İnsan ilişkilerinin en kırılgan, en fırtınalı geçtiği yer neresidir diye sorsalar, pek çoğumuz hiç düşünmeden "miras ve aile hukuku koridorları" deriz. Hele ki işin içine yaşlılık, hastalık ve "vesayet" gibi hassas kavramlar girdiğinde, yılların kardeşlik bağları bir anda yerle bir olabiliyor. Bugün köşemizde, adliye saraylarının tozlu raflarında sıkça rastladığımız, ama vicdanları her seferinde ilk günkü gibi sızlatan bir paradoksu ele alacağız: Babanın parasıyla, kardeşine karşı savaş açan vasi.
Soru net, bir o kadar da can yakıcı: "Vasi, diğer kardeşlerden birini suçlamak için babasına avukat tutmuş, parayı da babanın parasından karşılıyor. Bu yasal mı?"
İlk bakışta insan aklıyla ve vicdanıyla dalga geçen bir senaryo gibi duruyor. Bir evlat düşünün; babasının aklî veya bedeni melekelerini kaybetmesi üzerine mahkemece "vasi" tayin ediliyor. Görevi ne? Babasını korumak, onun haklarını savunmak, onun malını mülkünü gözetmek. Ancak vasi, bu kutsal emaneti alıp, kendi öz kardeşine karşı bir silaha dönüştürüyor. Üstelik bu savaşın finansmanını da yine o korumakla yükümlü olduğu babanın cebinden karşılıyor.
Peki, hukuk bu trajikomik tiyatroya ne diyor?
Kanunun Çizdiği Sınır: Sadakat ve İzin
Hukuk, kimseye "Al bu babanın cüzdanı, canının istediği gibi harca, canının istediğine dava aç" demez. Türk Medeni Kanunu’na göre vasi, vesayet altındaki kişinin mal varlığını yönetirken kendi malından daha özenli davranmak zorundadır.
Buradaki ince çizgi şudur: Eğer diğer kardeş gerçekten babanın malını kaçırıyor, yaşlı adamı dolandırıyor veya ona zarar veriyorsa; vasinin avukat tutup dava açması sadece yasal değil, aynı zamanda hukuki bir zorunluluktur. Ancak... Vasi bu harcamayı kafasına göre yapamaz. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gidip, "Ben kardeşime babam adına dava açacağım, şu kadar avukatlık ücretini de babamın hesabından çekeceğim" diyerek izin almak zorundadır.
Eğer ortada mahkemenin verdiği bir izin yoksa, vasi o parayı babanın hesabından gizlice veya kendi inisiyatifiyle çekmişse, işte orada duracaksınız. Orada hukukun adı "Görevi Kötüye Kullanma" ve "Güveni Kötüye Kullanma" olur.
Vicdanın Çizdiği Sınır: Güç Zehirlenmesi
İşin hukuki boyutu mahkemelerde çözülür; dilekçeler yazılır, hesap hareketleri incelenir, usulsüzlük varsa vasi görevden alınır. Peki ya işin vicdani boyutu?
Vesayet makamı, bir evlada "güç" devretmez; bir "sorumluluk" yükler. Ne yazık ki günümüzde vasi tayin edilen bazı kişiler, altlarında babalarının imzası ve banka kartı bulunca kendilerini o mal varlığının tek hakimi, aile meclisinin de tek yargıcı sanıyorlar. Kardeşlik hukukunu, geçmişten gelen kuyruk acılarını veya kişisel hırslarını tatmin etmek için babanın cüzdanını bir cephane gibi kullanmak, sadece hukuka değil, evlatlık bilincine de indirilmiş ağır bir darbedir.
Son Söz Adalet, sadece mahkeme salonlarında tecelli eden bir karar bütünü değildir. Gerçek adalet, size emanet edilen bir gücü, o gücün gerçek sahibinin aleyhine ve kendi hırslarınız uğruna kullanmamaktır. Babasının parasıyla kardeşini vurmaya kalkanlar bilmelidir ki; hukuk o paranın hesabını kuruşu kuruşuna sorar. Ama daha da önemlisi, o harcanan paralarla birlikte eriyip giden aile bağlarının hesabı, hiçbir mahkemede temyiz edilemez.

