Adalet, tarihin en eski ve en ağır kelimelerinden biridir. Gözü bağlı bir kadının elinde tuttuğu o meşhur terazi, herkes için eşit tartmayı vadeder. Ancak modern dünyanın gerçekleri bu resmi biraz flulaştırıyor. Bugün sokaktan geçen herhangi birine sorsanız, "Paran yoksa adaleti bulamazsın" cümlesini en az bir kez duymuşsunuzdur. Peki, sistemin en önemli dişlilerinden biri olan avukatların özel sektörde, para karşılığı çalışması adaleti zedeler mi? Yoksa bu, sistemin doğasında olan bir zorunluluk mudur?
Gelin, bu madalyonun iki yüzüne de bakalım.
Gücü Yetenin Adaleti mi?
İlk bakışta, avukatlığın bir piyasa metaına dönüşmesi adalet duygusunu derinden yaralıyor gibi görünüyor. En iyi, en tecrübeli, en prestijli avukatları kimler tutabiliyor? Tabii ki cüzdanı en kabarık olanlar.
Bir tarafta devasa bütçesiyle ülkenin en iyi hukuk kadrosunu arkasına almış bir şirket veya birey, diğer tarafta ise hakkını savunmaya çalışan ama bir avukatlık ücretini ödemekte zorlanan sıradan bir vatandaş... Böyle bir senaryoda terazinin kefelerinin eşit kalacağını iddia etmek safdillik olur. Paranın satın alabildiği "en iyi savunma", parası olmayanın aleyhine işlediğinde, adalet mekanizması bir "hak arama" yerinden ziyade, bir "finansal güç savaşına" dönüşme riski taşır.
Emeğin Hak Edişi ve Profesyonellik
Madalyonun diğer yüzünde ise çok insani ve mesleki bir gerçek duruyor: Avukatlık bir kamu hizmeti olduğu kadar, aynı zamanda saygın bir meslektir.
Bir avukat; yıllarca süren ağır bir eğitimden geçer, uykusuz geceler harcar, müvekkilinin dertlerini omuzlarında taşır ve ciddi bir zihinsel emek sarf eder. Bir doktorun ameliyat için, bir mimarın çizim için ücret alması ne kadar doğalsa, bir avukatın da hukuki bilgisi ve zamanı karşılığında para talep etmesi o kadar doğaldır. Avukatı tamamen gönüllülük esasına bağlamak, hem o mesleği sürdürülemez kılar hem de kalitesini düşürür. İyi bir savunma, iyi bir motivasyon ve profesyonellik gerektirir.
Çözüm Nerede?
Buradaki asıl sorun avukatın para kazanması değil, devletin bu süreçteki dengeleyici rolüdür. Eğer bir sistemde parası olmayana nitelikli bir hukuki destek sağlanamıyorsa, suçlu avukatta değil, sistemi kurandadır.
-
Adli Yardım ve Barolar: Parası olmayan vatandaşlar için devreye giren adli yardım mekanizmaları ve CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) görevlendirmeleri sadece birer "formalite" olmaktan çıkarılmalıdır.
-
Devlet Desteği: Baroların atadığı avukatların ücretleri, devlet tarafından onları da tatmin edecek seviyelere getirilmelidir ki, parası olmayan vatandaş da en az zengin biri kadar güçlü savunulabilsin.
Netice
Avukatların özelde para karşılığı çalışması tek başına adaletsizlik değildir; bu, emeğin karşılığıdır. Ancak "paran kadar adalet" algısının oluştuğu yerde, hukukun üstünlüğü zedelenir.
Adalet, sadece parası olanın ulaşabildiği lüks bir tüketim malzemesi olmamalıdır. Çözüm, avukatların ücretsiz çalışmasında değil; devletin, cüzdanı boş olanın da arkasında durarak o teraziyi dengede tutmasındadır. Aksi takdirde, paranın satın aldığı şey adalet değil, sadece güçlü bir illüzyon olur.

