SİTESOL1
TOLGAGÖKÇELİ
Hilmi Dulkadir
Köşe Yazarı
Hilmi Dulkadir
 

KÜLTÜR YAZILARI... GÜNE DOĞRU YAZILAR | 28.10.2026 | Hilmi DULKADİR | Güzün Sırrı

• Malum, takvim yaprakları sonbaharı gösterdiğinde dağların rengi, rüzgârın huyu değişir. Mersin’in Toroslarında sabahlar öyle sıradan bir uyanış olmaz; "eflatun bir renge” bürünür gece, gökyüzü "portakal buğusuna" bulanır. İçimizdeki o kadim tel titrer çünkü biliriz ki, "şakası yok bu işin, güz geldi yine..."  Güz, doğanın en saf halidir. Şarkılarla değil ama "çoban ıslıklarıyla gelir mevsimler arasından". İnsanı çocukluğuna götüren o masumiyet, "söğüt dalı atına yan binen bir çocuk saflığıyla" yüreğimize konar. Zaman su gibidir; "suya düşen taşın büyüyen halkalarıdır güz..."  Hatırlar mısınız bilmem; patikalardan hüznü eteğine toplayıp savuşup giden göçerleri, üveyiklerin ve taktak kuşlarının çığlıklarını... Ardıç, katran, andız ağaçları güze gülümserken, dağ çiçekleri arasında koşan o çocukluk hatıraları "Mut yaylalarında kalır". Ve bir akşamüstü anlarız ki; "kapandı yaz sofrası şimdi güz..." Her şey güz kokar o sabah; eski pancurlar arasından süzülen ışıltıyla birlikte insan hem evindeki ocağı yeniden tüttürmek hem de ömrünün üşüyen yanlarını ısıtmak ister… (Teknikel, 1989, s. 23). Güzle birlikte doğa üzerindeki elbiselerini birer birer soyunur. İçel Kültürü dergimizin sayfalarında yankılanan bir ses, uçurum başından el açmış tek kalan bir ağaca seslenir ve şu sitemi fısıldar: “Gölgene sığındım serinlet beni / Yaprağın haniya döktün mü ağaç?”  Yorgun yolcuların durağı olan, kuşlara ve kurda ziyafet çeken o ulu varlık şimdi ortalıkta "ölü gibi durur" görünse de aslında toprağın altında sabırsızca bir bahar hazırlığındadır. İnsan kıyamaz ki; "Kırmaya kıyamam bir tek dalını / Kimse sormaz olmuş garip halini" (Topaloğlu, 1993, s. 18) diyerek onun bu kimsesiz asaletine ortak olur. Uçurum başından açılan o eller, aslında toprağa edilen sessiz birer duadır.  Güz, bir eksiliş değil; ömrün hasadıdır. Bağdadı duvarlara vuran ay ışığı, insanın kendi iç sesine varacağı en sakin sığınaktır.  Ve güz, doğanın kavgasız gürültüsüz, kendi içine çekilme vaktidir. Yıllar evvel emek verip sayfalarını ördüğüm “İçel Kültürü” adlı dergimizin sararmış ama ruhundan hiçbir şey kaybetmemiş sayfalarını karıştırırken, bu mevsimin insan kalbinde açtığı yarıkları ve bıraktığı lezzeti iki ayrı sesle yeniden duydum. Biri Mut'un Malhoca Köyü’nden öğretmen Ramazan Teknikel’in dizeleriyle zihnimize kazınan o coşkulu “Güz Çeşitlemeleri”, diğeri ise Mustafa Topaloğlu’ndan uçurum kenarında boynu bükük kalmış o vefalı ağacın sitemi...  Bugün okurlarınızla buluşan bu satırlar; geçmişin o tertemiz dergi sayfalarından bugünün vefalı kalemine uzanan bir vefa köprüsü olsun.  Ne derler bilirsiniz; ömür de bir güz, insan da menzile varan bir yolcu... Yeter ki göğsümüzde biriktirdiğimiz türküler, dağlarımızda tütmeye devam eden ocaklar ve vefalı dost kalpler eksik olmasın… Bu toprağın sesini kaleme alan gönül insanlarına ve geçmişin vefalı kalemlerine saygıyla... • Kaynakça Teknikel, R. (1989, Eylül). Güz Çeşitlemeleri: Güz Geldi Yine; Güz ve Bir Göçer Savuşuyor Patikalardan; Şimdi Güz. İçel Kültürü, 3(9), s. 23. Topaloğlu, M. (1993, Mayıs). Tek Kalan Ağaca Ağıt. İçel Kültürü, 7(27), s. 18.
Ekleme Tarihi: 29 Ekim 2026 -Perşembe

KÜLTÜR YAZILARI... GÜNE DOĞRU YAZILAR | 28.10.2026 | Hilmi DULKADİR | Güzün Sırrı


•
Malum, takvim yaprakları sonbaharı gösterdiğinde dağların rengi, rüzgârın huyu değişir. Mersin’in Toroslarında sabahlar öyle sıradan bir uyanış olmaz; "eflatun bir renge” bürünür gece, gökyüzü "portakal buğusuna" bulanır. İçimizdeki o kadim tel titrer çünkü biliriz ki, "şakası yok bu işin, güz geldi yine..." 

Güz, doğanın en saf halidir. Şarkılarla değil ama "çoban ıslıklarıyla gelir mevsimler arasından". İnsanı çocukluğuna götüren o masumiyet, "söğüt dalı atına yan binen bir çocuk saflığıyla" yüreğimize konar. Zaman su gibidir; "suya düşen taşın büyüyen halkalarıdır güz..." 

Hatırlar mısınız bilmem; patikalardan hüznü eteğine toplayıp savuşup giden göçerleri, üveyiklerin ve taktak kuşlarının çığlıklarını... Ardıç, katran, andız ağaçları güze gülümserken, dağ çiçekleri arasında koşan o çocukluk hatıraları "Mut yaylalarında kalır". Ve bir akşamüstü anlarız ki; "kapandı yaz sofrası şimdi güz..." Her şey güz kokar o sabah; eski pancurlar arasından süzülen ışıltıyla birlikte insan hem evindeki ocağı yeniden tüttürmek hem de ömrünün üşüyen yanlarını ısıtmak ister… (Teknikel, 1989, s. 23). Güzle birlikte doğa üzerindeki elbiselerini birer birer soyunur.

İçel Kültürü dergimizin sayfalarında yankılanan bir ses, uçurum başından el açmış tek kalan bir ağaca seslenir ve şu sitemi fısıldar: “Gölgene sığındım serinlet beni / Yaprağın haniya döktün mü ağaç?” 

Yorgun yolcuların durağı olan, kuşlara ve kurda ziyafet çeken o ulu varlık şimdi ortalıkta "ölü gibi durur" görünse de aslında toprağın altında sabırsızca bir bahar hazırlığındadır. İnsan kıyamaz ki; "Kırmaya kıyamam bir tek dalını / Kimse sormaz olmuş garip halini" (Topaloğlu, 1993, s. 18) diyerek onun bu kimsesiz asaletine ortak olur. Uçurum başından açılan o eller, aslında toprağa edilen sessiz birer duadır. 

Güz, bir eksiliş değil; ömrün hasadıdır. Bağdadı duvarlara vuran ay ışığı, insanın kendi iç sesine varacağı en sakin sığınaktır. 

Ve güz, doğanın kavgasız gürültüsüz, kendi içine çekilme vaktidir. Yıllar evvel emek verip sayfalarını ördüğüm “İçel Kültürü” adlı dergimizin sararmış ama ruhundan hiçbir şey kaybetmemiş sayfalarını karıştırırken, bu mevsimin insan kalbinde açtığı yarıkları ve bıraktığı lezzeti iki ayrı sesle yeniden duydum. Biri Mut'un Malhoca Köyü’nden öğretmen Ramazan Teknikel’in dizeleriyle zihnimize kazınan o coşkulu “Güz Çeşitlemeleri”, diğeri ise Mustafa Topaloğlu’ndan uçurum kenarında boynu bükük kalmış o vefalı ağacın sitemi... 

Bugün okurlarınızla buluşan bu satırlar; geçmişin o tertemiz dergi sayfalarından bugünün vefalı kalemine uzanan bir vefa köprüsü olsun. 
Ne derler bilirsiniz; ömür de bir güz, insan da menzile varan bir yolcu... Yeter ki göğsümüzde biriktirdiğimiz türküler, dağlarımızda tütmeye devam eden ocaklar ve vefalı dost kalpler eksik olmasın…

Bu toprağın sesini kaleme alan gönül insanlarına ve geçmişin vefalı kalemlerine saygıyla...
•
Kaynakça
Teknikel, R. (1989, Eylül). Güz Çeşitlemeleri: Güz Geldi Yine; Güz ve Bir Göçer Savuşuyor Patikalardan; Şimdi Güz. İçel Kültürü, 3(9), s. 23.
Topaloğlu, M. (1993, Mayıs). Tek Kalan Ağaca Ağıt. İçel Kültürü, 7(27), s. 18.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve mersindesonhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.