| Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXVIII-| Dünde Kalan Sözler- III- | Sabahattin Çakmakoğlu’nun Mut’da Yapılan “Karacaoğlan Kültür Sanat Şenliği” vesilesiyle yapmış olduğu konuşma. Kültür, Kimlik ve Devlet Stratejisi | Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 30 Ocak 2026 |
•
Şenliklerin Ötesinde: Kültür, Kimlik ve Devlet Stratejisi.
Sabahattin Çakmakoğlu’nun önceki konuşmalarında, “millî eğitim” ve “kültür emperyalizmi” kavramlarını ne kadar merkeze aldığını görmüştük. 28 Haziran 1985 tarihinde, Mersin’in Mut ilçesinde düzenlenen “Karacaoğlan Kültür Sanat Şenliği”’ndeki konuşması ise, bu düşünce sisteminin adeta bir tezahürü ve pratik bir strateji belgesi niteliğindedir. Bu metin, sıradan bir açılış konuşmasının çok ötesine geçerek, Türkiye’deki kültürel faaliyetlerin bir panoramasını çizer, bunları bir millet olma vasfı bağlamında sorgular ve nihayetinde bir devlet politikası önerisiyle son bulur.
•
Festivaller Çağında “Şuurlu” Bir Kültür Etkinliği Arayışı.
Çakmakoğlu, konuşmasına, Türkiye’de sayıları “800 civarına” ulaşan festival, şenlik ve bayramlardan bahsederek başlar ve bunları genel olarak “iyiye doğru gidişin bir ifadesi” olarak görür. Ancak, hemen ardından önemli bir ayırım yapar: Bu etkinliklerin çoğunun “şuurlu olmayan”, turizm ve geçici eğlenceye odaklanan, derinlikten yoksun faaliyetler olduğunu belirtir. Ona göre asıl değerli olanlar, “Türk kültürüne, dününden bugüne değerlerimizi taşıyan ve yarınki insanlarımıza mesaj ulaştıracak nitelikte olan” etkinliklerdir. Mut’taki Karacaoğlan Şenliği’ni işte bu ikinci kategoride, bilinçli ve misyon sahibi bir faaliyet olarak konumlandırır. Bu yaklaşım, onun kültürü, gelip geçici bir gösteriden ziyade, kimlik inşasının ve geleceğe aktarımın temel aracı olarak gördüğünü gösterir.
Çakmakoğlu, bu konuşmada, kültür kavramını bir milletin varoluş sebebiyle doğrudan ilişkilendirerek daha da derinleştirir. Ona göre, medeniyetler insanlığın ortak mirasıdır, ancak “millet” olma vasfını kazanmış toplulukları ayakta tutan şey, kendi “öz varlıklarını teşkil eden” kültürleridir. Bu tezini teyit için tarihten çarpıcı bir argüman sunar: Bazı milletler, siyasi bağımsızlıklarını kazanmış gibi görünseler bile, kendi kültürlerini koruyamadıkları veya yozlaştırdıkları için, egemen milletlerin kültürel esareti altında kalmaya mahkûm olmuşlardır. Hatta “dillerini kaybettikleri için” gerçek anlamda müstakil bir millet olamamışlardır. Buna karşılık, güçlü bir kültüre sahip milletler, “kaybettikleri savaşların içerisinde bile” varlıklarını sürdürebilir ve işgal dönemlerini kısa sürede telafi edebilirler. Burada Çakmakoğlu, kültürü, askeri ve ekonomik gücün ötesinde, nihai ve kalıcı bir direnç ve varoluş kaynağı olarak teorize etmektedir.
•
“Bizim Olana Sahip Çıkmak”: Öz ve Biçim Üzerine Bir Değerlendirme.
Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Çakmakoğlu’nun kültürel aidiyet ve özümseme üzerine yaptığı yorumdur. “Başkasına ait olanın paylaşılması bir hisseyi ifade eder” diyerek, yabancı kültür unsurlarının taklidi veya hayranlığının sınırlarına işaret eder. Asıl zenginliğin, “bize ait olan ve bizim devamımızı sağlayacak olan değerlere sahip çıkmak” olduğunu vurgular. Bu bağlamda, Divan edebiyatı ile Halk edebiyatı arasında bir karşılaştırma yapar. Ona göre, “esas olan, özde değişmemiş olmaktır”. İki gelenek de aynı Türk kültürünün ürünüdür; aradaki fark, hitap edilen kesimin kültür seviyesine göre değişen “şekil şartları” ve üsluptur. Divan şairleri daha süslü ve diplomatik bir dil kullanırken, Karacaoğlan gibi halk ozanları, “halkın diliyle sade ve hemen anlaşılır şekilde” söylemiştir. Bu tespit, onun, kültürde özün korunması koşuluyla çeşitliliği ve katmanlılığı meşru gören dengeli bakış açısını yansıtır.
Çakmakoğlu, konuşmasını bir teşhiste bırakmaz; somut bir talep ve vizyonla sonlandırır. Türkiye’deki kültür faaliyetlerinin “yeterli olmayan” ve “dağınık” bir şekilde yürütüldüğünü tespit eder. Bu dağınıklığın, “kültür emperyalizmi” olarak tanımladığı, gönülleri ve beyinleri hedef alan çağdaş tehdit karşısında yetersiz kaldığını düşünür. Buradan hareketle, net bir çağrıda bulunur: Konunun “devlet politikası olarak, daha şuurlu ele alınması” gerekmektedir. Teknoloji transferinin tek başına yeterli olmayacağını, “milli ve manevi değerlerle mücehhez nesiller” yetiştirmenin zaruretine işaret eder. Bunun yolu ise, eğitimden basın-yayına (TRT dahil) tüm kamu kuruluşlarının “tek hedef halinde” ve güçlü bir program dahilinde çalışmasından geçer. Bu, kendilerini kültür politikalarını bir güvenlik ve bekâ meselesi olarak gören, devlet merkezli ve planlı bir modernleşme anlayışının savunucusu olarak konumlandırır.
•
Sonuç.
Mut’taki bu konuşma, Çakmakoğlu’nun düşünce dünyasının olgunlaşmış ve ete kemiğe bürünmüş halidir. 19 Mayıs’ta gençliği uyaran, Öğretmenler Günü’nde bu uyarının mimarlarına yol gösteren Çakmakoğlu, burada tüm bu söylemin pratikte nasıl hayata geçirilmesi gerektiğine dair bir strateji ortaya koyar. “Kültür emperyalizmi” tehdidi, “millî kimlik” inşası ve “şuurlu” devlet müdahalesi temaları, üç konuşmada da sabit bir eksen oluşturur. Mut konuşması, bu ekseni, somut bir kültürel etkinlik üzerinden, tarihsel analizlerle destekleyerek ve nihai bir politika önerisiyle taçlandırarak derinleştirir.
Sabahattin Çakmakoğlu’nun “Dünde Kalan Sözler”i, işte bu bütünlüklü, öngörülü ve eylem çağrısı içeren niteliğiyle, günümüzün kültür ve kimlik tartışmalarına hâlâ ışık tutabilecek niteliktedir.
*(Bu değerlendirme, Sabahattin Çakmakoğlu'nun "Dünde Kalan Sözler" (Ankara, 2014) adlı kitabının 34-39. sayfalarındaki metinler esas alınarak hazırlanmıştır.)
•
| 1 Şubat 2026 |Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXIX-| Dünde Kalan Sözler- IV- | Dilin İktidarı: Türkçe, Bir Varoluş Silahı |
Anasayfa
Yazarlar
Hilmi Dulkadir
Yazı Detayı
Bu yazı 158 kez okundu.
KÜLTÜR YAZILARI... Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXVIII
| Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXVIII-| Dünde Kalan Sözler- III- | Sabahattin Çakmakoğlu’nun Mut’da Yapılan “Karacaoğlan Kültür Sanat Şenliği” vesilesiyle yapmış olduğu konuşma. Kültür, Kimlik ve Devlet Stratejisi | Tanıtım: Hilmi DULKADİR | 30 Ocak 2026 |
•
Şenliklerin Ötesinde: Kültür, Kimlik ve Devlet Stratejisi.
Sabahattin Çakmakoğlu’nun önceki konuşmalarında, “millî eğitim” ve “kültür emperyalizmi” kavramlarını ne kadar merkeze aldığını görmüştük. 28 Haziran 1985 tarihinde, Mersin’in Mut ilçesinde düzenlenen “Karacaoğlan Kültür Sanat Şenliği”’ndeki konuşması ise, bu düşünce sisteminin adeta bir tezahürü ve pratik bir strateji belgesi niteliğindedir. Bu metin, sıradan bir açılış konuşmasının çok ötesine geçerek, Türkiye’deki kültürel faaliyetlerin bir panoramasını çizer, bunları bir millet olma vasfı bağlamında sorgular ve nihayetinde bir devlet politikası önerisiyle son bulur.
•
Festivaller Çağında “Şuurlu” Bir Kültür Etkinliği Arayışı.
Çakmakoğlu, konuşmasına, Türkiye’de sayıları “800 civarına” ulaşan festival, şenlik ve bayramlardan bahsederek başlar ve bunları genel olarak “iyiye doğru gidişin bir ifadesi” olarak görür. Ancak, hemen ardından önemli bir ayırım yapar: Bu etkinliklerin çoğunun “şuurlu olmayan”, turizm ve geçici eğlenceye odaklanan, derinlikten yoksun faaliyetler olduğunu belirtir. Ona göre asıl değerli olanlar, “Türk kültürüne, dününden bugüne değerlerimizi taşıyan ve yarınki insanlarımıza mesaj ulaştıracak nitelikte olan” etkinliklerdir. Mut’taki Karacaoğlan Şenliği’ni işte bu ikinci kategoride, bilinçli ve misyon sahibi bir faaliyet olarak konumlandırır. Bu yaklaşım, onun kültürü, gelip geçici bir gösteriden ziyade, kimlik inşasının ve geleceğe aktarımın temel aracı olarak gördüğünü gösterir.
Çakmakoğlu, bu konuşmada, kültür kavramını bir milletin varoluş sebebiyle doğrudan ilişkilendirerek daha da derinleştirir. Ona göre, medeniyetler insanlığın ortak mirasıdır, ancak “millet” olma vasfını kazanmış toplulukları ayakta tutan şey, kendi “öz varlıklarını teşkil eden” kültürleridir. Bu tezini teyit için tarihten çarpıcı bir argüman sunar: Bazı milletler, siyasi bağımsızlıklarını kazanmış gibi görünseler bile, kendi kültürlerini koruyamadıkları veya yozlaştırdıkları için, egemen milletlerin kültürel esareti altında kalmaya mahkûm olmuşlardır. Hatta “dillerini kaybettikleri için” gerçek anlamda müstakil bir millet olamamışlardır. Buna karşılık, güçlü bir kültüre sahip milletler, “kaybettikleri savaşların içerisinde bile” varlıklarını sürdürebilir ve işgal dönemlerini kısa sürede telafi edebilirler. Burada Çakmakoğlu, kültürü, askeri ve ekonomik gücün ötesinde, nihai ve kalıcı bir direnç ve varoluş kaynağı olarak teorize etmektedir.
•
“Bizim Olana Sahip Çıkmak”: Öz ve Biçim Üzerine Bir Değerlendirme.
Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Çakmakoğlu’nun kültürel aidiyet ve özümseme üzerine yaptığı yorumdur. “Başkasına ait olanın paylaşılması bir hisseyi ifade eder” diyerek, yabancı kültür unsurlarının taklidi veya hayranlığının sınırlarına işaret eder. Asıl zenginliğin, “bize ait olan ve bizim devamımızı sağlayacak olan değerlere sahip çıkmak” olduğunu vurgular. Bu bağlamda, Divan edebiyatı ile Halk edebiyatı arasında bir karşılaştırma yapar. Ona göre, “esas olan, özde değişmemiş olmaktır”. İki gelenek de aynı Türk kültürünün ürünüdür; aradaki fark, hitap edilen kesimin kültür seviyesine göre değişen “şekil şartları” ve üsluptur. Divan şairleri daha süslü ve diplomatik bir dil kullanırken, Karacaoğlan gibi halk ozanları, “halkın diliyle sade ve hemen anlaşılır şekilde” söylemiştir. Bu tespit, onun, kültürde özün korunması koşuluyla çeşitliliği ve katmanlılığı meşru gören dengeli bakış açısını yansıtır.
Çakmakoğlu, konuşmasını bir teşhiste bırakmaz; somut bir talep ve vizyonla sonlandırır. Türkiye’deki kültür faaliyetlerinin “yeterli olmayan” ve “dağınık” bir şekilde yürütüldüğünü tespit eder. Bu dağınıklığın, “kültür emperyalizmi” olarak tanımladığı, gönülleri ve beyinleri hedef alan çağdaş tehdit karşısında yetersiz kaldığını düşünür. Buradan hareketle, net bir çağrıda bulunur: Konunun “devlet politikası olarak, daha şuurlu ele alınması” gerekmektedir. Teknoloji transferinin tek başına yeterli olmayacağını, “milli ve manevi değerlerle mücehhez nesiller” yetiştirmenin zaruretine işaret eder. Bunun yolu ise, eğitimden basın-yayına (TRT dahil) tüm kamu kuruluşlarının “tek hedef halinde” ve güçlü bir program dahilinde çalışmasından geçer. Bu, kendilerini kültür politikalarını bir güvenlik ve bekâ meselesi olarak gören, devlet merkezli ve planlı bir modernleşme anlayışının savunucusu olarak konumlandırır.
•
Sonuç.
Mut’taki bu konuşma, Çakmakoğlu’nun düşünce dünyasının olgunlaşmış ve ete kemiğe bürünmüş halidir. 19 Mayıs’ta gençliği uyaran, Öğretmenler Günü’nde bu uyarının mimarlarına yol gösteren Çakmakoğlu, burada tüm bu söylemin pratikte nasıl hayata geçirilmesi gerektiğine dair bir strateji ortaya koyar. “Kültür emperyalizmi” tehdidi, “millî kimlik” inşası ve “şuurlu” devlet müdahalesi temaları, üç konuşmada da sabit bir eksen oluşturur. Mut konuşması, bu ekseni, somut bir kültürel etkinlik üzerinden, tarihsel analizlerle destekleyerek ve nihai bir politika önerisiyle taçlandırarak derinleştirir.
Sabahattin Çakmakoğlu’nun “Dünde Kalan Sözler”i, işte bu bütünlüklü, öngörülü ve eylem çağrısı içeren niteliğiyle, günümüzün kültür ve kimlik tartışmalarına hâlâ ışık tutabilecek niteliktedir.
*(Bu değerlendirme, Sabahattin Çakmakoğlu'nun "Dünde Kalan Sözler" (Ankara, 2014) adlı kitabının 34-39. sayfalarındaki metinler esas alınarak hazırlanmıştır.)
•
| 1 Şubat 2026 |Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXIX-| Dünde Kalan Sözler- IV- | Dilin İktidarı: Türkçe, Bir Varoluş Silahı |
Ekleme
Tarihi: 30 Ocak 2026 -Cuma
KÜLTÜR YAZILARI... Bir Valinin İzinde: Sabahattin Çakmakoğlu’nu Anmak -XXVIII
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.