inanç sisteminin birbirini besleyerek nasıl karmaşık bir kültürel örüntü oluşturduğunun da bir göstergesidir.
•
Kaynakça
Gülcan, A. D. (1987). Karaman Tarihinden Hikayeler-Gelenekler (I. b.).
•
|PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI| 54 | 20. 11. 2025 | Yörük Topluluklarında Akraba Evlilikleri ve Geleneksel Doğum Kontrol Pratikleri: Honamlı Yörükleri Örneği.
Anasayfa
Yazarlar
Hilmi Dulkadir
Yazı Detayı
Bu yazı 141 kez okundu.
KÜLTÜR YAZILARI... PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI | 53 | 17. 11. 2025 | Hilmi DULKADİR
Surk Dedesi ve Körpe Çocukları Dernekleme:
•
Bu çalışmada yer alan bazı çözümlemeler, (Gülcan, 1987) kaynakçada belirtilen saha derleme eserinden elde edilen halk anlatıları ve kültürel betimlemelerden hareketle oluşturulmuştur. İlgili içerikler doğrudan alıntı niteliği taşımamakta olup, akademik amaçla yorumlanmıştır.
•
Albastı inancı çerçevesinde şekillenen korunma stratejileri, hastalık hallerinde devreye giren tedavi edici pratiklerle sınırlı kalmamakta; toplumun kolektif bilincinde nesilden nesile aktarılan ve gündelik hayatın içine nüfuz etmiş önleyici bir çeşit törenle de kendini göstermektedir. Bu pratikler, bireyi olası tehlikelerden korumayı hedeflediği kadar, toplumsal bağları da güçlendiren, aidiyet duygusunu pekiştiren bir işleve sahiptir.
Karaman yöresine ait iki spesifik uygulama olan “Sürk Dedesi” ziyareti ve “Körpe Çocukları Dernekleme” adeti, bu önleyici ve toplumsal örgütlenme boyutunu anlamak açısından oldukça çarpıcı örnekler teşkil eder.
•
Sürk Dedesi: Kutsal Bir Mekânda Şifa Arayışı ve Toplumsal Dayanışma:
“Sürk” olarak adlandırılan (ekzema-mayasıl) cilt hastalıklarının tedavisi için gerçekleştirilen uygulama, sıradan bir mekânın toplumsal inançla nasıl kutsal bir şifa merkezine dönüştüğünün somut bir kanıtıdır. Karaman’daki eski şehir kalesinin Hoca Mahmut Kapısı dışındaki mezarlıkta bulunan “Sürk Dedesi” lahdine yapılan ziyaret, bireysel bir şifa arayışı olmaktan çıkıp, kadınlar merkezinde örgütlenen geniş katılımlı bir toplumsal harekete dönüşmektedir. Uygulamanın merkezinde, hastalığın somut bir temsilinin (çıbanlar) metal bir çiviye aktarılarak lahide çakılması, böylece hastalığın kutsal sayılan mekâna hapsedilmesi düşüncesi yatar. Bu uygulama, modern tıptaki “empatigo” veya “ekzema” gibi tanımlara karşılık, halk kültürünün hastalığı somutlaştırma ve onu kontrol altına alma çabasını yansıtır.
Ancak bu ziyaret, salt bir tedavi seansı değil, aynı zamanda bir toplumsal kutlamadır. Beraberinde getirilen, tartılmadan alınmış fındıkların çocuğun başından dökülüp toplanarak yenmesi, piknik yapılması, gençlerin oyunlar oynaması, bir nevi şenliğe dönüşür. Bu şekilde, bireysel bir sıkıntı, kolektif bir neşe ve dayanışma anına evrilir. “Eh: Vakt-ı zamanı gelince de o çocuğun sürk çıbanları geçmiş olurdu” (s.178) ifadesi, inancın gücünü ve bu kolektif pratiğe duyulan sarsılmaz güveni ortaya koyar. Sürk Dedesi, tıpkı Albastı Ocakları gibi, toplumun kendi içinde ürettiği bir çözüm mekanizması ve sosyal sermaye kaynağıdır.
•
Gelelim Dernekleme’ye:
Bu Bir Çeşit Estetik Kaygıların Kültürel Kodlarla İfade Edilmesi Anlamına Gelir. Şöyle ki:
Koruyucu pratikler başlı başına hastalıklara karşı değil, estetik ve toplumsal kabul görmüş fiziksel normları garanti altına almaya yönelik olarak da karşımıza çıkar. “Körpe Çocukları Dernekleme” adeti, ileride “kümük ve yaygın” (kalkık ve yayvan) bir burun yapısı oluşmaması için uygulanan profilaktik (hastalıkları önlemek amacıyla alınan tedbirlerin bütünü) bir müdahaledir. Bu uygulama, toplumun gelecekteki bireylerinden beklediği fiziksel özelliklere dair kaygıların, bebek bedeni üzerinden erken bir müdahale ile giderilmeye çalışıldığını gösterir. “Dernek-dernek, dernek” diyerek yapılan hafif burun sıkıştırmaları, bir masaj ve biçimlendirme eylemi olmakla beraber, sözlü bir büyü niteliği de taşır. Söylenen sihirli sözler, fiziksel eylemin etkinliğini arttıran bir unsur olarak devreye girer.
Bu pratiğin Cumartesi günleriyle (“Dernek” günü) özdeşleştirilmesi ise, inancın zaman boyutunu gözler önüne serer. “Cuma’dan Dernek, komşudan örnek” ve “Derneksiz Pazar, pazar olmaz” gibi atalar sözleri, cumartesi gününün toplumsal hafızadaki yerini ve eylemler için en uygun zaman dilimi olarak kodlanışını kanıtlar niteliktedir. Etimolojik olarak Farsça’daki “istirahat etmek, bir yerde karar kılmak” anlamlarından türediği düşünülen “dernek” kelimesi, bu bağlamda çocuğun burnunun istikrarlı ve güzel bir biçimde “karar kılması” amacıyla bağdaştırılabilir. Bu durum, halk kültürünün, dilin ve inanç sisteminin birbirini besleyerek nasıl karmaşık bir kültürel örüntü oluşturduğunun da bir göstergesidir.
•
Kaynakça
Gülcan, A. D. (1987). Karaman Tarihinden Hikayeler-Gelenekler (I. b.).
•
|PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI| 54 | 20. 11. 2025 | Yörük Topluluklarında Akraba Evlilikleri ve Geleneksel Doğum Kontrol Pratikleri: Honamlı Yörükleri Örneği.
Ekleme
Tarihi: 17 Kasım 2025 -Pazartesi
KÜLTÜR YAZILARI... PAZARTESİ-PERŞEMBE BULUŞMALARI | 53 | 17. 11. 2025 | Hilmi DULKADİR
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.