İnsan rasyonel bir varlık olduğu kadar, adalet duygusuyla bağ kuran bir canlıdır. Çocukken oynadığımız oyunlarda bile "Ama bu haksızlık!" diye bağırmamız boşuna değildir; içgüdüsel olarak terazinin dengede durmasını isteriz. Gelgelelim, büyüdükçe o terazinin kefelerinin para hırsıyla, güç savaşıyla ve bencillikle nasıl hoyratça sarsıldığına şahit oluyoruz.
Bugün sokakta, otobüste, trafikte ya da iş yerinde kendi kendine mırıldanan, ellerini kollarını sallayarak görünmez bir rakiple tartışan insanlar görmeniz tesadüf değil. Toplumun çok büyük bir kesimi, haksızlığın yarattığı o ağır sis bulutunun altında, derin bir depresyonla boğuşuyor. Sesini duyuramayan, hakkını aradığında kapıların yüzüne kapandığı her birey, çareyi kendi içine dönmekte buluyor. Önce odasındaki duvarlarla konuşmaya başlıyor insan. Duvarlar iyi dinleyicilerdir; sözünüzü kesmezler, sizi haksız çıkarmazlar. Ama ne yazık ki sizi iyileştirmezler de. Sadece çaresizliğinizin sesini size geri yansıtan birer ayna olurlar.
Ancak bu noktada, o kendi kendine konuşan kalabalıkların ıskaladığı acı bir hakikat var: Bu haksızlık gökten zembille inmedi. Onu biz ürettik, biz büyüttük ve şimdi yine biz tüketiyoruz.
"Hayat, her hareketimizin bize geri döndüğü devasa bir yankı odasıdır."
Özellikle para hırsının, daha lüks yaşama arzusunun ve "ben kurtulayım da gerisi ne olursa olsun" zihniyetinin esiri olan insanoğlu, farkında olmadan bir bumerang fırlatıyor. Bugün daha fazla kazanmak için bir başkasının hakkını gasp eden, sırasını çalan, emeğini sömüren veya ona adaletsiz davranan kişi, sistemin kusursuz işleyen çarkını unutuyor. Sen bugün birine haksızlık yaparsan, yarın bir başkası da mutlaka sana haksızlık yapacaktır. Bu, hayatın kaçınılmaz matematiksel döngüsüdür.
Birbirimizi ezerek yükselmeye çalıştığımız bu merdivenin sonunda aslında hiçbirimiz zirveye ulaşmıyoruz; aksine, hep birlikte dipsiz bir kuyunun içine düşüyoruz. Sonra da o kuyunun karanlığında, "Bana neden bunu yaptılar?" diye duvarlara dert yanıyoruz.
Toplumsal depresyondan çıkışın yolu, duvarlarla konuşmayı bırakıp birbirimizin yüzüne bakabilmekten geçiyor. Haksızlık zincirini kırmanın tek yolu, o zincire yeni bir halka eklemeyi reddetmektir. Paranın satın alamayacağı yegane şeyin huzurlu bir vicdan olduğunu hatırladığımız gün, duvarlar da sessizliğine geri dönecek, ruhlarımız da.

