Hayatta sindirmesi en zor, kabul etmesi en imkânsız durumlardan biri nedir bilir misiniz? Karşı karşıya kaldığınız apaçık bir haksızlık karşısında, sırf verdiğiniz tepkinin dozu yüzünden bir anda "suçlu" ilan edilmek.
Her şey o kadar net başlamıştır ki aslında. Mağdur sizsinizdir, canı yanan sizsinizdir, hakkı yenen yine sizsinizdir. İçinizdeki adalet duygusu avaz avaz bağırırken, o haksızlığı sineye çekmeyi kendinize yediremezsiniz. İşte tam o kırılma noktasında, o çok insani ama bir o kadar da tehlikeli olan duygu devreye girer: Fevrilik.
Bir Anlık Parlama, Bir Ömürlük Yük
Fevri davranmak, o an içimizde biriken o devasa öfke ve çaresizlik patlamasının kontrolsüzce dışarı salınmasıdır. Masaya vurulan o sert yumruk, ağızdan çıkan o ağır kelime ya da o an sonunu düşünmeden atılan o fevri adım... Amacımız sadece sesimizi duyurmak ve "Bu haksızlığı kabul etmiyorum!" diye haykırmaktır.
Ancak ne yazık ki dünya sahnesinde işler böyle yürümüyor. Siz haklılığın verdiği o kör edici öfkeyle parladığınız an, spot ışıkları bir anda haksızın üzerinden çekilir ve sizin "öfke patlamanıza" çevrilir. İnsanlar artık size yapılan haksızlığı değil, sizin o haksızlığa verdiğiniz "aşırı" tepkiyi konuşmaya başlar.
Günün sonunda kural değişmez: Fevri davranan, haklılığını kendi elleriyle boğar.
Haklı İken Haksız Duruma Düşmek
Bu durumun yarattığı psikolojik tahribat çok büyüktür. Çünkü kişi hem maruz kaldığı ilk haksızlığın acısını yaşar hem de üstüne "suçlu" damgası yemenin getirdiği o ağır adaletsizlik hissiyle baş başa kalır. Haksızlık yapan kişi bir anda sütten çıkmış ak kaşık gibi kenara çekilirken, siz kendi davanızın sanık sandalyesine oturursunuz.
Kabul edemediğimiz, hazmedemediğimiz şey tam olarak budur. "Nasıl olur da görmezler?" deriz. "Asıl suçluyu bırakıp neden beni suçlarlar?"
Cevap basit ama acımasızdır: Toplum ve sistem, süreçteki üsluba sonuca baktığından daha çok bakar. Haklı olmak, bize haksız yöntemler kullanma meşruiyeti vermez.
Öfkeyi Asalete Dönüştürmek
Peki ne yapmalı? Haksızlığa boyun mu eğmeli, dilsiz şeytan mı olmalı? Elbette hayır. Haksızlığı kabul etmemek bir erdemdir. Ancak bu erdemi fevriliğin gölgesinde ziyan etmemek gerekir.
-
O 10 Saniyelik Boşluk: Tepki vermeden önce derin bir nefes almak, haklılığınızı korumanın ilk kuralıdır.
-
Sesini Değil, Sözünü Yükseltmek: Haklı bir dava, bağırarak değil, net ve sarsılmaz argümanlarla savunulur.
-
Stratejik Sakinlik: Karşı tarafın en çok istediği şey, sizin kontrolünüzü kaybetmenizdir. Fevri davranmayarak onlara bu kozu vermemiş olursunuz.
Unutmayalım ki, öfkeyle kalkan zararla oturur. Haklılığımızın asaletini, fevriliğin acizliğine kurban etmediğimiz gün; adalet yerini gerçekten bulacaktır.

