| KAPAĞI AÇILAN KİTAP |Arpaçsakarlar Köyü- Tarihsel, Sosyal, Kültürel, Ekonomik Durumu Hakkında Araştırma | Yazan: M. Avni Mutlu | 3 Ocak 2025 | Tanıtım: Hilmi DULKADİR |
•
3 Ocak'ın Gölgesinde Bir 3 Nisan:
-Biri Mersin'in Kurtuluşunun tarihini göstermekte, diğeri o kurtuluşun ruhunu taşımakta...
•
Mersin, 3 Ocak 1922 sabahı uyandığında artık özgürdü. Ama bu özgürlüğün ilk nefesi, tam 22 ay önce, 6 kilometre ötede, Arpaçsakarlar köyünün 3 Nisan 1920 şafağında, yanan evlerin dumanıyla karışmıştı. Kurtuluş, bir günde ilan edilmişti belki; ama bir köyün, bir gecede yeniden doğuşuyla kazanılmıştı.
•
Yıl, 1974. Mersin’de emekli bir lise müdürü, elindeki eski bir deftere eğilmiş, sessizce yazıyordu (Mutlu, 1974). Mürekkebi kurudukça, 54 yıl öncesine, 1920’nin o Nisan sabahına geri dönüyordu. Kalemi, bir tarihçiye ait değildi, o sabah sekiz yaşında, kapısında süngülü askerler görmüş bir çocuğun titreyen sesiyle yazıyordu: “M. Avni Mutlu.” Dolayısıyla bu, esasen bir kitabın tanıtımı olmayıp, bir beldenin nabzında, bir milletin kader çizgisinin nasıl titrediğinin kaydıdır.
•
Önce Sessizlik ve Sonra Çığlık
O sabahın sessizliği, madeni bir tıkırtıyla bozuldu. Köpekler havlamıyordu. Önce bu fark edildi. Sonra, alacakaranlığın içinden silüetler belirdi. Fransız üniformaları. Makineli tüfekler, köy meydanının girişine, sanki bir av sahnesine konmuş gibi yerleştirildi.
M. Avni, Dudu Teyze’nin evlerine sığınan Topal Mehmet Muhtar’ı sakladığı ambarı hatırlıyordu. “Köyü düşman bastı!” fısıltısı, bir çığlığa dönüşemeden boğuldu. Fransız askeri, yatakları toplayıp ateşe vermeye başladı. Gülsüm abla, alevleri elleriyle boğarak evlerini kurtardı. Ama köyü kurtaramadı.
Meydan. Camii önü. At üstünde bir Fransız subayı. Etraflarında bir halka gibi süngüler. “Fransız idaresine karşı isyan edenlerin cezası ağır olacaktır.” Bu bir tehditti. Ama Arpaçsakarlılar için tarihin kendilerine biçtiği roldü.
Elleri arkada, iplerle birbirine bağlanmış yedi adam. Muhtar Topal Mehmet, Kara Ali, Arap Ahmet Çavuş… İsimler, bir şehitlik destanının ilk mısraları gibiydi.
Hayvan sürüleri çalındı, tavuklar çantalara tıkıldı. Evler; Hüseyin’in, Hacı Yusuf’un evleri, birer meşale gibi tutuşturuldu. Duman, gökyüzüne yazılan bir meydan okumaydı.
Bu sahne, dünyanın her yerindeki işgallerin ortak dilidir. 1942’de bir Yunan köyünde, 1954’te Cezayir’de, 1968’de Vietnam’da… Zulüm evrenseldir. Ama direnişin şekli, bir milletin DNA’sına işlenir. Arpaçsakarlar’ın DNA’sında, Orta Asya’dan gelen “Sakar” göçerlerin özgürlük aşkı ve Çanakkale’de, Yemen’de şehit düşmüş evlatlarının mirası vardı.
•
Bir Gün Sonra, Bir Asırlık Karar
İşgalin ertesi günü, 4 Nisan 1920, Arpaçsakarlar için asıl doğum günüdür. Şok geçmiş, acı, yerini buz gibi keskin kararlılığa bırakmıştır. Köyün ileri gelenleri, cami avlusunda, hâlâ yanık kokan havada toplandı.
Toplantıda iki karar alındı:
1. Taktiğin Dili: Yaşlılardan oluşan bir heyet, Fransız karargahına gidecek, köyün “masum” olduğunu anlatacak, hayvanları geri alacaktı. Bu teslimiyet olmayacak, nefes almak, zaman kazanmak. Bir çeşit satranç hamlesi.
2. Devrimin ta Kendisi: Ve o an, tarih yazıldı. “Arpaçsakarlılar Müdafaa-i Hukuk Heyeti” resmen kuruldu. Ali Mutlu, Molla Hacı Resul, İbrahim Kâhya, Hacı Veli Ongun, Mustafa Kâhya. Bu isimler, artık bir komitenin üyeleriydi. Dağınık öfke, milli bir disiplinle örgütlendi.
Düşünün: Daha dün evi yanmış, komşusu esir alınmış bir köy, ertesi gün kendi kurtuluş hükümetini kuruyor… Bu, Fransız işgalcilerin anlayamayacağı bir psikolojik sıçramaydı. Bu, “bir köyün, bir devlet olma iradesini göstermesiydi.”
Ve bu irade, virüs gibi yayıldı. 5 Nisan’da Mezitli aynı acıyı yaşadı, ama artık “Arpaçsakarlar modeli” vardı. Köy, stratejik bir kale oldu. Fransız birlikleri buradan geçerken, artık boş evlere ve pusuya yatmış milli bakışlara maruz kalıyordu.
•
Adana Zindanlarından Batı Cephesi’ne
Esir götürülen yedi kişinin Adana’da Ermeni fedailerin elinde çektikleri, ayrı bir destandı. Günde 80 gram ekmekle, angaryada çalıştırıldılar. Kurtulup köye döndüklerinde, sırtlarına silahı vurup dağa çıkmak, en doğal haklarıydı. Ama onlar daha fazlasını yaptı.
1921. Güney Cephesi, Ankara Anlaşması ile temizlendi. Fransızlar çekiliyordu. Sıra, Batı’da Yunan ordusuna gelmişti. Ve Arpaçsakarlar’ın o kahraman oğulları, kurtuldukları topraklarda durmadılar. “Yürüdüler.” Torosları aşıp, Konya Ovası’ndan geçip, Sakarya’ya, Dumlupınar’a uzandılar.
Bu, insanı yerinden zıplatan bir detaydır!..
Yerel kurtuluşla yetinmediler. “Vatan” dediler, bütün vatanı kastettiler.” Köyün kurtuluşunu, ülkenin kurtuluşundan ayrı görmediler. Bu, onları rasgele bir direnişçiden, evrensel bir kahramanlık felsefesinin taşıyıcısı yaptı.
•
1974’ten Bize Kalan
M. Avni Mutlu, 1974’te yazmayı bitirdiğinde, muhtemelen camdan dışarı, o artık şehirleşmiş beldeye baktı. Okulu, kooperatifi, asfaltı vardı. Ama onun gördüğü, 1938’de o işgal meydanına dikilen anıtın gölgesi altında oynayan çocuklardı.
Ve nihayet, 1938 yılında, tarih kendini tamamlayan bir döngüyü resmetti. “Elleri bağlı esirlerin götürüldüğü, evlerin yandığı, bir halkın mahşer yerine döndüğü o işgal meydanına, bir Atatürk Anıtı dikildi.” Artık kurtuluşun ta kendisi, orada, tunçtan bir abideyle duruyordu. Her sabah onun gölgesine vuran güneş, 3 Nisan 1920 şafağını; her bakışında okunan o kararlı ifade ise, 4 Nisan'da kurulan o direniş heyetinin ruhunu hatırlatıyordu. Çünkü bu anıt “bir köyün bir gecede yeniden doğuşunun ve bir kentin kurtuluşunun kesiştiği noktada, tarihin kendini ebedileştirdiği bir zemindi.”
O sabah, saat 04:30’da bir köy uyandı ve bir millet oldu. M. Avni Mutlu’nun defteri bunu anlatıyor. Biz, onun satırlarından çok daha fazlasını, bir milletin nasıl doğduğunu okuyoruz.
•
Not: Bu metnin özü, M. Avni Mutlu'nun aşağıdaki kaynakçada gösterilen eserindeki bilgi ve anılardan esinlenilerek ve onun anlatısına dayanılarak yazılmıştır. Yazarın hatırasına saygıyla...
•
Kaynakça
Mutlu, M. A. (1974). Arpaçsakarlar Köyü -Tarihsel, Sosyal, Kültürel, Ekonomik Durumu Hakkında Araştırma (Altıncıoğlu Matbaası/Ankara b.).